<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Zakirun - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>https://zakirun.de/</link>
		<description><![CDATA[Zakirun - https://zakirun.de]]></description>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 17:30:49 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Sonbahara Giriş Şeytana Mühlet Verilmesinin Hikmeti(Kar©glanin 01 Eylül 2015 Vaazi)]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44979</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 11:15:16 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44979</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
Sonbahara Giriş, Mevsimin İlk Armudu ve Karanlığa ve Zülmete, Kışı Getirmeleri İçin Mühlet Verilmesi ve Şeytan Aleyhillaneye Mühlet Verilmesinin Hikmeti<br />
</span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 01 Eylül 2015 Vaazı)<br />
<br />
... Zilhicce 2015 Salı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا وَأَكِيدُ كَيْدًا فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Tarık Suresi 15-16-17<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
İnnehum yekîdûne keydâ, ve ekîdu keydâ. Fe mehhilil kâfirîne emhilhum ruveydâ.<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Tarık Suresi 15-16-17<br />
<br />
Meali:<br />
<br />
Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar, ben de onlara karşı bir tuzak kurarım. Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı.<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Tarık Suresi 15-16-17<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
Muhammed Aleyhisselâm, ayakları taşlanmış ve kan revan içinde Taif'ten dönerken...<br />
<br />
Hz. Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:<br />
<br />
"Bilmiyorlar. Şayet benim peygamber olduğumu bilselerdi böyle yapmazlardı. Ya Rabbi, bunların sülbünden gelecek iyiler için bağışla onları."<br />
<br />
(Hadis-i Şerif)<br />
<br />
Allahümme salli alâ Muhammedül Vaadül Emin,<br />
<br />
Allahümme salli alâ Yunuse Vadehu bil Avdeti,<br />
<br />
Allahümme salli alâ Mehdi Zamanül Emin vezzamanul Avdeh.<br />
<br />
Yolculuğumuza başlıyoruz:<br />
<br />
Eski terazilerle satış yaparken, eğer bu adam gerçek bir mümin ise, mesela şeker tartarken müşterisinin hakkı geçmemesi için her tartışında en az elli gram şekeri fazla katıp terazinin hafif ağır gelmesini sağlar.<br />
<br />
Üçkâğıtçı, sahtekâr satıcı ise terazinin şeker koyduğu kesesinin altına iki çiklet sakızı yapıştırıp, daha bir kilo değilken o şekeri bir kilo gelmesini sağlıyor veya bir parça lehim yapıştırıp hile yapıyor.<br />
<br />
Dünyada ikisinin örnekleri var mı? Evet, var.<br />
<br />
Mümin bakkal her seferinde elli gram fazla koyunca, onun şeker çuvalı mesela elli kiloysa, o çuval bitince o elli gram fazlalıklar yüzünden, mesela 49 kilo parası alıp fakat elli kilo satmış olur.<br />
<br />
Böylece bakkalın bunu hesap edip, her çuvaldan bir kilonun Allah hakkı olduğunu hesap etmesi gerekir.<br />
<br />
Fakat hilekâr bakkal, çuvalı elli kiloysa, o elli kiloluk çuvalı fazla gösterdiği elli gramlar yüzünden her çuvaldan bir kilo fazla para kazanır ve 51 kilo parası alır.<br />
<br />
Biz ta Receb ayından ve Hıdırellezden bu yana diyoruz ki, her ay erken geliyor. Hilekâr satıcı gibi, o biriken elli gramlar her ay çoğaldı ve sene sonu, senenin son ayı Zilhicce'ye girdik.<br />
<br />
Biz bu hileli satış misali olan kameri ayların erken gelmeleri yüzünden Zilhicce'nin erken geldiğini düşünüyoruz.<br />
<br />
Ve ne yapacağız şimdi? Son on güne girmiş olduk.<br />
<br />
Zilhicce'nin 10'u Arafat ve vakfe olacak, kurban kesilecekken semaya bakınca ve Diyanet takvimine bakınca ay iki gündür dolunay gibiydi. Diyanet takviminde bu gün için Zilkade 17 gösteriyor. Ne olacak şimdi?<br />
<br />
Receb isimli birini gördüm ve Receb'in 1'i dedik. Hıdırellez günü Hızır isimli bir oğlan gördüm, dedim.<br />
<br />
Ramazan'ın birinde hilal görmek ve hilal Cebeci tweeti olduğu gün dedik. Ramazan Bayramı gününde de Bayram isimli bir adamı gördüm ve bayram o gündü dedim.<br />
<br />
Peki, Zilhicce'nin alameti nedir?<br />
<br />
Zilhicce'nin alameti hacı görmektir. Uzun süredir görmediğiniz bir hacıyı görmek veya gördüğünüz hacıyı görmek.<br />
<br />
Biz ise geçen haftaki vaazda sahtekâr hacıdan bahsettik; tuğla çalan hırsız hacıdan bahsettik.<br />
<br />
Eğer bu Zilhicce böyle erken geldiyse, sebebi böyle hırsız ve sahtekâr hacıların çalmaları yüzünden, böyle çal çal, her kiloda elli gram çal ve sene sonu on iki kilo şeker parası kâr eden bakkal gibi, bu Zilhicce de şimdi sonbahara denk geldi.<br />
<br />
Sonbahar demek, yavaş yavaş kötülerin, böyle çalan, çırpanların, sahtekârların, kâfirlerin ve münafıkların yüz bulup kâr ettikleri vakit demek olur.<br />
<br />
Ve bu Zilhicce, yani bu seneki hac, hırsızların haccı olacak herhalde. Sonbahar haccı, sahtekâr hacılar; yani hacdan dönüşte hacılığını satacak olanların haccı.<br />
<br />
Yani erken geldik. Çalınan kameri günler torbada, elde hazır vaziyette. Adamlar hacdan sonrasını da planlamışlar bile. Yapacakları "keyd"leri hesap edip hacca gidecek olanlar.<br />
<br />
Bundan önceki sene yine hırsız hacıların vakti, yani on gün daha geç idi; yani sonbahardı. Daha sonra ve önceki senelerin hepsi sahtekâr hacıların vaktiydi. Ta en son mart ayında olan hacı vaktine kadar hep sahtekâr hacıların vaktiydi.<br />
<br />
Zilhicce alameti olarak biz göre göre iki tane sahtekâr hacı gördük. Fakat uzun zamandır bizi görmeyen biri de geldi bizi gördü.<br />
<br />
Biz de hac görevimizi 1997 senesinde mart ile nisan arasında yaptık; yani bahar ve yeşil ve Muhammed aylarında.<br />
<br />
O gelen misafire de Zilhicce'nin girdiği alameti olarak biz göründük ve Zilhicce'ye girildi denmiş oldu.<br />
<br />
Bu olay 30 Ağustos günü ikindi vakti oldu. Zilhicce'nin hilali demek ki ikindi vakti, bizde ikindi vaktiyken bir yerde Zilhicce girdi demek olur.<br />
<br />
31 Ağustos, Zilhicce'nin 1'i demek olur.<br />
<br />
İki sene sonra hacca gidecek olanlar için hac mevsimi artık yaz mevsimine denk gelecek ve sahtekâr hacıların vakti bitecek. Evet, içinde birkaç istisna olabilir ve bu genelini bozmaz.<br />
<br />
Baştaki Tarık Suresi'ndeki ayette geçen "keyd" kelimesi tuzaktan ziyade hile manasındadır ve demek olur ki: "Onlar hile yapıyorlar; onlar yaparsa ben de onlara hile yaparım" gibi bir mana vermek gerekir bu ayete.<br />
<br />
Böyle olunca, gecenin gündüze oranının değişmesi ve gündüz zamanının geceye bırakmaya başlaması demek, yavaş yavaş iyilerin kötü olmaya, günah işlemeye, günaha ve hileye başvurması demek olur.<br />
<br />
Böyle böyle zülmet, karanlık ve soğuk çoğalıp sonbahardan da kış mevsimine doğru yol alırız.<br />
<br />
Aynen bir otobüsün terminalden yola çıkıp başka bir şehre giderken, yolda inenlerin otobüsü yavaş yavaş boşaltıp yerine diğer şehre gideceklerin binmesi gibi...<br />
<br />
İşte iyilik, güzellik, aydınlık ve müminler de yerini karanlığa, zülmete, hileye ve günaha bırakmaya başlar.<br />
<br />
Bu, ta ki en günahkârların vakti olan, zülmetin ve karanlığın koyu olduğu, soğuk kışın çetin olduğu 21 Aralık'a kadar devam eder.<br />
<br />
Ondan sonra bu sefer insanlar günahtan tövbe edip, ağlayıp sızlayıp iyi olmaya meyletmeye başlar. Gözyaşını bahar yağmurlarına bırakır ve gündüz uzayıp bahara doğru yol alırız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ<br />
وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي<br />
الْعُقَدِ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Felak Suresi'nin tamamı.<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Kul eûzü bi rabbil felak, min şerri mâ halak, ve min şerri gâsikın izâ vekab, ve min şerrin neffâsâti fîl ukad, ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Felak Suresi'nin tamamı.<br />
<br />
Meali:<br />
<br />
De ki: "Ben, Felâk'ın Rabbine sığınırım." Öyle ki; yarattıklarının şerrinden veya yaratıklarının şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden veya karanlık ve zülmet vakti gelince zülmet ve karanlığın sahibi olanların şerrinden, düğümlere üfleyenlerin, büyücülerin ve sihirbazların şerrinden ve haset ettiği zaman haset edenin hasedinin şerrinden.<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Felak Suresi'nin tamamı.<br />
<br />
Bu surede öyle bir sıralama var ki, aynen sonbahardan kış mevsimine ve dünyanın ömründe kıyametin sabahına doğru giderken olacak olanları ve takip edilen yolu anlatıyor.<br />
<br />
Yani birinci olarak birilerinin "Eyvah, yaz bitti." diye, daha yazın sonundan bahara özlemeye başlaması ve "Keşke yaz bitmeseydi." dercesine yazı özlemeye başlaması...<br />
<br />
Yani zincirin ucuna yeni bir yaz zinciri takılması, navigasyonun hedefine yaz mevsiminin yeniden yazılması ve ondan sonraki aşama ise:<br />
<br />
"Yaratıklarının şerrinden Allah'a sığınırım."<br />
<br />
Bu yolculuk önce canlılarda başlıyormuş ve demek olur ki önce hayvanlar bu hâli hissediyorlar. Yani sonbahar önce hayvanlara ve bitkilere gelir.<br />
<br />
Mevsimin ilk armudunun ermesi demek, ta Süreyya yıldızına kadar tesir eden sonbahar burcuna girme vakti olup Tarık yıldızının sislerin ardından yeniden dünyamıza gözükmeye başlaması, doğup gelmesi demek olur.<br />
<br />
Çünkü Tarık yıldızı, kuzey yarımküre sonbahara girince kuzeyden görülebilir, güneyden görülmez. Güney yarımküre sonbahar olunca bu sefer sadece güney yarımküreden görülebilir.<br />
<br />
Yani onun menzili ve yörünge sistemi, diğer yıldızların hareketi ve Ay'ın yörüngesi gibi, Tarık yıldızı da sağdan sola değil, aşağıdan yukarıya doğru bir yörünge takip ettiği için böyle bir yörünge takip eder.<br />
<br />
Kâinatımızın yazdan sonbahara geçmesini sağlayan bir çark sistemine sahiptir ve dünyamızın yörüngesini milim milim sonbahara doğru çevirir.<br />
<br />
Öyle olunca işte karanlık ve soğuk vaktine geliriz.<br />
<br />
Yani onun görülmesi ile dünyamız Güneş sisteminde dikey olarak hareket etmeye başlar. Yani hem Güneş'ten uzaklaşacak, metre metre Güneş'i arkasına alıp Güneş'ten uzaklaşmaya başlayacak ve yine bir diğer hareketinde, bu uzaklaşma yörüngesinde de her metrede, yine kâinatın uzak noktasına doğru, yani o açılan ve devamlı büyüyen kâinatın büyüdüğü derin tarafına doğru ilerler.<br />
<br />
Yani aynen kafamızı kaldırdığımızda gördüğümüz dikey hareket, yani kuzeye doğru olan hareketi.<br />
<br />
Hayvanlara, meyvelere; sonbahar burçlu, sonbaharda doğum yapan hayvanlar ve sonbaharda eren meyveler sıra sıra ermeye, sırasıyla doğmaya başlar.<br />
<br />
Yine onların, o sıfatların ve canlıların sahipleri olan insanlar da doğmaya başlar veya doğum günlerini kutlarlar.<br />
<br />
Bundan sonraki aşama ise son iki vaazda dediğimiz mesele:<br />
<br />
"Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden..." veya "Karanlık ve zülmet vakti gelince, zülmet ve karanlığın sahibi olanların şerrinden..."<br />
<br />
Tan yerini ağartan, yani sabaha ve aydınlığa ulaştıran ve kıştan bahara ulaştıran Rabbe sığınmak.<br />
<br />
Öyle bir halife vardır ki dünyada onun görevlerinden birisi, öyle bir Rabdir ki, öyle bir terbiye edicidir ki; o terbiyeci halife, dünyamızı ve kâinattaki bütün yıldızları yaz gelince yaza, kış gelince kışa doğru sürüp güden bir çoban gibidir.<br />
<br />
Onun, yazın sonbahara tecavüz etmemesini ve yine sonbaharın kışın vaktine tecavüz etmemesini sağlaması lazımdır.<br />
<br />
Fakat işte bu sene yine kayma o kadar çoğaldı ki, sonbaharın normalde başlangıçtaki hâli 23 Eylül iken daha Ağustos'un başına denk geldi.<br />
<br />
İkinci veya üçüncü hafta, yani Ağustos sonuna kadar kâinat sonbahar menziline girmesine rağmen yaz konumunda hareket ettiğinden, yani Güneş'e doğru yaklaştığından, sıcaklar çoğaldı ve 60 derecelere vardı.<br />
<br />
Biz Ağustos'un son iki haftası öncesi bu menzil ve yörüngeyi sonbahar konumuna getirdik. Dünyamız Güneş'e sırtını dönüp uzaklaşmaya başladı ve sıcaklar gidip hafif bir rahatlama oldu.<br />
<br />
Yavaş yavaş bir soğuma olurken, karanlık ve kötülük tarafının etkilerinin yeniden sistemi tersine çevirmeye çalıştığı düşüncesi ortaya çıktı.<br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Hz. Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:<br />
<br />
"Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa gelmedikçe kıyamet kopmaz."<br />
<br />
(Tirmizî)<br />
</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bunun sebebine gelince, biz sonbahar vakti gelince dünyamıza artık kuzeye doğru hareketini başlat, yazdan sonbahara ve oradan kış burcuna yol al diye emrederiz.<br />
<br />
O artık kış menziline hareket etmeye başlamasına rağmen, daha 21 Aralık'a varmadan, mevsim en çetin kış vakti olan menziline gelince, aynen çobanın koyunları güderken köyden uzaklaşması ve fakat onun tekrar eve döneceği bir saat olması gibidir.<br />
<br />
Artık köyden belli bir uzaklığa ulaşınca koyun sürülerini geri çevirir ve artık dönüş menziline girer. Koyunlar yine yayıla yayıla köye doğru hareket ederler.<br />
<br />
Böyle olunca biz, kâinat âleminin haritası olan insan bedeninde, işte bu dünyamızın hangi menzile geldiğini biliriz.<br />
<br />
Ona göre koyunlar Güneş'ten veya köyümüzden uzağa doğru mu hareket edip yayılacaklar, yoksa geri dönmemiz mi gerekiyor, biliriz.<br />
<br />
Ona göre vardığımız menzil itibarıyla öyle sabit olarak 23 Eylül gün dönümünü veya 21 Aralık gece dönümünü beklemek zorunda değiliz.<br />
<br />
Sürünün çobanı bilir. Eğer belli bir uzaklığa gelirsek ve oradan geri dönmezsek evimize saatinde dönemeyiz.<br />
<br />
O yüzden saatinde evimizde olmak niyetiyle yönümüzü ve yolumuzu değiştirmek gerekir.<br />
<br />
Biz emrediyoruz bütün yıldız sistemine geri dön diye. Fakat karanlık taraf bunu tersine çeviriyor.<br />
<br />
Dünyamız o kadar hızlandı ki, normalinde biz 26-27 dereceye vardığımızda, dünyamız sonbahara, gün dönümü olan normalinde 23 Eylül'de olacak olan menzile varmış oldu.<br />
<br />
Biz bu kadar erken vardıysak mevsimlerde çok kayma olur diye o vakit geri dön demeyince, bu sefer dünyamız Güneş'e daha da yaklaştı ve sıcaklıklar 60 derecelere vurdu.<br />
<br />
Sonunda, Allah muhafaza, Güneş'in içine girip gideceğiz diye Ağustos'un son iki haftası kalınca, "Artık geri dön." dedik.<br />
<br />
Böylece dünyamız ve bütün sistem ters döndü ve geri hareket edip kış menziline yol alırken yağmur, rahatlama ve serinleme oldu.<br />
<br />
Fakat karanlık ve kötülük tarafının yeniden sistemi tersine çevirmesiyle dünya ve sistem yeniden Güneş'e doğru yol almaya başladı ve yeniden sıcaklar bastı.<br />
<br />
Bu hâl, bizim vücudumuzda hissettiğimiz, yani sürünün köyden ne kadar uzaklaştığını bilme hâli gibidir.<br />
<br />
Sadece zamanın sahibi bunu bilebilir.<br />
<br />
Biz yaz diyoruz, o kış diyor; biz bahar diyoruz, tersine çevirince o da sonbahar demiş oluyor.<br />
<br />
Böylece dünyanın ve sistemin düzeni bozuldu ve dünyamız çok hızlı hareket etmeye başladı.<br />
<br />
Yine eğer 21 Aralık'tan önce biz, yani dünyamız 21 Aralık'ta olması gereken yere, menzile varıp dünyamıza ve sürüye "Dön artık." demezsek ve 21 Aralık'ı beklersek, bu sefer dünyamız kâinatın derinine doğru hareket ederse, bu sefer de Allah muhafaza, dünyamız fazla derine gittiği için Güneş'in çekim kuvveti menzilinden çıkıverirse, raydan çıkarsa, kâinatın içine ve bir kara deliğe doğru uçar gideriz ve raydan çıkarız.<br />
<br />
Muhammed Aleyhisselâm dedi:<br />
<br />
"Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa gelmedikçe kıyamet kopmaz."<br />
<br />
Öyleyse siz oynadıkça, bir gün benim bildiğim ve fakat sizin bilmediğiniz bir sebepten Güneş'e doğru hareket etmemiz sebebiyle dünya neredeyse Güneş'in içine girip gidecektir.<br />
<br />
Ben dahi artık ona müdahale edemem. Çünkü Güneş'in çekim kuvvetinin çok olduğu bir menzile gidersek, varırsak, ben "Dön." desem de çekim kuvveti çok olduğundan dünya geri dönemez.<br />
<br />
Aynı akıntıya ters yüzülememesi ve denize fazla açılanın artık dalgalar yüzünden kıyıya doğru yüzemeyip boğulması gibi...<br />
<br />
Ya kâinatın içine savruluruz yahut yaz mevsiminde Güneş'e yakına gidince hepimiz Güneş'in içine girip ateşin ve cehennemin içinde boğuluruz, Allah muhafaza.<br />
<br />
Muhammed Aleyhisselâm dedi: Bu oynama, bir gün bir saat gibi oluncaya kadar devam eder ve ondan sonra kıyamet kopar, dedi.<br />
<br />
Yani böyle hızlı hızlı giderken, bu gün 15 Ağustos'ta sonbahar menziline vardık. Normalinde 23 Eylül'de olması gereken yere vardık.<br />
<br />
Çoban ben olduğum ve bildiğim için çevirdim. Fakat bu sefer seneye daha hızlı, daha hızlı ve artık mevsimler ve saatler kayacak.<br />
<br />
O yüzden zaten bu sene kaymayı geciktirmek için ben Ağustos'un başında çevirmem gerekirken çevirmeyip iki hafta bıraktım. Sıcaklar 60 dereceye vurdu ve yine de hızlı, yine de hızlı...<br />
<br />
Yapabilecek bir şey yok ki. Eğer bu kıyametin gerçeği ise, ben dahi bir şey yapamaz hâle gelince sonumuz geldi demektir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:<br />
<br />
"Dünyanın ömrü bir gün ve ben insanlığın ikindi vaktinde geldim."<br />
<br />
(İbn-i Kesir Tefsiri, 12/6549)<br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><br />
"Ve min şerrin neffâsâti fîl ukad"<br />
<br />
Bu gecenin karanlığının bir koyu renk daha almasına, büyücüler ve sihirbazlar sebep olacaklar.<br />
<br />
Neden Musa Aleyhisselâm'ın büyücüleri attıkları ipleri yılana çeviriyorlardı?<br />
<br />
Yani büyücülük ve sihirle uğraşanların çoğalması, sürüngen tabiatlı insanların çoğalması ve her işini büyü ve sihir ile, cinlerle yapanların çoğalması vakti.<br />
<br />
Ve hâl öyle mi? İnsanların evlenmek için büyü ve dua, işe girmek için büyü ve dua, imtihan kazanmak için büyü ve dua yaptıkları veya yaptırdıkları bir vakit...<br />
<br />
Yani düğümlere nefes edenlerin vakti.<br />
<br />
Daha sonraki insanlar ise en zalim ve koyu karanlık, siyahın en koyusu, kötü insanların vakti yani...<br />
</span><br />
</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Hasidin izâ hased"<br />
<br />
Vakti ve Muhammed Aleyhisselâm dedi:<br />
<br />
"Gıybet ve haset, insanın sevabını ve iyi amellerini ateşin kuru odunu yaktığı gibi yakar."<br />
<br />
(Hadis)<br />
<br />
Ve yine Muhammed Aleyhisselâm dedi:<br />
<br />
Resulullah (s.a.a.)'den nakledilen bir hadiste şöyle buyuruyor:<br />
<br />
"Kalbinde bir hardal tanesi kadar kibir olan bir kimse cennete giremez. Kim büyüklenir ve yol yürürken tekebbür ederse, Allah kendisine gazaplandığı hâlde onun huzuruna varır."<br />
<br />
(Mirac-üs Saade, s. 201)<br />
<br />
Haset, insanın demir cibilliyetlerine dönmesi demek olur.<br />
<br />
Şeytan Aleyhillane, Hz. Âdem yaratıldığında ona haset etti. Topraktan kendisinin, ateşten yaratıldığını ima edip ona haset etti, kibirlendi ve üstünlük tasladı.<br />
<br />
En kötü hâl de o hâldir.<br />
<br />
İnsanlar artık birbirine kibirlerinden yüksekten bakar olunca, hasetlik, onu bunu çekememe başlamış ve çoğalmış olur.<br />
<br />
Zülmet iyice çoğalır ve gecenin dibine vurmuşuz demektir.<br />
<br />
Haset arttıkça insanlar birbirleriyle kıyaslanmaya başlar:<br />
<br />
"Onun arabası var, benim niye yok? O yeni telefon aldı, benim niye yok?"<br />
<br />
Ve böylece hasetlik vaktindeyiz, yani gecenin dibine vurduk.<br />
<br />
"Hasidin izâ hased" vakti de tamam oldu veya olmak üzere.<br />
<br />
Felak Suresi de bitti bitecek. Ondan sonra ne var? Nas Suresi ve sonrasında kıyametin sabahı.<br />
<br />
(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah'a ibadet eden kalmaz.)<br />
<br />
[Hâkim]<br />
<br />
(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.)<br />
<br />
[Deylemî]<br />
<br />
(Kötüler dünyaya hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz.)<br />
<br />
[Tirmizî]<br />
<br />
(Kıyamet ancak kötü insanların başına kopar.)<br />
<br />
[Müslim, İbni Mace]<br />
<br />
(Kur'an-ı Kerim kalkmadıkça kıyamet kopmaz.)<br />
<br />
[Ebu Nuaym]<br />
<br />
(Vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.)<br />
<br />
[Tirmizî]<br />
<br />
Âhir zamanda kötülere, fâsıklara ve imansızlara rağbet edileceğini Peygamber Efendimiz haber vermiştir.<br />
<br />
Bir hadis-i şerif:<br />
<br />
(Kıyamet yaklaştıkça doğru konuşan Müslümanlar yalanlanır, yalancılar ise tasdik olunur. Haine güvenilir, emin olan Müslüman ise hain kabul edilir.)<br />
<br />
[Taberânî]<br />
<br />
(Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldıkça kıyamet kopmaz.)<br />
<br />
[Müslim]<br />
<br />
Rabbimin, şeytan aleyhillaneye müsaade ve mühlet vermesinin sebebi ise gündüzden geceye, yazdan kışa, rahmetten gadaba ve aydınlıktan gölgeye değil, karanlığa geçilmesi için ve dünyanın ve kâinatın bu haset vaktinde, demirlerin ve demir cibilliyetlilerin vaktine yol alıp dünyada "Allah" demeyi unutan kötülerin vaktine varıp, kâinatın ömrünün hitam, yani son bulması içindir.<br />
<br />
"Yeryüzünde Allah diyen [Müslüman] var oldukça kıyamet kopmaz."<br />
<br />
(Müslim, Tirmizî)<br />
<br />
Rabbim, Mehdi hayatta olduğu müddetçe "Allah" diyenleri dünyada bitirmesin.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fatiha maassalavat.<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 24 Ağustos 2015 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
Sonbahara Giriş, Mevsimin İlk Armudu ve Karanlığa ve Zülmete, Kışı Getirmeleri İçin Mühlet Verilmesi ve Şeytan Aleyhillaneye Mühlet Verilmesinin Hikmeti<br />
</span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 01 Eylül 2015 Vaazı)<br />
<br />
... Zilhicce 2015 Salı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا وَأَكِيدُ كَيْدًا فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Tarık Suresi 15-16-17<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
İnnehum yekîdûne keydâ, ve ekîdu keydâ. Fe mehhilil kâfirîne emhilhum ruveydâ.<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Tarık Suresi 15-16-17<br />
<br />
Meali:<br />
<br />
Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar, ben de onlara karşı bir tuzak kurarım. Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı.<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Tarık Suresi 15-16-17<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
Muhammed Aleyhisselâm, ayakları taşlanmış ve kan revan içinde Taif'ten dönerken...<br />
<br />
Hz. Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:<br />
<br />
"Bilmiyorlar. Şayet benim peygamber olduğumu bilselerdi böyle yapmazlardı. Ya Rabbi, bunların sülbünden gelecek iyiler için bağışla onları."<br />
<br />
(Hadis-i Şerif)<br />
<br />
Allahümme salli alâ Muhammedül Vaadül Emin,<br />
<br />
Allahümme salli alâ Yunuse Vadehu bil Avdeti,<br />
<br />
Allahümme salli alâ Mehdi Zamanül Emin vezzamanul Avdeh.<br />
<br />
Yolculuğumuza başlıyoruz:<br />
<br />
Eski terazilerle satış yaparken, eğer bu adam gerçek bir mümin ise, mesela şeker tartarken müşterisinin hakkı geçmemesi için her tartışında en az elli gram şekeri fazla katıp terazinin hafif ağır gelmesini sağlar.<br />
<br />
Üçkâğıtçı, sahtekâr satıcı ise terazinin şeker koyduğu kesesinin altına iki çiklet sakızı yapıştırıp, daha bir kilo değilken o şekeri bir kilo gelmesini sağlıyor veya bir parça lehim yapıştırıp hile yapıyor.<br />
<br />
Dünyada ikisinin örnekleri var mı? Evet, var.<br />
<br />
Mümin bakkal her seferinde elli gram fazla koyunca, onun şeker çuvalı mesela elli kiloysa, o çuval bitince o elli gram fazlalıklar yüzünden, mesela 49 kilo parası alıp fakat elli kilo satmış olur.<br />
<br />
Böylece bakkalın bunu hesap edip, her çuvaldan bir kilonun Allah hakkı olduğunu hesap etmesi gerekir.<br />
<br />
Fakat hilekâr bakkal, çuvalı elli kiloysa, o elli kiloluk çuvalı fazla gösterdiği elli gramlar yüzünden her çuvaldan bir kilo fazla para kazanır ve 51 kilo parası alır.<br />
<br />
Biz ta Receb ayından ve Hıdırellezden bu yana diyoruz ki, her ay erken geliyor. Hilekâr satıcı gibi, o biriken elli gramlar her ay çoğaldı ve sene sonu, senenin son ayı Zilhicce'ye girdik.<br />
<br />
Biz bu hileli satış misali olan kameri ayların erken gelmeleri yüzünden Zilhicce'nin erken geldiğini düşünüyoruz.<br />
<br />
Ve ne yapacağız şimdi? Son on güne girmiş olduk.<br />
<br />
Zilhicce'nin 10'u Arafat ve vakfe olacak, kurban kesilecekken semaya bakınca ve Diyanet takvimine bakınca ay iki gündür dolunay gibiydi. Diyanet takviminde bu gün için Zilkade 17 gösteriyor. Ne olacak şimdi?<br />
<br />
Receb isimli birini gördüm ve Receb'in 1'i dedik. Hıdırellez günü Hızır isimli bir oğlan gördüm, dedim.<br />
<br />
Ramazan'ın birinde hilal görmek ve hilal Cebeci tweeti olduğu gün dedik. Ramazan Bayramı gününde de Bayram isimli bir adamı gördüm ve bayram o gündü dedim.<br />
<br />
Peki, Zilhicce'nin alameti nedir?<br />
<br />
Zilhicce'nin alameti hacı görmektir. Uzun süredir görmediğiniz bir hacıyı görmek veya gördüğünüz hacıyı görmek.<br />
<br />
Biz ise geçen haftaki vaazda sahtekâr hacıdan bahsettik; tuğla çalan hırsız hacıdan bahsettik.<br />
<br />
Eğer bu Zilhicce böyle erken geldiyse, sebebi böyle hırsız ve sahtekâr hacıların çalmaları yüzünden, böyle çal çal, her kiloda elli gram çal ve sene sonu on iki kilo şeker parası kâr eden bakkal gibi, bu Zilhicce de şimdi sonbahara denk geldi.<br />
<br />
Sonbahar demek, yavaş yavaş kötülerin, böyle çalan, çırpanların, sahtekârların, kâfirlerin ve münafıkların yüz bulup kâr ettikleri vakit demek olur.<br />
<br />
Ve bu Zilhicce, yani bu seneki hac, hırsızların haccı olacak herhalde. Sonbahar haccı, sahtekâr hacılar; yani hacdan dönüşte hacılığını satacak olanların haccı.<br />
<br />
Yani erken geldik. Çalınan kameri günler torbada, elde hazır vaziyette. Adamlar hacdan sonrasını da planlamışlar bile. Yapacakları "keyd"leri hesap edip hacca gidecek olanlar.<br />
<br />
Bundan önceki sene yine hırsız hacıların vakti, yani on gün daha geç idi; yani sonbahardı. Daha sonra ve önceki senelerin hepsi sahtekâr hacıların vaktiydi. Ta en son mart ayında olan hacı vaktine kadar hep sahtekâr hacıların vaktiydi.<br />
<br />
Zilhicce alameti olarak biz göre göre iki tane sahtekâr hacı gördük. Fakat uzun zamandır bizi görmeyen biri de geldi bizi gördü.<br />
<br />
Biz de hac görevimizi 1997 senesinde mart ile nisan arasında yaptık; yani bahar ve yeşil ve Muhammed aylarında.<br />
<br />
O gelen misafire de Zilhicce'nin girdiği alameti olarak biz göründük ve Zilhicce'ye girildi denmiş oldu.<br />
<br />
Bu olay 30 Ağustos günü ikindi vakti oldu. Zilhicce'nin hilali demek ki ikindi vakti, bizde ikindi vaktiyken bir yerde Zilhicce girdi demek olur.<br />
<br />
31 Ağustos, Zilhicce'nin 1'i demek olur.<br />
<br />
İki sene sonra hacca gidecek olanlar için hac mevsimi artık yaz mevsimine denk gelecek ve sahtekâr hacıların vakti bitecek. Evet, içinde birkaç istisna olabilir ve bu genelini bozmaz.<br />
<br />
Baştaki Tarık Suresi'ndeki ayette geçen "keyd" kelimesi tuzaktan ziyade hile manasındadır ve demek olur ki: "Onlar hile yapıyorlar; onlar yaparsa ben de onlara hile yaparım" gibi bir mana vermek gerekir bu ayete.<br />
<br />
Böyle olunca, gecenin gündüze oranının değişmesi ve gündüz zamanının geceye bırakmaya başlaması demek, yavaş yavaş iyilerin kötü olmaya, günah işlemeye, günaha ve hileye başvurması demek olur.<br />
<br />
Böyle böyle zülmet, karanlık ve soğuk çoğalıp sonbahardan da kış mevsimine doğru yol alırız.<br />
<br />
Aynen bir otobüsün terminalden yola çıkıp başka bir şehre giderken, yolda inenlerin otobüsü yavaş yavaş boşaltıp yerine diğer şehre gideceklerin binmesi gibi...<br />
<br />
İşte iyilik, güzellik, aydınlık ve müminler de yerini karanlığa, zülmete, hileye ve günaha bırakmaya başlar.<br />
<br />
Bu, ta ki en günahkârların vakti olan, zülmetin ve karanlığın koyu olduğu, soğuk kışın çetin olduğu 21 Aralık'a kadar devam eder.<br />
<br />
Ondan sonra bu sefer insanlar günahtan tövbe edip, ağlayıp sızlayıp iyi olmaya meyletmeye başlar. Gözyaşını bahar yağmurlarına bırakır ve gündüz uzayıp bahara doğru yol alırız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ<br />
وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي<br />
الْعُقَدِ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Felak Suresi'nin tamamı.<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Kul eûzü bi rabbil felak, min şerri mâ halak, ve min şerri gâsikın izâ vekab, ve min şerrin neffâsâti fîl ukad, ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Felak Suresi'nin tamamı.<br />
<br />
Meali:<br />
<br />
De ki: "Ben, Felâk'ın Rabbine sığınırım." Öyle ki; yarattıklarının şerrinden veya yaratıklarının şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden veya karanlık ve zülmet vakti gelince zülmet ve karanlığın sahibi olanların şerrinden, düğümlere üfleyenlerin, büyücülerin ve sihirbazların şerrinden ve haset ettiği zaman haset edenin hasedinin şerrinden.<br />
<br />
Sadakallahul Aziym. Felak Suresi'nin tamamı.<br />
<br />
Bu surede öyle bir sıralama var ki, aynen sonbahardan kış mevsimine ve dünyanın ömründe kıyametin sabahına doğru giderken olacak olanları ve takip edilen yolu anlatıyor.<br />
<br />
Yani birinci olarak birilerinin "Eyvah, yaz bitti." diye, daha yazın sonundan bahara özlemeye başlaması ve "Keşke yaz bitmeseydi." dercesine yazı özlemeye başlaması...<br />
<br />
Yani zincirin ucuna yeni bir yaz zinciri takılması, navigasyonun hedefine yaz mevsiminin yeniden yazılması ve ondan sonraki aşama ise:<br />
<br />
"Yaratıklarının şerrinden Allah'a sığınırım."<br />
<br />
Bu yolculuk önce canlılarda başlıyormuş ve demek olur ki önce hayvanlar bu hâli hissediyorlar. Yani sonbahar önce hayvanlara ve bitkilere gelir.<br />
<br />
Mevsimin ilk armudunun ermesi demek, ta Süreyya yıldızına kadar tesir eden sonbahar burcuna girme vakti olup Tarık yıldızının sislerin ardından yeniden dünyamıza gözükmeye başlaması, doğup gelmesi demek olur.<br />
<br />
Çünkü Tarık yıldızı, kuzey yarımküre sonbahara girince kuzeyden görülebilir, güneyden görülmez. Güney yarımküre sonbahar olunca bu sefer sadece güney yarımküreden görülebilir.<br />
<br />
Yani onun menzili ve yörünge sistemi, diğer yıldızların hareketi ve Ay'ın yörüngesi gibi, Tarık yıldızı da sağdan sola değil, aşağıdan yukarıya doğru bir yörünge takip ettiği için böyle bir yörünge takip eder.<br />
<br />
Kâinatımızın yazdan sonbahara geçmesini sağlayan bir çark sistemine sahiptir ve dünyamızın yörüngesini milim milim sonbahara doğru çevirir.<br />
<br />
Öyle olunca işte karanlık ve soğuk vaktine geliriz.<br />
<br />
Yani onun görülmesi ile dünyamız Güneş sisteminde dikey olarak hareket etmeye başlar. Yani hem Güneş'ten uzaklaşacak, metre metre Güneş'i arkasına alıp Güneş'ten uzaklaşmaya başlayacak ve yine bir diğer hareketinde, bu uzaklaşma yörüngesinde de her metrede, yine kâinatın uzak noktasına doğru, yani o açılan ve devamlı büyüyen kâinatın büyüdüğü derin tarafına doğru ilerler.<br />
<br />
Yani aynen kafamızı kaldırdığımızda gördüğümüz dikey hareket, yani kuzeye doğru olan hareketi.<br />
<br />
Hayvanlara, meyvelere; sonbahar burçlu, sonbaharda doğum yapan hayvanlar ve sonbaharda eren meyveler sıra sıra ermeye, sırasıyla doğmaya başlar.<br />
<br />
Yine onların, o sıfatların ve canlıların sahipleri olan insanlar da doğmaya başlar veya doğum günlerini kutlarlar.<br />
<br />
Bundan sonraki aşama ise son iki vaazda dediğimiz mesele:<br />
<br />
"Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden..." veya "Karanlık ve zülmet vakti gelince, zülmet ve karanlığın sahibi olanların şerrinden..."<br />
<br />
Tan yerini ağartan, yani sabaha ve aydınlığa ulaştıran ve kıştan bahara ulaştıran Rabbe sığınmak.<br />
<br />
Öyle bir halife vardır ki dünyada onun görevlerinden birisi, öyle bir Rabdir ki, öyle bir terbiye edicidir ki; o terbiyeci halife, dünyamızı ve kâinattaki bütün yıldızları yaz gelince yaza, kış gelince kışa doğru sürüp güden bir çoban gibidir.<br />
<br />
Onun, yazın sonbahara tecavüz etmemesini ve yine sonbaharın kışın vaktine tecavüz etmemesini sağlaması lazımdır.<br />
<br />
Fakat işte bu sene yine kayma o kadar çoğaldı ki, sonbaharın normalde başlangıçtaki hâli 23 Eylül iken daha Ağustos'un başına denk geldi.<br />
<br />
İkinci veya üçüncü hafta, yani Ağustos sonuna kadar kâinat sonbahar menziline girmesine rağmen yaz konumunda hareket ettiğinden, yani Güneş'e doğru yaklaştığından, sıcaklar çoğaldı ve 60 derecelere vardı.<br />
<br />
Biz Ağustos'un son iki haftası öncesi bu menzil ve yörüngeyi sonbahar konumuna getirdik. Dünyamız Güneş'e sırtını dönüp uzaklaşmaya başladı ve sıcaklar gidip hafif bir rahatlama oldu.<br />
<br />
Yavaş yavaş bir soğuma olurken, karanlık ve kötülük tarafının etkilerinin yeniden sistemi tersine çevirmeye çalıştığı düşüncesi ortaya çıktı.<br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Hz. Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:<br />
<br />
"Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa gelmedikçe kıyamet kopmaz."<br />
<br />
(Tirmizî)<br />
</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bunun sebebine gelince, biz sonbahar vakti gelince dünyamıza artık kuzeye doğru hareketini başlat, yazdan sonbahara ve oradan kış burcuna yol al diye emrederiz.<br />
<br />
O artık kış menziline hareket etmeye başlamasına rağmen, daha 21 Aralık'a varmadan, mevsim en çetin kış vakti olan menziline gelince, aynen çobanın koyunları güderken köyden uzaklaşması ve fakat onun tekrar eve döneceği bir saat olması gibidir.<br />
<br />
Artık köyden belli bir uzaklığa ulaşınca koyun sürülerini geri çevirir ve artık dönüş menziline girer. Koyunlar yine yayıla yayıla köye doğru hareket ederler.<br />
<br />
Böyle olunca biz, kâinat âleminin haritası olan insan bedeninde, işte bu dünyamızın hangi menzile geldiğini biliriz.<br />
<br />
Ona göre koyunlar Güneş'ten veya köyümüzden uzağa doğru mu hareket edip yayılacaklar, yoksa geri dönmemiz mi gerekiyor, biliriz.<br />
<br />
Ona göre vardığımız menzil itibarıyla öyle sabit olarak 23 Eylül gün dönümünü veya 21 Aralık gece dönümünü beklemek zorunda değiliz.<br />
<br />
Sürünün çobanı bilir. Eğer belli bir uzaklığa gelirsek ve oradan geri dönmezsek evimize saatinde dönemeyiz.<br />
<br />
O yüzden saatinde evimizde olmak niyetiyle yönümüzü ve yolumuzu değiştirmek gerekir.<br />
<br />
Biz emrediyoruz bütün yıldız sistemine geri dön diye. Fakat karanlık taraf bunu tersine çeviriyor.<br />
<br />
Dünyamız o kadar hızlandı ki, normalinde biz 26-27 dereceye vardığımızda, dünyamız sonbahara, gün dönümü olan normalinde 23 Eylül'de olacak olan menzile varmış oldu.<br />
<br />
Biz bu kadar erken vardıysak mevsimlerde çok kayma olur diye o vakit geri dön demeyince, bu sefer dünyamız Güneş'e daha da yaklaştı ve sıcaklıklar 60 derecelere vurdu.<br />
<br />
Sonunda, Allah muhafaza, Güneş'in içine girip gideceğiz diye Ağustos'un son iki haftası kalınca, "Artık geri dön." dedik.<br />
<br />
Böylece dünyamız ve bütün sistem ters döndü ve geri hareket edip kış menziline yol alırken yağmur, rahatlama ve serinleme oldu.<br />
<br />
Fakat karanlık ve kötülük tarafının yeniden sistemi tersine çevirmesiyle dünya ve sistem yeniden Güneş'e doğru yol almaya başladı ve yeniden sıcaklar bastı.<br />
<br />
Bu hâl, bizim vücudumuzda hissettiğimiz, yani sürünün köyden ne kadar uzaklaştığını bilme hâli gibidir.<br />
<br />
Sadece zamanın sahibi bunu bilebilir.<br />
<br />
Biz yaz diyoruz, o kış diyor; biz bahar diyoruz, tersine çevirince o da sonbahar demiş oluyor.<br />
<br />
Böylece dünyanın ve sistemin düzeni bozuldu ve dünyamız çok hızlı hareket etmeye başladı.<br />
<br />
Yine eğer 21 Aralık'tan önce biz, yani dünyamız 21 Aralık'ta olması gereken yere, menzile varıp dünyamıza ve sürüye "Dön artık." demezsek ve 21 Aralık'ı beklersek, bu sefer dünyamız kâinatın derinine doğru hareket ederse, bu sefer de Allah muhafaza, dünyamız fazla derine gittiği için Güneş'in çekim kuvveti menzilinden çıkıverirse, raydan çıkarsa, kâinatın içine ve bir kara deliğe doğru uçar gideriz ve raydan çıkarız.<br />
<br />
Muhammed Aleyhisselâm dedi:<br />
<br />
"Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa gelmedikçe kıyamet kopmaz."<br />
<br />
Öyleyse siz oynadıkça, bir gün benim bildiğim ve fakat sizin bilmediğiniz bir sebepten Güneş'e doğru hareket etmemiz sebebiyle dünya neredeyse Güneş'in içine girip gidecektir.<br />
<br />
Ben dahi artık ona müdahale edemem. Çünkü Güneş'in çekim kuvvetinin çok olduğu bir menzile gidersek, varırsak, ben "Dön." desem de çekim kuvveti çok olduğundan dünya geri dönemez.<br />
<br />
Aynı akıntıya ters yüzülememesi ve denize fazla açılanın artık dalgalar yüzünden kıyıya doğru yüzemeyip boğulması gibi...<br />
<br />
Ya kâinatın içine savruluruz yahut yaz mevsiminde Güneş'e yakına gidince hepimiz Güneş'in içine girip ateşin ve cehennemin içinde boğuluruz, Allah muhafaza.<br />
<br />
Muhammed Aleyhisselâm dedi: Bu oynama, bir gün bir saat gibi oluncaya kadar devam eder ve ondan sonra kıyamet kopar, dedi.<br />
<br />
Yani böyle hızlı hızlı giderken, bu gün 15 Ağustos'ta sonbahar menziline vardık. Normalinde 23 Eylül'de olması gereken yere vardık.<br />
<br />
Çoban ben olduğum ve bildiğim için çevirdim. Fakat bu sefer seneye daha hızlı, daha hızlı ve artık mevsimler ve saatler kayacak.<br />
<br />
O yüzden zaten bu sene kaymayı geciktirmek için ben Ağustos'un başında çevirmem gerekirken çevirmeyip iki hafta bıraktım. Sıcaklar 60 dereceye vurdu ve yine de hızlı, yine de hızlı...<br />
<br />
Yapabilecek bir şey yok ki. Eğer bu kıyametin gerçeği ise, ben dahi bir şey yapamaz hâle gelince sonumuz geldi demektir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:<br />
<br />
"Dünyanın ömrü bir gün ve ben insanlığın ikindi vaktinde geldim."<br />
<br />
(İbn-i Kesir Tefsiri, 12/6549)<br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><br />
"Ve min şerrin neffâsâti fîl ukad"<br />
<br />
Bu gecenin karanlığının bir koyu renk daha almasına, büyücüler ve sihirbazlar sebep olacaklar.<br />
<br />
Neden Musa Aleyhisselâm'ın büyücüleri attıkları ipleri yılana çeviriyorlardı?<br />
<br />
Yani büyücülük ve sihirle uğraşanların çoğalması, sürüngen tabiatlı insanların çoğalması ve her işini büyü ve sihir ile, cinlerle yapanların çoğalması vakti.<br />
<br />
Ve hâl öyle mi? İnsanların evlenmek için büyü ve dua, işe girmek için büyü ve dua, imtihan kazanmak için büyü ve dua yaptıkları veya yaptırdıkları bir vakit...<br />
<br />
Yani düğümlere nefes edenlerin vakti.<br />
<br />
Daha sonraki insanlar ise en zalim ve koyu karanlık, siyahın en koyusu, kötü insanların vakti yani...<br />
</span><br />
</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Hasidin izâ hased"<br />
<br />
Vakti ve Muhammed Aleyhisselâm dedi:<br />
<br />
"Gıybet ve haset, insanın sevabını ve iyi amellerini ateşin kuru odunu yaktığı gibi yakar."<br />
<br />
(Hadis)<br />
<br />
Ve yine Muhammed Aleyhisselâm dedi:<br />
<br />
Resulullah (s.a.a.)'den nakledilen bir hadiste şöyle buyuruyor:<br />
<br />
"Kalbinde bir hardal tanesi kadar kibir olan bir kimse cennete giremez. Kim büyüklenir ve yol yürürken tekebbür ederse, Allah kendisine gazaplandığı hâlde onun huzuruna varır."<br />
<br />
(Mirac-üs Saade, s. 201)<br />
<br />
Haset, insanın demir cibilliyetlerine dönmesi demek olur.<br />
<br />
Şeytan Aleyhillane, Hz. Âdem yaratıldığında ona haset etti. Topraktan kendisinin, ateşten yaratıldığını ima edip ona haset etti, kibirlendi ve üstünlük tasladı.<br />
<br />
En kötü hâl de o hâldir.<br />
<br />
İnsanlar artık birbirine kibirlerinden yüksekten bakar olunca, hasetlik, onu bunu çekememe başlamış ve çoğalmış olur.<br />
<br />
Zülmet iyice çoğalır ve gecenin dibine vurmuşuz demektir.<br />
<br />
Haset arttıkça insanlar birbirleriyle kıyaslanmaya başlar:<br />
<br />
"Onun arabası var, benim niye yok? O yeni telefon aldı, benim niye yok?"<br />
<br />
Ve böylece hasetlik vaktindeyiz, yani gecenin dibine vurduk.<br />
<br />
"Hasidin izâ hased" vakti de tamam oldu veya olmak üzere.<br />
<br />
Felak Suresi de bitti bitecek. Ondan sonra ne var? Nas Suresi ve sonrasında kıyametin sabahı.<br />
<br />
(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah'a ibadet eden kalmaz.)<br />
<br />
[Hâkim]<br />
<br />
(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.)<br />
<br />
[Deylemî]<br />
<br />
(Kötüler dünyaya hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz.)<br />
<br />
[Tirmizî]<br />
<br />
(Kıyamet ancak kötü insanların başına kopar.)<br />
<br />
[Müslim, İbni Mace]<br />
<br />
(Kur'an-ı Kerim kalkmadıkça kıyamet kopmaz.)<br />
<br />
[Ebu Nuaym]<br />
<br />
(Vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.)<br />
<br />
[Tirmizî]<br />
<br />
Âhir zamanda kötülere, fâsıklara ve imansızlara rağbet edileceğini Peygamber Efendimiz haber vermiştir.<br />
<br />
Bir hadis-i şerif:<br />
<br />
(Kıyamet yaklaştıkça doğru konuşan Müslümanlar yalanlanır, yalancılar ise tasdik olunur. Haine güvenilir, emin olan Müslüman ise hain kabul edilir.)<br />
<br />
[Taberânî]<br />
<br />
(Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldıkça kıyamet kopmaz.)<br />
<br />
[Müslim]<br />
<br />
Rabbimin, şeytan aleyhillaneye müsaade ve mühlet vermesinin sebebi ise gündüzden geceye, yazdan kışa, rahmetten gadaba ve aydınlıktan gölgeye değil, karanlığa geçilmesi için ve dünyanın ve kâinatın bu haset vaktinde, demirlerin ve demir cibilliyetlilerin vaktine yol alıp dünyada "Allah" demeyi unutan kötülerin vaktine varıp, kâinatın ömrünün hitam, yani son bulması içindir.<br />
<br />
"Yeryüzünde Allah diyen [Müslüman] var oldukça kıyamet kopmaz."<br />
<br />
(Müslim, Tirmizî)<br />
<br />
Rabbim, Mehdi hayatta olduğu müddetçe "Allah" diyenleri dünyada bitirmesin.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fatiha maassalavat.<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 24 Ağustos 2015 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah O' na Tevekkül Edenlerin Vekilidir  (Kar©glanin 08. Eylül . 2015 Vaazi)]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44978</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 11:12:05 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44978</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah, O'na Tevekkül Edenlerin Vekilidir</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 08 Eylül 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">09 Zilhicce 2015 Salı — Arefe</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَمَا لَنَا أَلاَّ نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّهِ وَقَدْ هَدَانَا<br />
سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلَى مَا آذَيْتُمُونَا وَعَلَى اللّهِ<br />
فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — İbrahim Suresi 12</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alâllâhi ve kad hedânâ subulenâ, ve<br />
le nasbirenne alâ mâ âzeytumûnâ, ve alâllâhi felyetevekkelil<br />
mutevekkilûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — İbrahim Suresi 12</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Esteuzubillah<br />
<br />
"Allah, bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, kimin sülbünden olduğumuzu bize bildirmişken biz ne diye O'na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Allah, O'na tevekkül edenlerin vekilidir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — İbrahim Suresi 12</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Kurbanlarınızı büyük yapınız. Muhakkak ki onlar sırat üzerinde sizin binekleriniz olacaktır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Muhammed Sübülene İbrahim<br />
Allahümme Salli ala Muhammed Sübülene İsmail<br />
Allahümme salli ala Mehdi Sübülene İbrahim, Sübülene İsmail, Sübülene Musa, Sülbüne İsa, Sübülene Muhammed Mustafa.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Çok önceki vaazlarımızda yazmıştık: İnsanın ayak parmakları peygamberleri temsil eder; hangi soy, ırk olduğumuzu gösterir mânâsında vaaz yazmıştık. Bundan seneler, aylar sonra bilim adamları, insanların ayak yapılarının ırklarını gösterdiğini tespit etmişler. Ve ırklara göre ayak yapısının farklı olduğunun farkına varmışlar, ve ayak yapılarını aşağıdaki resimdeki kategoriye bölmüşler.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---OoO---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ayaklar, insanın en önemli organlarından birisidir desek yanlış olmaz. Ayakları olmayan, sakat olanlar bu durumu daha iyi bilmektedirler. O nedenle ayak sağlığı ve ayak bakımı çok önemlidir. Ayak sağlığı deyince akla hemen ayakkabı seçimi gelmektedir. Gün içerisinde gün boyu ayaklarımızı içinde barındıran ayakkabıların seçimi çok çok önemlidir.<br />
<br />
Ayakkabı üreticileri belli standartlara göre ayakkabıların kalıplarını üreterek o kalıba göre ürünler yapmaktadırlar. Biz ayak yapımızı bilirsek ve ayakkabı alırken buna dikkat edersek daha konforlu ve sağlıklı ayakkabıları seçmiş oluruz.<br />
<br />
Aşağıdaki resimde de görüleceği gibi her ırkın ayak yapısı farklı farklıdır.<br />
<br />
Bu konuda çalışmalar yapan bilim adamları, ayak ve parmak yapıları ile ilgili çalışmalar yaparak bazı çıkarımlarda bulunmuşlar. Dünya genelindeki ırkların ayak yapılarında belirginlikler bulunmaktadır.<br />
<br />
Ayaklarımız sağlıklı olurlarsa biz de sağlıklı oluruz. Ayaklardaki bir hastalık, bir aksaklık bütün dengemizi bozar. Vücudumuzun bütün ağırlığını taşır ayaklarımız. Ayaklarımızın şekli, şemali ise kişilik testi gibi bir şeydir aslında.<br />
<br />
Yapılan çalışmalar neticesinde ortaya çıkan olgular şunlar:<br />
<br />
İnsan yapısı her insan ve ırkta farklılık arz etmektedir. Bunlar genellikle cilt yapısı, cilt rengi, saç ve göz rengi, beden ve bacakların şekli belirleyici özelliktedir. Irklara göre hastalık eğilimleri de değişmektedir.<br />
<br />
İnsan morfolojisi, yani kalıtım etkilidir. Irklarda bazı özellikler kalıtımsal olarak ırkın yeni nesillerine geçmektedir. (Antropometri)<br />
<br />
Yapılan araştırma neticesinde son 500 yılda bütün ırklar birbiri ile karışmış vaziyettedir. Saf ve ari ırk üyesi bulmak çok zordur. Şu an dünya genelindeki belirgin ırkların hep birbirleri ile karıştığı ve ortaya yeni melez ırkların çıktığı saptanmıştır.<br />
<br />
Ayak ve ayak parmakları üzerinde yapılan çalışmalardan çıkan sonuçlara göre, aynı özelliğe sahip insanların kişisel özellikleri hakkında şu kanıya varılmıştır:<br />
<br />
Büyük başparmaklara sahipseniz, zeki ve yaratıcısınız demektir. Çalışkan ve çözüm üreten insanların başparmağı büyüktür. Bir de büyük ayaklara sahip olmak var. O da ayrı bir mesele...<br />
<br />
Ayak başparmakları içe doğru eğik olanlar uzun yaşarlar, servet sahibi olurlar; fakat tutumlu olanları bazen işi hasislik derecesine kadar getirirken, bir kısmı ise savurgandır ve bencil olurlar.<br />
<br />
Büyük ayaklara sahip olmak, güç ve kudret sahibi olmakla eş değerdir. Büyük ayaklı insanlar güçlü yaratılışlı, zorluklara karşı direnmesini bilen kişilerdir. Bu kişiler güvenilir olurlar. Para savurmaya bayılırlar.<br />
<br />
İki kırmızı şeklin arası bilimsel bir makaleden alıntıdır.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---OoO---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
İnşallah ben bu Aynelyakin sayfama, forumlarıma ve Facebook hesabıma bir adet grup kuracağım: "Hangi ırktansın? Lütfen sen de bil ve gruba katıl" diye bir topluluk oluşturacağım. Bu vaazı ve bilgileri gireceğim. Ve lütfen bizi bilen bilmeyen, tanıyan tanımayan, sol ayak parmak kısmının resmini çeksin ve küçültüp hangi gruptan olduğunu Facebook topluluğumuza ve forumumuza veya bu sayfada chat box açacağız, oraya yazsın; resmin linkini versin, ismini, memleketini yazsın. Soyundan korkmayan erler eklesin. Ve ben ilk olarak kendiminkini ekliyorum.<br />
<br />
Benimki: Orijinal sol ayak ön kısmım — Latin, Mısırlı, Arap ve Türk karışımı.<br />
<br />
Yani başta yazdığımız salavatta geçtiği gibi:<br />
<br />
Allahümme salli ala Mehdi Sübülene İbrahim, Sübülene İsmail, Sübülene Musa, Sülbüne İsa, Sübülene Muhammed Mustafa.<br />
<br />
Esteuzubillah:<br />
<br />
"Allah, kimin sülbünden olduğumuzu bize bildirmişken biz ne diye O'na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Allah, O'na tevekkül edenlerin vekilidir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — İbrahim Suresi 12</span></span><br />
<br />
Kimin Mehdi olduğunu, kimin olmadığını Allah'ın bildiği gibi, kullar da bilecek.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---OoO---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.), kıymetli kerîmesi Hz. Fâtıma-i Zehrâ'ya:<br />
<br />
"Yâ Fâtıma! Kalk, kurbanının yanına git ve kurban kesilirken şu duâyı oku: 'İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l âlemîn. Lâ şerîke lehû ve bizâlike ümirtü ve ene evvelü'l müslimîn.'"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meâli:</span></span> "Şüphesiz benim namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin rabbi olan Allâh içindir. Onun ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslüman olanların evveliyim." (Sûre-i En'âm, âyet 162-163)<br />
<br />
"Muhakkak ki kurbanın yere damlayan ilk kan damlası ile ömründe işlemiş olduğun her günâh mağfiret olunur.<br />
<br />
Muhakkak yarın kıyâmet günü kestiğin bu kurbanın kanını ve etini getirip yetmiş kat fazlasıyla terâzinin sevâplar kefesine koyarlar." buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ebû Saîd (r.a.) der ki: "Yâ Rasûlallâh! Bu büyük ikrâm, Muhammed aleyhisselâmın âline mi mahsustur, yoksa onlarla beraber bütün müslümanlara mı mahsûstur?" dedim. "Husûsî olarak Âl-i Muhammed'e, umûmî olarak bütün müslümanlara." buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.):<br />
<br />
Büyük boynuzlu çok güzel iki koçun birisini yere yatırıp besmele çekti ve tekbir getirerek "Allâh'ım! Bu Muhammed'den ve Ehl-i Beyt'imdendir." deyip kesti.<br />
<br />
Sonra ikincisini keserken "Allâh'ım! Bu da Muhammed ve ümmetindendir." dedi.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Aliyyü'l-Murtezâ (k.v.) Hazretleri:<br />
<br />
Biri kendisi için, biri Resûl-i Ekrem Efendimiz için olmak üzere iki koç kurban ederler ve "Resûlullah (s.a.v.), zât-ı şerîfleri için kurban kesmeyi bana vasiyet buyurdular." derdi.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---OoO---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bugün Arefe dedik. Arefe'nin alameti nedir? Arefe senede bir defa olan bir şeydir. Arefe ismi, Arafat'ta vakfedildiği için "Arefe" denir. Ramazan Bayramı öncesine verilen Arefe o mânâda değildir; o, yani Ramazan'ınki, bir olayın öncesi demektir. Yani senede bir defa doğuran bir hayvan, doğuracak demektir. Ve bugünün görülmesi, bugünün hilali, yani sizin hesapla Zilkade 25. Ve at, Arap atı 365 günde doğurur; ve 25'li tabanca Muhammed Mustafa. Senin, benim bir cibilliyatimiz, ve gezen, yürüyen sıfatımızı temsil eden hayvan hâlimiz olduğu gibi, Muhammed'in Kusva devesi, Düldül atı vardı. Ve devede, atta 365 günde, senede bir defa doğurur. Ve Arefe demek, o gün Adem ve Havva'yı görmek demektir.<br />
<br />
Bugünün Arefe, yani Arafat ve vakfe olduğunun alameti, kapı gibi delili bana ihya olundu. Bugün Avusturya TV kanalında sabahdan "Adam Mitchel Lambert"i ilk defa "Ghost Town" klibinde gördüm. Yani Adem görüldüyse, demek olur ki ilk defa Arafat'ta vakfeden oydu; Hz. Adem ve Havva. Biz Hacda Arafat'a çıkıp da onların affolunduğu o vakfeyi taklit ederiz. Demek ki Arafat demek "Adem" veya İngilizce, Almanca "Adam" görmek demekmiş. Elhamdülillah, Rabbim hem öğretti hem de hakkal yani bildirdi, yaşattı.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bir zamanlar taş ocağında akşama kadar çalışıp ekmek kazanıyorduk; derdimiz ekmek davasıydı. Birisi de "Ekmeğini, aşını helalinden kazan" değil de bir atasözü gibi bir söz olan:<br />
<br />
"Kazanırsan dost kazan, düşmanı anan da doğurur."<br />
<br />
demiş. Peki, doğru mudur?<br />
<br />
Dostum sandıklarıma yedirdim, olmadı. Nasihat ettim, olmadı. Sigara ikram ettim, olmadı. Bazılarını meslek sahibi ettim, olmadı. Bazı adamları sofi ettim, olmadı.<br />
<br />
Allah aşkına, bu dost nasıl kazanılıyor, biri bana bir açıklasın?<br />
<br />
Kene, yani "Zecken", hayvanların sırtına binip onlardan zor ile koparmadıkça ayrılmaz. Hatta bazen insanlara da biner, kopararak ayırırsın. Hâlbuki o, onun yanından ayrılmamasının sebebi dostluktan değil; o hayvandan veya insandan ziftlendiğindendir. Yine pireler, kedilerin, köpeklerin sırtında gezer; ayrılmaz ikili gibidirler. Yani sanırsın iki sadık dost; sırtında gezdirir kedi, köpek. Ama pirenin onlardan ayrılmama, dost gibi ikili olma sebebi hiç de öyle dostluktan değil; onlardan yine ziftlendiğindendir.<br />
<br />
Öyleyse sen hangi dostluktan bahsediyon? Menfaatin olmadığı yerde dostluk falan olmaz. Karı koca bile birbirinden faydalanmak için evlenir. Bir menfaat var; yani ya o ona hem bakacak, hem yedirecek, hem giydirecek; veya birbirlerinin sex ihtiyacını karşılamak için. Yani işin ucunda yine menfaat var.<br />
<br />
Yemin olsun, sofileri Schrems dergâhında cam fıstıkla Marlboro sigarası ile besledim de... Bir gün ev aldım, pencereleri plastik taktım; ve eski pencere ile yenilerinin arasında boy farkı vardı, oraları tuğlayla kendim ördüm. Elimden geliyor, sıva da yaparım ama "Dost düşman bakacak, bir usta elinden çıksın" dedim. Bir sofi amcamız sıvadan anlıyordu; çağırdım, "Kaç paraya yaparsın?" dedim. Amca demedi "Kaç senelik sofi arkadaşız, senin verdiğin fiyata olsun" demedi. Gözünü toprak doyursun. O gün 5000 şilin veren dedim de "Olmaz" dedi; 7 bin şilin isterim dedi. Ben de anladım ki dostluk, sofilik, mofilik, mümin kardeşliği falan yalanmış. Paran var mı, dağlar Mehmet Ali çağırıyormuş; yok mu, vaah garibimin hâline olursun. Yani bütün dostluklar menfaate kurulmuş; ve Ebubekirler ahirete göç etmiş, yok artık öyle sadık dostlar. Sadık dostlar mezara girmiş, ve insanlık ölmüş be kardeşim.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Dostuna muhabbette aşırı gitme; umulur ki bir gün gelir de düşmanın olur. Düşmanına buğzetmek hususunda da aşırı gitme; umulur ki bir gün dostun olur."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hz. Muhammed (s.a.v.)</span></span><br />
<br />
Dün PKK'lılarla kol kola, el ele gezenler, bugün düşman oldular; öcü HDP oldu, onlar da bizler öcü Türkler olduk. Öyleyse bu hadis hak. Yarın ne olacağı belli değil. Düşmanına da dostuna da davranırken orta yolu seç, aşırı gitme. Şimdi Kürtlerin hepsini silip atmayın. Dün daha dün hepimiz dosttuk; bu gün ne oldu da düşman olduk demek yok mu? İki taraf da oturup düşünsün: Bizi birbirimize kırdıran kim? Kaypak, kalleş şeytan kim? Şeytanı görünmez sanmayın; bunu yapanlar, görünen iki bacaklı şeytanlar.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Kişi, yakın dostunun dini üzeredir. O hâlde sizden her biri kiminle dostluk kurup arkadaş oluyorsa, ona mutlaka dikkat etsin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hz. Muhammed (s.a.v.)</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Pazarlık sünnettir; fakat öyle satanın menfaati için değil, alıcının daha ucuza alabilmesi içindir. Yoksa satıcı 10 liralık malı 15 liraya satacaksa, adalet nerede? Allah'ın rahmeti nerede? İbadet şuuru, maksadı, gayesi nerede? Burdaki bu sünnetin gayesi, maksadı, satıcının kârından vazgeçip, yahut az kâr edip alıcının ucuza mal alabilmesi iken; satıcı 10 liralık malı elli deyip, sonra indirip 20 liraya kazıklayacaksa, bu sünnet ve ibadet olabilir mi Allah aşkına? Müslüman ticaretçi lakaplı adamlar, yani MÜSİAD üyeleri işte bu yüzden pazarlık yapan müşteri gelince, sahtekâr satıcılar "10 lira ise mal, 20 lira" derler; sonra da "İndir biraz" deyince "Senin hatırına 15 olur" derler. Hâlbuki alıcı kâr edeceğine satıcı kâr eder, zengin malına mal katar. Fakir yine fakir, yine fakir. Adalet biraz, adalet... İbadet nedir? Neden yapılır? Tefekkür... Müslüman ticaretçi böyle yapar. "Ne yani, sünnet işlemiş oluyormuş, pazarlık etmişmiş." Bre insanı kandırmanın ibadet olduğu nerede görülmüş, ey gafil çakma Müslüman?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Eğer çobanın köpeği kurtla anlaşırsa, "Sen bu koyunlardan birkaçını her gün al götür, ama bana dokunma" derse... Böyle kancık bir köpeği sürünün başında tutan çoban gafildir. Her gün birkaç asker, birkaç polis, çoban köpeğinin kancıklığı yüzünden ölüyor. Uyan Türkiye; bu kancık köpeği sürünün başından at.<br />
<br />
Rabbim, Mehdi cemaatini insanları kandırmaktan muhafaza etsin; ve dostunu, düşmanını bilip, onların arasına menfaate dayanmayan dostluklar ihsan eylesin.<br />
<br />
Âmîn.<br />
<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 08 Eylül 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah, O'na Tevekkül Edenlerin Vekilidir</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 08 Eylül 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">09 Zilhicce 2015 Salı — Arefe</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَمَا لَنَا أَلاَّ نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّهِ وَقَدْ هَدَانَا<br />
سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلَى مَا آذَيْتُمُونَا وَعَلَى اللّهِ<br />
فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — İbrahim Suresi 12</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alâllâhi ve kad hedânâ subulenâ, ve<br />
le nasbirenne alâ mâ âzeytumûnâ, ve alâllâhi felyetevekkelil<br />
mutevekkilûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — İbrahim Suresi 12</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Esteuzubillah<br />
<br />
"Allah, bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, kimin sülbünden olduğumuzu bize bildirmişken biz ne diye O'na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Allah, O'na tevekkül edenlerin vekilidir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — İbrahim Suresi 12</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Kurbanlarınızı büyük yapınız. Muhakkak ki onlar sırat üzerinde sizin binekleriniz olacaktır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Muhammed Sübülene İbrahim<br />
Allahümme Salli ala Muhammed Sübülene İsmail<br />
Allahümme salli ala Mehdi Sübülene İbrahim, Sübülene İsmail, Sübülene Musa, Sülbüne İsa, Sübülene Muhammed Mustafa.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Çok önceki vaazlarımızda yazmıştık: İnsanın ayak parmakları peygamberleri temsil eder; hangi soy, ırk olduğumuzu gösterir mânâsında vaaz yazmıştık. Bundan seneler, aylar sonra bilim adamları, insanların ayak yapılarının ırklarını gösterdiğini tespit etmişler. Ve ırklara göre ayak yapısının farklı olduğunun farkına varmışlar, ve ayak yapılarını aşağıdaki resimdeki kategoriye bölmüşler.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---OoO---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ayaklar, insanın en önemli organlarından birisidir desek yanlış olmaz. Ayakları olmayan, sakat olanlar bu durumu daha iyi bilmektedirler. O nedenle ayak sağlığı ve ayak bakımı çok önemlidir. Ayak sağlığı deyince akla hemen ayakkabı seçimi gelmektedir. Gün içerisinde gün boyu ayaklarımızı içinde barındıran ayakkabıların seçimi çok çok önemlidir.<br />
<br />
Ayakkabı üreticileri belli standartlara göre ayakkabıların kalıplarını üreterek o kalıba göre ürünler yapmaktadırlar. Biz ayak yapımızı bilirsek ve ayakkabı alırken buna dikkat edersek daha konforlu ve sağlıklı ayakkabıları seçmiş oluruz.<br />
<br />
Aşağıdaki resimde de görüleceği gibi her ırkın ayak yapısı farklı farklıdır.<br />
<br />
Bu konuda çalışmalar yapan bilim adamları, ayak ve parmak yapıları ile ilgili çalışmalar yaparak bazı çıkarımlarda bulunmuşlar. Dünya genelindeki ırkların ayak yapılarında belirginlikler bulunmaktadır.<br />
<br />
Ayaklarımız sağlıklı olurlarsa biz de sağlıklı oluruz. Ayaklardaki bir hastalık, bir aksaklık bütün dengemizi bozar. Vücudumuzun bütün ağırlığını taşır ayaklarımız. Ayaklarımızın şekli, şemali ise kişilik testi gibi bir şeydir aslında.<br />
<br />
Yapılan çalışmalar neticesinde ortaya çıkan olgular şunlar:<br />
<br />
İnsan yapısı her insan ve ırkta farklılık arz etmektedir. Bunlar genellikle cilt yapısı, cilt rengi, saç ve göz rengi, beden ve bacakların şekli belirleyici özelliktedir. Irklara göre hastalık eğilimleri de değişmektedir.<br />
<br />
İnsan morfolojisi, yani kalıtım etkilidir. Irklarda bazı özellikler kalıtımsal olarak ırkın yeni nesillerine geçmektedir. (Antropometri)<br />
<br />
Yapılan araştırma neticesinde son 500 yılda bütün ırklar birbiri ile karışmış vaziyettedir. Saf ve ari ırk üyesi bulmak çok zordur. Şu an dünya genelindeki belirgin ırkların hep birbirleri ile karıştığı ve ortaya yeni melez ırkların çıktığı saptanmıştır.<br />
<br />
Ayak ve ayak parmakları üzerinde yapılan çalışmalardan çıkan sonuçlara göre, aynı özelliğe sahip insanların kişisel özellikleri hakkında şu kanıya varılmıştır:<br />
<br />
Büyük başparmaklara sahipseniz, zeki ve yaratıcısınız demektir. Çalışkan ve çözüm üreten insanların başparmağı büyüktür. Bir de büyük ayaklara sahip olmak var. O da ayrı bir mesele...<br />
<br />
Ayak başparmakları içe doğru eğik olanlar uzun yaşarlar, servet sahibi olurlar; fakat tutumlu olanları bazen işi hasislik derecesine kadar getirirken, bir kısmı ise savurgandır ve bencil olurlar.<br />
<br />
Büyük ayaklara sahip olmak, güç ve kudret sahibi olmakla eş değerdir. Büyük ayaklı insanlar güçlü yaratılışlı, zorluklara karşı direnmesini bilen kişilerdir. Bu kişiler güvenilir olurlar. Para savurmaya bayılırlar.<br />
<br />
İki kırmızı şeklin arası bilimsel bir makaleden alıntıdır.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---OoO---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
İnşallah ben bu Aynelyakin sayfama, forumlarıma ve Facebook hesabıma bir adet grup kuracağım: "Hangi ırktansın? Lütfen sen de bil ve gruba katıl" diye bir topluluk oluşturacağım. Bu vaazı ve bilgileri gireceğim. Ve lütfen bizi bilen bilmeyen, tanıyan tanımayan, sol ayak parmak kısmının resmini çeksin ve küçültüp hangi gruptan olduğunu Facebook topluluğumuza ve forumumuza veya bu sayfada chat box açacağız, oraya yazsın; resmin linkini versin, ismini, memleketini yazsın. Soyundan korkmayan erler eklesin. Ve ben ilk olarak kendiminkini ekliyorum.<br />
<br />
Benimki: Orijinal sol ayak ön kısmım — Latin, Mısırlı, Arap ve Türk karışımı.<br />
<br />
Yani başta yazdığımız salavatta geçtiği gibi:<br />
<br />
Allahümme salli ala Mehdi Sübülene İbrahim, Sübülene İsmail, Sübülene Musa, Sülbüne İsa, Sübülene Muhammed Mustafa.<br />
<br />
Esteuzubillah:<br />
<br />
"Allah, kimin sülbünden olduğumuzu bize bildirmişken biz ne diye O'na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Allah, O'na tevekkül edenlerin vekilidir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — İbrahim Suresi 12</span></span><br />
<br />
Kimin Mehdi olduğunu, kimin olmadığını Allah'ın bildiği gibi, kullar da bilecek.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---OoO---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.), kıymetli kerîmesi Hz. Fâtıma-i Zehrâ'ya:<br />
<br />
"Yâ Fâtıma! Kalk, kurbanının yanına git ve kurban kesilirken şu duâyı oku: 'İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l âlemîn. Lâ şerîke lehû ve bizâlike ümirtü ve ene evvelü'l müslimîn.'"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meâli:</span></span> "Şüphesiz benim namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin rabbi olan Allâh içindir. Onun ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslüman olanların evveliyim." (Sûre-i En'âm, âyet 162-163)<br />
<br />
"Muhakkak ki kurbanın yere damlayan ilk kan damlası ile ömründe işlemiş olduğun her günâh mağfiret olunur.<br />
<br />
Muhakkak yarın kıyâmet günü kestiğin bu kurbanın kanını ve etini getirip yetmiş kat fazlasıyla terâzinin sevâplar kefesine koyarlar." buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ebû Saîd (r.a.) der ki: "Yâ Rasûlallâh! Bu büyük ikrâm, Muhammed aleyhisselâmın âline mi mahsustur, yoksa onlarla beraber bütün müslümanlara mı mahsûstur?" dedim. "Husûsî olarak Âl-i Muhammed'e, umûmî olarak bütün müslümanlara." buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.):<br />
<br />
Büyük boynuzlu çok güzel iki koçun birisini yere yatırıp besmele çekti ve tekbir getirerek "Allâh'ım! Bu Muhammed'den ve Ehl-i Beyt'imdendir." deyip kesti.<br />
<br />
Sonra ikincisini keserken "Allâh'ım! Bu da Muhammed ve ümmetindendir." dedi.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif)</span></span><br />
<br />
Aliyyü'l-Murtezâ (k.v.) Hazretleri:<br />
<br />
Biri kendisi için, biri Resûl-i Ekrem Efendimiz için olmak üzere iki koç kurban ederler ve "Resûlullah (s.a.v.), zât-ı şerîfleri için kurban kesmeyi bana vasiyet buyurdular." derdi.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---OoO---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bugün Arefe dedik. Arefe'nin alameti nedir? Arefe senede bir defa olan bir şeydir. Arefe ismi, Arafat'ta vakfedildiği için "Arefe" denir. Ramazan Bayramı öncesine verilen Arefe o mânâda değildir; o, yani Ramazan'ınki, bir olayın öncesi demektir. Yani senede bir defa doğuran bir hayvan, doğuracak demektir. Ve bugünün görülmesi, bugünün hilali, yani sizin hesapla Zilkade 25. Ve at, Arap atı 365 günde doğurur; ve 25'li tabanca Muhammed Mustafa. Senin, benim bir cibilliyatimiz, ve gezen, yürüyen sıfatımızı temsil eden hayvan hâlimiz olduğu gibi, Muhammed'in Kusva devesi, Düldül atı vardı. Ve devede, atta 365 günde, senede bir defa doğurur. Ve Arefe demek, o gün Adem ve Havva'yı görmek demektir.<br />
<br />
Bugünün Arefe, yani Arafat ve vakfe olduğunun alameti, kapı gibi delili bana ihya olundu. Bugün Avusturya TV kanalında sabahdan "Adam Mitchel Lambert"i ilk defa "Ghost Town" klibinde gördüm. Yani Adem görüldüyse, demek olur ki ilk defa Arafat'ta vakfeden oydu; Hz. Adem ve Havva. Biz Hacda Arafat'a çıkıp da onların affolunduğu o vakfeyi taklit ederiz. Demek ki Arafat demek "Adem" veya İngilizce, Almanca "Adam" görmek demekmiş. Elhamdülillah, Rabbim hem öğretti hem de hakkal yani bildirdi, yaşattı.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bir zamanlar taş ocağında akşama kadar çalışıp ekmek kazanıyorduk; derdimiz ekmek davasıydı. Birisi de "Ekmeğini, aşını helalinden kazan" değil de bir atasözü gibi bir söz olan:<br />
<br />
"Kazanırsan dost kazan, düşmanı anan da doğurur."<br />
<br />
demiş. Peki, doğru mudur?<br />
<br />
Dostum sandıklarıma yedirdim, olmadı. Nasihat ettim, olmadı. Sigara ikram ettim, olmadı. Bazılarını meslek sahibi ettim, olmadı. Bazı adamları sofi ettim, olmadı.<br />
<br />
Allah aşkına, bu dost nasıl kazanılıyor, biri bana bir açıklasın?<br />
<br />
Kene, yani "Zecken", hayvanların sırtına binip onlardan zor ile koparmadıkça ayrılmaz. Hatta bazen insanlara da biner, kopararak ayırırsın. Hâlbuki o, onun yanından ayrılmamasının sebebi dostluktan değil; o hayvandan veya insandan ziftlendiğindendir. Yine pireler, kedilerin, köpeklerin sırtında gezer; ayrılmaz ikili gibidirler. Yani sanırsın iki sadık dost; sırtında gezdirir kedi, köpek. Ama pirenin onlardan ayrılmama, dost gibi ikili olma sebebi hiç de öyle dostluktan değil; onlardan yine ziftlendiğindendir.<br />
<br />
Öyleyse sen hangi dostluktan bahsediyon? Menfaatin olmadığı yerde dostluk falan olmaz. Karı koca bile birbirinden faydalanmak için evlenir. Bir menfaat var; yani ya o ona hem bakacak, hem yedirecek, hem giydirecek; veya birbirlerinin sex ihtiyacını karşılamak için. Yani işin ucunda yine menfaat var.<br />
<br />
Yemin olsun, sofileri Schrems dergâhında cam fıstıkla Marlboro sigarası ile besledim de... Bir gün ev aldım, pencereleri plastik taktım; ve eski pencere ile yenilerinin arasında boy farkı vardı, oraları tuğlayla kendim ördüm. Elimden geliyor, sıva da yaparım ama "Dost düşman bakacak, bir usta elinden çıksın" dedim. Bir sofi amcamız sıvadan anlıyordu; çağırdım, "Kaç paraya yaparsın?" dedim. Amca demedi "Kaç senelik sofi arkadaşız, senin verdiğin fiyata olsun" demedi. Gözünü toprak doyursun. O gün 5000 şilin veren dedim de "Olmaz" dedi; 7 bin şilin isterim dedi. Ben de anladım ki dostluk, sofilik, mofilik, mümin kardeşliği falan yalanmış. Paran var mı, dağlar Mehmet Ali çağırıyormuş; yok mu, vaah garibimin hâline olursun. Yani bütün dostluklar menfaate kurulmuş; ve Ebubekirler ahirete göç etmiş, yok artık öyle sadık dostlar. Sadık dostlar mezara girmiş, ve insanlık ölmüş be kardeşim.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Dostuna muhabbette aşırı gitme; umulur ki bir gün gelir de düşmanın olur. Düşmanına buğzetmek hususunda da aşırı gitme; umulur ki bir gün dostun olur."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hz. Muhammed (s.a.v.)</span></span><br />
<br />
Dün PKK'lılarla kol kola, el ele gezenler, bugün düşman oldular; öcü HDP oldu, onlar da bizler öcü Türkler olduk. Öyleyse bu hadis hak. Yarın ne olacağı belli değil. Düşmanına da dostuna da davranırken orta yolu seç, aşırı gitme. Şimdi Kürtlerin hepsini silip atmayın. Dün daha dün hepimiz dosttuk; bu gün ne oldu da düşman olduk demek yok mu? İki taraf da oturup düşünsün: Bizi birbirimize kırdıran kim? Kaypak, kalleş şeytan kim? Şeytanı görünmez sanmayın; bunu yapanlar, görünen iki bacaklı şeytanlar.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Kişi, yakın dostunun dini üzeredir. O hâlde sizden her biri kiminle dostluk kurup arkadaş oluyorsa, ona mutlaka dikkat etsin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hz. Muhammed (s.a.v.)</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Pazarlık sünnettir; fakat öyle satanın menfaati için değil, alıcının daha ucuza alabilmesi içindir. Yoksa satıcı 10 liralık malı 15 liraya satacaksa, adalet nerede? Allah'ın rahmeti nerede? İbadet şuuru, maksadı, gayesi nerede? Burdaki bu sünnetin gayesi, maksadı, satıcının kârından vazgeçip, yahut az kâr edip alıcının ucuza mal alabilmesi iken; satıcı 10 liralık malı elli deyip, sonra indirip 20 liraya kazıklayacaksa, bu sünnet ve ibadet olabilir mi Allah aşkına? Müslüman ticaretçi lakaplı adamlar, yani MÜSİAD üyeleri işte bu yüzden pazarlık yapan müşteri gelince, sahtekâr satıcılar "10 lira ise mal, 20 lira" derler; sonra da "İndir biraz" deyince "Senin hatırına 15 olur" derler. Hâlbuki alıcı kâr edeceğine satıcı kâr eder, zengin malına mal katar. Fakir yine fakir, yine fakir. Adalet biraz, adalet... İbadet nedir? Neden yapılır? Tefekkür... Müslüman ticaretçi böyle yapar. "Ne yani, sünnet işlemiş oluyormuş, pazarlık etmişmiş." Bre insanı kandırmanın ibadet olduğu nerede görülmüş, ey gafil çakma Müslüman?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Eğer çobanın köpeği kurtla anlaşırsa, "Sen bu koyunlardan birkaçını her gün al götür, ama bana dokunma" derse... Böyle kancık bir köpeği sürünün başında tutan çoban gafildir. Her gün birkaç asker, birkaç polis, çoban köpeğinin kancıklığı yüzünden ölüyor. Uyan Türkiye; bu kancık köpeği sürünün başından at.<br />
<br />
Rabbim, Mehdi cemaatini insanları kandırmaktan muhafaza etsin; ve dostunu, düşmanını bilip, onların arasına menfaate dayanmayan dostluklar ihsan eylesin.<br />
<br />
Âmîn.<br />
<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 08 Eylül 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kimseyi Hakir Görme Allah Bazen Senin Küçük Gördüklerinle Büyük işler Halkeder]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44977</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 11:09:13 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44977</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimseyi Hakir Görme — Allah Bazen Senin Hakir ve Küçük Gördüklerinle Büyük İşler Halk Eder</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 22 Eylül 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">23 Zilhicce 2015 Salı</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَومٌ مِّن قَوْمٍ عَسَى أَن<br />
يَكُونُوا خَيْرًا مِّنْهُمْ وَلَا نِسَاء مِّن نِّسَاء عَسَى أَن يَكُنَّ<br />
خَيْرًا مِّنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا<br />
بِالْأَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ وَمَن لَّمْ<br />
يَتُبْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo--- ---oOo--- ---oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى<br />
وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ<br />
عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Hucurat Suresi 11 ve 13. Ayetler</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ yeshar kavmun min kavmin asâ en yekûnû hayren<br />
minhum ve lâ nisâun min nisâin asâ en yekunne hayren minhunn,<br />
ve lâ telmizû enfusekum ve lâ tenâbezû bil elkâb, bi'sel ismul<br />
fusûku ba'del îmân, ve men lem yetub, fe ulâike humuz zâlimûn.</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo--- ---oOo--- ---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben<br />
ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe<br />
alîmun habîr.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Esteuzubillah<br />
<br />
Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo--- ---oOo--- ---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ey insanlar! Şüphe yok ki biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Hucurat Suresi 11 ve 13. Ayetler</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Size ateşin (Cehennemin) ehlinden haber vereyim mi? Her utul, cevvaz ve müstekbirdir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Utul:</span></span> İnsanlara kaba davranan kimsedir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cevvaz:</span></span> İse helal, haram demeden hangi yoldan olursa olsun mal toplayıp ve Allâh'ın farz kıldığı şeylere malı vermeyen kimsedir. Tıpkı farz olan zekâtı, üzerine farz olduğu hâlde mazeretsiz vermeyen kimsedir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müstekbir:</span></span> İse kibirlenen kimsedir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif, Buhâri ve Müslim)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed ve sallu ala Ademe, İdris'e ve Nuh Nebi ve sallu ala İbrahime ve İsmail'e, Yakub'e ve Yusuf'a, Davud'e ve Süleyman'a, Zekeriya ve Yahya'ya, Harun'e ve Musa'ya, ve sallu ala Meryem ve İsa, ve sallu ala Ahmedi Mahmudu Muhammed Mustafa, ve sallu ala Mehdi ve Ehli Beytina vel cemaatil müslimune ve mü'minune vel mü'minin.<br />
Ve Selamen Fatımetüzzehra ve Selamen Ali r.a. ve Selamen Osman r.a. ve Selamen Ömer r.a. ve Selamen Ebu Bekr, ve Selamen Ayşeyi Sıdıka.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Diyanet'e ve diğerlerine göre yarın Arefe; bize göre ise bayram geçti. Ve bu gün öğleden sonra Zilhicce'nin 23'ü olacak inşallah.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arefe demek:</span></span> O gün Adem ve Havva'yı görmek demektir, demiştik. Ve olur da olur, sizin Arefe'niz de belki yarındır. Dikkat edin: Eğer uzun süredir görmediğiniz Adem isimli birini yarın veya bugün görürseniz, bugün veya yarın sizin Arefe'niz demek olur. Hani bazı insanlar hayata erken başlar ve sabah ezanında kalkar, namazını kılar, gün başlamış olur onun için. Bazıları ise gececidir; ve gece çalıştığı için gündüz o saatlerde yatıyor olur, ve onun günü uykudan kalktığında öğleyin başlamaktadır. Bu yüzden eğer sizler hayata geç başlayanlardansanız, belki de sizin için yarındır Arefe; olabilir, olmaz değil yani.<br />
<br />
Öyle, Hac Hz. İbrahim'e falan dayanmaz; ta Hz. Adem'e dayanır.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ALİ İMRAN — 96. ayet-i kerimesi</span></span><br />
<br />
Estuzubillah<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İnne evvele beytin vudia lin nâsi lellezî bi bekkete mubâreken ve huden lil âlemîn</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
İnsanlar için yapılmış olan ilk Beyt (yani Ev; "vudia" yani insanların içine girdikleri ilk ev, dâhil oldukları) mübarek Mekke şehrindedir. Ve Allah, insanları (Adem ile Havva'yı bağışlayıp) o evde doğru yola iletti (yeni bir sülb, soy verdi).<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ALİ İMRAN — 96. ayet-i kerimesi</span></span><br />
<br />
Hz. Adem Babamız ile Havva Annemiz Arafat'ta buluşmuşlar ve ilk defa birleşecekler, halvet edecekler. Önce kafalarını sokup korunacak bir ev mi yaparlar, yoksa cami mi yaparlar? Gafil olmamak lazım.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe'ye:</span></span> "Allah'ın Evi" diyen gafillere duyurulur! Kâbe, Allahü Teâlâ'nın kelâmı, sözü ile "evvele beyt"tir. Ne demek peki? Hz. Adem ile Havva'nın kafalarını sokup zifaf ettikleri ilk ev. "Evvele beyt" diyor Rabbim. Ya bu kadar açık bir kelimeyi anlamayana ben "gafil" demeyeyim de ne diyeyim, Allah aşkına?<br />
<br />
Hz. Adem ile Havva'nın mı evi yoktu da ilk evi kendilerine yaptılar? Yoksa Allah'ın mı evi yoktu da Allah'a ev yapıverip de Allah'ın evi mi oldu Kâbe?<br />
<br />
Gafillere laf kâr etmez, anlamaz. Yıllarca öyle bilmiş, öyle söylemişler. Ben şimdi bu kör bakanlara "Aç gözünü" desem ne fayda?<br />
<br />
Abdest niye alınır deyince: İnsan yemek için temizlenebilir, yahut karısıyla halvet edecektir, onun için temizlenir; yahut şefine güzel görünmek için temizlenir, süslenir. Veya veya...<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ama abdest almak demek:</span></span> Ne onun için, ne bunun için; sadece Allah için temizlenivermektir.<br />
<br />
İnsanın fiilleri, faaliyet gösterdikleri: Ama para kazanmak için çalışır, çabalar, faaliyet gösterir. Ama öğrencidir; okuyup adam olmak için çalışır. Yahut sevdiği komşusu vardır, onun bir işine yardım eder; yahut sevdiğine yardımcı olur. Veya "Ben güçlüyüm, herkes bilsin" diye spor yapıp caka satar. Yani bütün faaliyetleri düşünün...<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve namaza gelince:</span></span> Ne o iş için, ne bu iş için; günde beş kere, beşer dakikanı da Allah için sarf etmedir. Yani Allah rızasını kazanmak için çalışmaktır. Hani karının gönlünü almaya çalışıyorsun ya, oluyor ya; peki Allah'ın hiç mi hatırı yok da namazdan köşe bucak kaçıyon, aa gafil sürüsü?<br />
<br />
Ve oruca gelince: Vazgeçmek demektir; bir şeylerden vazgeçmek. Sigara için "Sağlığına zararlı, ölürsün" dedilerse bırakırsın, vazgeçersin. Yine alkol alıyon; yine dediler "Sarhoş olup onun bununla kavga ediyon, başın beladan kurtulmuyor, hem maldan hem candan hem dosttan oluyon." Baktın olur yakası yok, alkolü bırakdın; hem sağlık gidiyor hem canın sıkılıyor çünkü alkol alınca.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve oruç ise:</span></span> Ne sağlık için, ne para için, ne pul için; bazı şeylerden, Allah dediği için vazgeçivermek. Ve bu haramların nedenini, neden haram yeme, harama bakma, haram olanla cinsi münasebette bulunmaman gerektiğini anlaman içindir. Yani Allah dediği için bazılarından vazgeçivermek, terkedivermek içindir.<br />
<br />
Ve yine zekâta gelince: "Ev benim, ben kazandım da aldım; araba benim, ben kazandım da aldım; karı benim, ben sevdim, âşık oldum da kaçırdım aldım" diye değil... Zekât, maldan ve senin olduğunu sandıklarından geçivermektir. Ne için? Allah rızasını kazanmak için.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve zekât ise:</span></span> "Benim" demekten vazgeçmektir. Ev benim değil, para benim değil, çocuk benim değil; Yaradan'ın diyebilmektir. Ve zekât ise Allah rızası için maldan geçmektir.<br />
<br />
Gelelim gündemin konusu kurban ibadetine.<br />
<br />
Ve Muhammed'in ashabı derlerdi ki: Onunla bir kelâm ettiklerinde "Anam babam yoluna feda olsun" derlerdi. Yani ne demek bu? Yani "Ya Rasûlullah, biz senin dinine girmek, senin öğrettiğin Allah emirlerine uymak için anamızı babamızı terkedip de bu yola girdik. Anamız babamız yolunda feda olsun varsın; onlar varsın yanımızda olmayıversin; biz yeter ki rızayı bâriyi kazanalım" demektir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve kurbana gelince:</span></span> Anadan babadan değil; bu sefer kendi canından da geçivermektir. Ve ashab, Allah Rasûlü'nü korumak için ellerini kollarını şehit verenlerdir. Yani:<br />
<br />
Resûlullah'la Hz. Ömer (ra) arasında geçen bir konuşma, onların temel ölçülerinin ne olduğunu bize göstermektedir. Hz. Ömer (ra):<br />
<br />
- Ey Allah'ın Resûlü! Kendim hariç seni her şeyden çok seviyorum, deyince Hz. Peygamber:<br />
<br />
- Olmadı; canından da çok sevmedikçe mümin olamazsın, buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra):<br />
<br />
- Seni canımdan da fazla seviyorum, deyince Resûlullah:<br />
<br />
- İşte şimdi oldu ya Ömer, buyurdu.<br />
<br />
Yani kurban edilecek hayvan öyle bir sıfattadır ki, demiş ki mesela Muhammed'in kurbanı olacak hayvan: "Muhammed'e canım feda" diyebilmiş olan hayvan. Ve demek kolay ama canı teslim etmek zor; ve sen onu üzmeden nasıl canını alcan, kurban edecen? İşte Hz. Ömer'in cibilliyatı, yani bir dana, Muhammed'in yoluna kurban olan, demiş; yani "Canımdan çok seviyorum seni" demiş. Ve Hz. Ömer'in cibilliyatı olan bir danayı da Muhammed kurban etmiş demek ki.<br />
<br />
Ve bize bu canı veren Allah iken... Ve borç veren adamın, bir gün gelip "Artık o verdiğim paraya kendimin tekrar ihtiyacım var; artık borcunu öde, geri ver paramı" deyince, ondan kötü kimse olmaz, değil mi? Hâlbuki o verdi o parayı sana, ve bir ihtiyacını gördün; ve o geri isteyince niye kötü insan, kötü adam olur, bilinmez. Ve işte nedense kötü insan oluverir. Böyle olunca:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurbana gelince:</span></span> Sana bu canı bahşeden Allah, sana kurban ile öğretir ki: Bir gün senden, verdiği borç olan kendi canını artık geri isteyince, "Sen öl artık, benim bu verdiğim cana tekrar ihtiyacım var" deyince, ölüm kötü olur; "Allah niye bizi öldürüyor?" olur. Hâlbuki...<br />
<br />
İşte kurban, candan da Allah rızası için geçmeyi öğrenme edebidir. Ve:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Can senin Rab'bim, al senin yoluna feda olsun, diyebilme edebini öğrenenlerin kurbanları kabul, bayramları mübarek olsun.</span></span><br />
<br />
Ha, bu arada tiyo: Kurban Bayramı olduğunun alameti, o gün İsmail ve Samuel'i görmektir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bazı teknik sebepler yüzünden Aynelyakin sayfamızı kapadık. Artık yeni portalimiz <a href="https://hakkalyakin.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.hakkalyakin.com</a> sayfamızdan radyo yayını ve yazılı vaazlara devam edeceğiz inşallah.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bilim adamları atomun içindeki nötrinoları incelemek için "riesige" (büyük) alet yapmışlar. Ve Allah parçası arıyorlar; onu bulunca sanki Allah'ı yenebilecekler. Gafil bilim adamı, onu keşfedince iş bitecek mi sanırsın?<br />
<br />
Allah seni annendeyken annenin içine paketleyip koydu; annenden önce babana paketleyip koydu. Babanda paket hâlindeydin. Babandan önce de sen yine vardın; babandan önce ninenin içinde paket hâlindeydin; sonra ondan önce dedenin içinde; ondan da önce önce...<br />
<br />
Biz Müslümanlar veya iman ehli öyle iman ederiz ki: Çünkü Allah bütün insanların ruhlarını ve nefislerini ta "Kalû Belâ"da söz aldığında yaratmıştı zaten. Hal böyle olunca Allah seni annendeyken annenin içine, Allah seni babandayken babanın içine paket hâlinde koydu. Babandan önce de sen yine vardın. Ve ta ki Adem Atamızın içinde bütün insanlık, kıyamete kadar doğacak insanların hepsi onun içinde paket hâlindeydi. Sen nötrinoyu keşfetsen, onun içinde de bir paket var; onu neyle inceleyecen? Onun içindekinin içinde de bir paket var; onu neyle? Hz. Adem'e kadar kaç tane atan varsa, o kadar paket içinde pakettin sen ilk defasında. Anladın mı sen ha? Yaklaştım sandıkça uzaklaşıyorsun; çünkü <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kâinat uzaklaşan yapıda,</span></span> gafil bilim adamı.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Kâinatta tesadüfe yer yoktur. Ve bunu şu delil ile ispat edeceğiz inşallahurrahman.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan'ın Hacerül Esved yönünü bulma yöntemi:</span></span><br />
<br />
Kar©glan'ın Hacerül Esved yönünü bulma yöntemi için resimlerdeki skeç 1 ve 2'ye bakınız.<br />
<br />
Benim evimin yönü, önü ve yola bakan yüzü "Batı" istikametinde. Biz Avusturya'dayız; ve buradan, benim bulunduğum yerden kıble istikameti ise "Güneydoğu" istikameti. Ve ben kıbleye evimin arka sol köşesine dönüyorum. Ve benim en yakın komşularımdan birisi Hacer ve kocası Hasan-Osman; ve onların evinin benim evime göre duruş pozisyonu ise benim evimin "Güneybatı" istikametinde duruyorlar.<br />
<br />
Evimin yönünü ele aldığımda evimin ön sağ köşesindeler. Ve fakat kıbleye göre ise kıblemin tam ters tarafındalar. Ve hal böyle olunca, yani Hacer veya Hacerül Esved taşının benim evime göre yönü... Komşu Hacer, kıblemin tersinde olduğuna göre, o zaman dünya yuvarlak ve Macellan kuralı ile Hacer'den tarafa dönüp Kâbe'ye kadar giden bir yol çizince, bu sefer Kâbe'nin bana bakan yönünde arka köşesine varılmış olur. Ve demek olur ki Hacer'den taraf, Hacerül Esved'in bulunduğu taraf. Ve yani benim evimin kıblesi, Hacerül Esved'in bulunduğu köşenin tam tersine bakan köşeye bakıyor. O yüzden Hacer'in evi, kıbleyi ele aldığımızda benim evimin arkasında yani. Ve ben hem kıbleye bakıyorum hem Hacer'e ve Hacerül Esved'e bu sayede hem de ters köşesine. Ve bundan sonrası da var ama onları da başka vaaza saklayalım.<br />
<br />
O bizi hakir gören, küçük gören gafillere sesleniyorum: Allah bizim evimizin planına böyle bir mucize gizlemişken, ve bu sırrı daha bizden önce söyleyen olmamışken... Ve dedik ki biz gökde Receb'in hilalini ararken, Allah "Dur kulum, Receb gökde değil; ben sana gezen, yürüyen Receb'i gösteren" dedi. Receb gördük, "Receb'in biri" dedik, demiştik. Ve benim Receb'im canlı, gezer, yürür, dedik. Ve yine Hira'dan yazdık: "Benim Hiram canlı" dedik. Ve benim Hacerül Esved'im de canlı. Ey Mehdi cemaati, sen senin Hacerül Esved'ini bul; taş olanını değil, canlı, gezen, yürüyenini bul. Vallahi kâinat kıyam etti de insanlar bilmez; hâlâ bilmezler.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Makamımız kuş misali<br />
Daldan dala konabilir<br />
İnsanoğlu yok misali<br />
Bir gün olur ölebilir<br />
<br />
Dağlar taşlar kül misali<br />
Bir gün olur tozabilir<br />
İnsanoğlu gül misali<br />
Bir gün olur solabilir<br />
<br />
Hakikata eren erler<br />
Mevlâsını bulabilir<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kendini kemter görenler<br />
Bir gün yüce olabilir</span></span></span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Rabbim insanlığa önce Mehdi aleyhisselamın vaazları ile istikametini düzeltmeyi nasip eylesin; sonra da onun vesilesi ile hidayete ve doğru yola kavuşanlardan eylesin. Kâbe'sini de, kıblesini de, Hacerül Esved'ini de bulanlardan eylesin.<br />
<br />
Âmîn. Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 22 Eylül 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimseyi Hakir Görme — Allah Bazen Senin Hakir ve Küçük Gördüklerinle Büyük İşler Halk Eder</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 22 Eylül 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">23 Zilhicce 2015 Salı</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَومٌ مِّن قَوْمٍ عَسَى أَن<br />
يَكُونُوا خَيْرًا مِّنْهُمْ وَلَا نِسَاء مِّن نِّسَاء عَسَى أَن يَكُنَّ<br />
خَيْرًا مِّنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا<br />
بِالْأَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ وَمَن لَّمْ<br />
يَتُبْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo--- ---oOo--- ---oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى<br />
وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ<br />
عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Hucurat Suresi 11 ve 13. Ayetler</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ yeshar kavmun min kavmin asâ en yekûnû hayren<br />
minhum ve lâ nisâun min nisâin asâ en yekunne hayren minhunn,<br />
ve lâ telmizû enfusekum ve lâ tenâbezû bil elkâb, bi'sel ismul<br />
fusûku ba'del îmân, ve men lem yetub, fe ulâike humuz zâlimûn.</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo--- ---oOo--- ---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben<br />
ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe<br />
alîmun habîr.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Esteuzubillah<br />
<br />
Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo--- ---oOo--- ---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ey insanlar! Şüphe yok ki biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Hucurat Suresi 11 ve 13. Ayetler</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Size ateşin (Cehennemin) ehlinden haber vereyim mi? Her utul, cevvaz ve müstekbirdir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Utul:</span></span> İnsanlara kaba davranan kimsedir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cevvaz:</span></span> İse helal, haram demeden hangi yoldan olursa olsun mal toplayıp ve Allâh'ın farz kıldığı şeylere malı vermeyen kimsedir. Tıpkı farz olan zekâtı, üzerine farz olduğu hâlde mazeretsiz vermeyen kimsedir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müstekbir:</span></span> İse kibirlenen kimsedir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif, Buhâri ve Müslim)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed ve sallu ala Ademe, İdris'e ve Nuh Nebi ve sallu ala İbrahime ve İsmail'e, Yakub'e ve Yusuf'a, Davud'e ve Süleyman'a, Zekeriya ve Yahya'ya, Harun'e ve Musa'ya, ve sallu ala Meryem ve İsa, ve sallu ala Ahmedi Mahmudu Muhammed Mustafa, ve sallu ala Mehdi ve Ehli Beytina vel cemaatil müslimune ve mü'minune vel mü'minin.<br />
Ve Selamen Fatımetüzzehra ve Selamen Ali r.a. ve Selamen Osman r.a. ve Selamen Ömer r.a. ve Selamen Ebu Bekr, ve Selamen Ayşeyi Sıdıka.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Diyanet'e ve diğerlerine göre yarın Arefe; bize göre ise bayram geçti. Ve bu gün öğleden sonra Zilhicce'nin 23'ü olacak inşallah.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arefe demek:</span></span> O gün Adem ve Havva'yı görmek demektir, demiştik. Ve olur da olur, sizin Arefe'niz de belki yarındır. Dikkat edin: Eğer uzun süredir görmediğiniz Adem isimli birini yarın veya bugün görürseniz, bugün veya yarın sizin Arefe'niz demek olur. Hani bazı insanlar hayata erken başlar ve sabah ezanında kalkar, namazını kılar, gün başlamış olur onun için. Bazıları ise gececidir; ve gece çalıştığı için gündüz o saatlerde yatıyor olur, ve onun günü uykudan kalktığında öğleyin başlamaktadır. Bu yüzden eğer sizler hayata geç başlayanlardansanız, belki de sizin için yarındır Arefe; olabilir, olmaz değil yani.<br />
<br />
Öyle, Hac Hz. İbrahim'e falan dayanmaz; ta Hz. Adem'e dayanır.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ALİ İMRAN — 96. ayet-i kerimesi</span></span><br />
<br />
Estuzubillah<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İnne evvele beytin vudia lin nâsi lellezî bi bekkete mubâreken ve huden lil âlemîn</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
İnsanlar için yapılmış olan ilk Beyt (yani Ev; "vudia" yani insanların içine girdikleri ilk ev, dâhil oldukları) mübarek Mekke şehrindedir. Ve Allah, insanları (Adem ile Havva'yı bağışlayıp) o evde doğru yola iletti (yeni bir sülb, soy verdi).<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ALİ İMRAN — 96. ayet-i kerimesi</span></span><br />
<br />
Hz. Adem Babamız ile Havva Annemiz Arafat'ta buluşmuşlar ve ilk defa birleşecekler, halvet edecekler. Önce kafalarını sokup korunacak bir ev mi yaparlar, yoksa cami mi yaparlar? Gafil olmamak lazım.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe'ye:</span></span> "Allah'ın Evi" diyen gafillere duyurulur! Kâbe, Allahü Teâlâ'nın kelâmı, sözü ile "evvele beyt"tir. Ne demek peki? Hz. Adem ile Havva'nın kafalarını sokup zifaf ettikleri ilk ev. "Evvele beyt" diyor Rabbim. Ya bu kadar açık bir kelimeyi anlamayana ben "gafil" demeyeyim de ne diyeyim, Allah aşkına?<br />
<br />
Hz. Adem ile Havva'nın mı evi yoktu da ilk evi kendilerine yaptılar? Yoksa Allah'ın mı evi yoktu da Allah'a ev yapıverip de Allah'ın evi mi oldu Kâbe?<br />
<br />
Gafillere laf kâr etmez, anlamaz. Yıllarca öyle bilmiş, öyle söylemişler. Ben şimdi bu kör bakanlara "Aç gözünü" desem ne fayda?<br />
<br />
Abdest niye alınır deyince: İnsan yemek için temizlenebilir, yahut karısıyla halvet edecektir, onun için temizlenir; yahut şefine güzel görünmek için temizlenir, süslenir. Veya veya...<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ama abdest almak demek:</span></span> Ne onun için, ne bunun için; sadece Allah için temizlenivermektir.<br />
<br />
İnsanın fiilleri, faaliyet gösterdikleri: Ama para kazanmak için çalışır, çabalar, faaliyet gösterir. Ama öğrencidir; okuyup adam olmak için çalışır. Yahut sevdiği komşusu vardır, onun bir işine yardım eder; yahut sevdiğine yardımcı olur. Veya "Ben güçlüyüm, herkes bilsin" diye spor yapıp caka satar. Yani bütün faaliyetleri düşünün...<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve namaza gelince:</span></span> Ne o iş için, ne bu iş için; günde beş kere, beşer dakikanı da Allah için sarf etmedir. Yani Allah rızasını kazanmak için çalışmaktır. Hani karının gönlünü almaya çalışıyorsun ya, oluyor ya; peki Allah'ın hiç mi hatırı yok da namazdan köşe bucak kaçıyon, aa gafil sürüsü?<br />
<br />
Ve oruca gelince: Vazgeçmek demektir; bir şeylerden vazgeçmek. Sigara için "Sağlığına zararlı, ölürsün" dedilerse bırakırsın, vazgeçersin. Yine alkol alıyon; yine dediler "Sarhoş olup onun bununla kavga ediyon, başın beladan kurtulmuyor, hem maldan hem candan hem dosttan oluyon." Baktın olur yakası yok, alkolü bırakdın; hem sağlık gidiyor hem canın sıkılıyor çünkü alkol alınca.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve oruç ise:</span></span> Ne sağlık için, ne para için, ne pul için; bazı şeylerden, Allah dediği için vazgeçivermek. Ve bu haramların nedenini, neden haram yeme, harama bakma, haram olanla cinsi münasebette bulunmaman gerektiğini anlaman içindir. Yani Allah dediği için bazılarından vazgeçivermek, terkedivermek içindir.<br />
<br />
Ve yine zekâta gelince: "Ev benim, ben kazandım da aldım; araba benim, ben kazandım da aldım; karı benim, ben sevdim, âşık oldum da kaçırdım aldım" diye değil... Zekât, maldan ve senin olduğunu sandıklarından geçivermektir. Ne için? Allah rızasını kazanmak için.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve zekât ise:</span></span> "Benim" demekten vazgeçmektir. Ev benim değil, para benim değil, çocuk benim değil; Yaradan'ın diyebilmektir. Ve zekât ise Allah rızası için maldan geçmektir.<br />
<br />
Gelelim gündemin konusu kurban ibadetine.<br />
<br />
Ve Muhammed'in ashabı derlerdi ki: Onunla bir kelâm ettiklerinde "Anam babam yoluna feda olsun" derlerdi. Yani ne demek bu? Yani "Ya Rasûlullah, biz senin dinine girmek, senin öğrettiğin Allah emirlerine uymak için anamızı babamızı terkedip de bu yola girdik. Anamız babamız yolunda feda olsun varsın; onlar varsın yanımızda olmayıversin; biz yeter ki rızayı bâriyi kazanalım" demektir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve kurbana gelince:</span></span> Anadan babadan değil; bu sefer kendi canından da geçivermektir. Ve ashab, Allah Rasûlü'nü korumak için ellerini kollarını şehit verenlerdir. Yani:<br />
<br />
Resûlullah'la Hz. Ömer (ra) arasında geçen bir konuşma, onların temel ölçülerinin ne olduğunu bize göstermektedir. Hz. Ömer (ra):<br />
<br />
- Ey Allah'ın Resûlü! Kendim hariç seni her şeyden çok seviyorum, deyince Hz. Peygamber:<br />
<br />
- Olmadı; canından da çok sevmedikçe mümin olamazsın, buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra):<br />
<br />
- Seni canımdan da fazla seviyorum, deyince Resûlullah:<br />
<br />
- İşte şimdi oldu ya Ömer, buyurdu.<br />
<br />
Yani kurban edilecek hayvan öyle bir sıfattadır ki, demiş ki mesela Muhammed'in kurbanı olacak hayvan: "Muhammed'e canım feda" diyebilmiş olan hayvan. Ve demek kolay ama canı teslim etmek zor; ve sen onu üzmeden nasıl canını alcan, kurban edecen? İşte Hz. Ömer'in cibilliyatı, yani bir dana, Muhammed'in yoluna kurban olan, demiş; yani "Canımdan çok seviyorum seni" demiş. Ve Hz. Ömer'in cibilliyatı olan bir danayı da Muhammed kurban etmiş demek ki.<br />
<br />
Ve bize bu canı veren Allah iken... Ve borç veren adamın, bir gün gelip "Artık o verdiğim paraya kendimin tekrar ihtiyacım var; artık borcunu öde, geri ver paramı" deyince, ondan kötü kimse olmaz, değil mi? Hâlbuki o verdi o parayı sana, ve bir ihtiyacını gördün; ve o geri isteyince niye kötü insan, kötü adam olur, bilinmez. Ve işte nedense kötü insan oluverir. Böyle olunca:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurbana gelince:</span></span> Sana bu canı bahşeden Allah, sana kurban ile öğretir ki: Bir gün senden, verdiği borç olan kendi canını artık geri isteyince, "Sen öl artık, benim bu verdiğim cana tekrar ihtiyacım var" deyince, ölüm kötü olur; "Allah niye bizi öldürüyor?" olur. Hâlbuki...<br />
<br />
İşte kurban, candan da Allah rızası için geçmeyi öğrenme edebidir. Ve:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Can senin Rab'bim, al senin yoluna feda olsun, diyebilme edebini öğrenenlerin kurbanları kabul, bayramları mübarek olsun.</span></span><br />
<br />
Ha, bu arada tiyo: Kurban Bayramı olduğunun alameti, o gün İsmail ve Samuel'i görmektir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bazı teknik sebepler yüzünden Aynelyakin sayfamızı kapadık. Artık yeni portalimiz <a href="https://hakkalyakin.com" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.hakkalyakin.com</a> sayfamızdan radyo yayını ve yazılı vaazlara devam edeceğiz inşallah.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bilim adamları atomun içindeki nötrinoları incelemek için "riesige" (büyük) alet yapmışlar. Ve Allah parçası arıyorlar; onu bulunca sanki Allah'ı yenebilecekler. Gafil bilim adamı, onu keşfedince iş bitecek mi sanırsın?<br />
<br />
Allah seni annendeyken annenin içine paketleyip koydu; annenden önce babana paketleyip koydu. Babanda paket hâlindeydin. Babandan önce de sen yine vardın; babandan önce ninenin içinde paket hâlindeydin; sonra ondan önce dedenin içinde; ondan da önce önce...<br />
<br />
Biz Müslümanlar veya iman ehli öyle iman ederiz ki: Çünkü Allah bütün insanların ruhlarını ve nefislerini ta "Kalû Belâ"da söz aldığında yaratmıştı zaten. Hal böyle olunca Allah seni annendeyken annenin içine, Allah seni babandayken babanın içine paket hâlinde koydu. Babandan önce de sen yine vardın. Ve ta ki Adem Atamızın içinde bütün insanlık, kıyamete kadar doğacak insanların hepsi onun içinde paket hâlindeydi. Sen nötrinoyu keşfetsen, onun içinde de bir paket var; onu neyle inceleyecen? Onun içindekinin içinde de bir paket var; onu neyle? Hz. Adem'e kadar kaç tane atan varsa, o kadar paket içinde pakettin sen ilk defasında. Anladın mı sen ha? Yaklaştım sandıkça uzaklaşıyorsun; çünkü <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kâinat uzaklaşan yapıda,</span></span> gafil bilim adamı.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Kâinatta tesadüfe yer yoktur. Ve bunu şu delil ile ispat edeceğiz inşallahurrahman.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan'ın Hacerül Esved yönünü bulma yöntemi:</span></span><br />
<br />
Kar©glan'ın Hacerül Esved yönünü bulma yöntemi için resimlerdeki skeç 1 ve 2'ye bakınız.<br />
<br />
Benim evimin yönü, önü ve yola bakan yüzü "Batı" istikametinde. Biz Avusturya'dayız; ve buradan, benim bulunduğum yerden kıble istikameti ise "Güneydoğu" istikameti. Ve ben kıbleye evimin arka sol köşesine dönüyorum. Ve benim en yakın komşularımdan birisi Hacer ve kocası Hasan-Osman; ve onların evinin benim evime göre duruş pozisyonu ise benim evimin "Güneybatı" istikametinde duruyorlar.<br />
<br />
Evimin yönünü ele aldığımda evimin ön sağ köşesindeler. Ve fakat kıbleye göre ise kıblemin tam ters tarafındalar. Ve hal böyle olunca, yani Hacer veya Hacerül Esved taşının benim evime göre yönü... Komşu Hacer, kıblemin tersinde olduğuna göre, o zaman dünya yuvarlak ve Macellan kuralı ile Hacer'den tarafa dönüp Kâbe'ye kadar giden bir yol çizince, bu sefer Kâbe'nin bana bakan yönünde arka köşesine varılmış olur. Ve demek olur ki Hacer'den taraf, Hacerül Esved'in bulunduğu taraf. Ve yani benim evimin kıblesi, Hacerül Esved'in bulunduğu köşenin tam tersine bakan köşeye bakıyor. O yüzden Hacer'in evi, kıbleyi ele aldığımızda benim evimin arkasında yani. Ve ben hem kıbleye bakıyorum hem Hacer'e ve Hacerül Esved'e bu sayede hem de ters köşesine. Ve bundan sonrası da var ama onları da başka vaaza saklayalım.<br />
<br />
O bizi hakir gören, küçük gören gafillere sesleniyorum: Allah bizim evimizin planına böyle bir mucize gizlemişken, ve bu sırrı daha bizden önce söyleyen olmamışken... Ve dedik ki biz gökde Receb'in hilalini ararken, Allah "Dur kulum, Receb gökde değil; ben sana gezen, yürüyen Receb'i gösteren" dedi. Receb gördük, "Receb'in biri" dedik, demiştik. Ve benim Receb'im canlı, gezer, yürür, dedik. Ve yine Hira'dan yazdık: "Benim Hiram canlı" dedik. Ve benim Hacerül Esved'im de canlı. Ey Mehdi cemaati, sen senin Hacerül Esved'ini bul; taş olanını değil, canlı, gezen, yürüyenini bul. Vallahi kâinat kıyam etti de insanlar bilmez; hâlâ bilmezler.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Makamımız kuş misali<br />
Daldan dala konabilir<br />
İnsanoğlu yok misali<br />
Bir gün olur ölebilir<br />
<br />
Dağlar taşlar kül misali<br />
Bir gün olur tozabilir<br />
İnsanoğlu gül misali<br />
Bir gün olur solabilir<br />
<br />
Hakikata eren erler<br />
Mevlâsını bulabilir<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kendini kemter görenler<br />
Bir gün yüce olabilir</span></span></span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Rabbim insanlığa önce Mehdi aleyhisselamın vaazları ile istikametini düzeltmeyi nasip eylesin; sonra da onun vesilesi ile hidayete ve doğru yola kavuşanlardan eylesin. Kâbe'sini de, kıblesini de, Hacerül Esved'ini de bulanlardan eylesin.<br />
<br />
Âmîn. Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 22 Eylül 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Muharrem - Hicret ve Hicri Yılbaşı ve Ebu Bekir (Kar©glanin 29. Eylül 2015 Vaazi)]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44976</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 11:06:09 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44976</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muharrem — Hicret ve Hicri Yılbaşı ve Ebu Bekir Sadık Dost</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 29 Eylül 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1 Muharrem 2015 Salı — Hicri Yılbaşı</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُم بِالْخَيْرِ<br />
لَقُضِيَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ<br />
لِقَاءنَا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ وَإِذَا مَسَّ الإِنسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنبِهِ أَوْ قَاعِدًا أَوْ<br />
قَآئِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَأَن لَّمْ يَدْعُنَا<br />
إِلَى ضُرٍّ مَّسَّهُ كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُواْ<br />
يَعْمَلُونَ وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِن قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُواْ<br />
وَجَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُواْ لِيُؤْمِنُواْ<br />
كَذَلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Yunus Suresi 10-11-12-13. Ayetler</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Da'vâhum fîhâ subhânekellâhumme ve tahiyyetuhum fîhâ selâm,<br />
ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti'câlehum bil hayri le kudiye<br />
ileyhim eceluhum, fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim<br />
ya'mehûn. Ve izâ messel insâned durru deânâ li cenbihî ev kâiden ev kâimâ,<br />
fe lemmâ keşefnâ anhu durrahu merre ke'en lem yed'unâ ilâ durrin<br />
messehu, kezâlike zuyyine lil musrifîne mâ kânû ya'melûn.<br />
Ve lekad ehleknâl kurûne min kablikum lemmâ zalemû ve câethum rusuluhum<br />
bil beyyinâti ve mâ kânû li yu'minû, kezâlike neczil kavmel mucrimîn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Yunus Suresi 10-11-12-13. Ayetler</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem hicret ederken Hazvere mevkiinde Mekke'ye dönerek:</span></span><br />
<br />
"Sen, Allah katında beldelerin en sevimlisisin. Çıkarılmamış olsaydım senden ayrılmazdım; senden başka bir yeri yurt tutmaz, yuva kurmazdım."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Menâkıp, 69)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Muhammed Ebulmuhaciriyn ve Selamen Ebu Bekir, Ebul Muhaciriyn.<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Hasan vel Hüseyin, Evladi Muhaciriyn<br />
Allahümme Salli ala Hacer Ümmül Muhaciryn<br />
Ve Sübülene İsmail Hicril Muhaciriyn,<br />
Vel Mehdiyyül Müntezar Sübülena ümmül Muhaciriyn ve Hicril Muhaciriyn,<br />
Ve Sübülena Ebul Muhaciriyn ve Evladi Muhaciriyn. Farkiyyeti bila Mecbur, bila Talebi.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Hicri yılbaşı, Kameri takvime göre ayın dünya etrafında 12 defa dönmesiyle oluşan, ve Hz. Peygamber'in (s.a.s.) Mekke'den Medine'ye hicret ettiği yılı tarih başlangıcı olarak kabul eden, ve 1 senesi 336 ile 354 gün olan takvim sistemine göre yeni bir yılın başlamasını ele alan takvim başlangıcı.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">فَآمَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Fe âmene lehu lût ve kâle innî muhâcirun ilâ rabbî, innehu huvel azîzul hakîm.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.<br />
Ve Lut (A.S.) ona inandı ve dedi ki: "Muhakkak ki ben, Rabbimin dediği yere hicret edecek olanım. Muhakkak ki O izzet sahibidir (ve benim izzetimi koruyacaktır veya ben hicret ederek izzetimi koruyacağım), O Hakîm'dir (en iyi kararı verendir)."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Ankebut Suresi 26. Ayet</span></span><br />
<br />
Şimdi öyle bir bomba patlatıyorum ki, bütün dünyayı ve İslam âlemini sarsacak bir bomba. Uzun zamandır bomba patlatmıyoruz.<br />
<br />
Bombamız şudur ki:<br />
<br />
İslam âlemi hicri yılbaşı olarak Muhammed'in hicretini 1 alır. Ve öyle ki, eğer hicri yılbaşı hicretin 1'i ise, o 1 hangi gün? Muhammed'in Mekke'den çıktığı gün mü? Yoksa Medine'ye vardığı gün mü? Yine ikisi farklı. Çıktığı gün farklı, Medine'ye vardığı gün farklı gün. Yine Muhammed devlet memuru muydu da ay başını bekledi hicret etmek için? Ve sanki "Şu ay başı gelsin, maaşı alalım da yola çıkalım" mı dedi? Yoksa o gün Kameri aylardan Muharrem'in biri değildi de 15'i miydi? Yani ay, ayın 14'ünde görüldüğü vakit dün sabah ise, dün sabah görüldüyse bugün Kameri ayın 15 eder, ve fakat hicretin biri eder. Çünkü dünkü ay tutulması, yani KIZILAY, meşhur Kızılay maden suyunun Kızılay'ı, yani kızıl ay tutulması 33 senede bir devir daim ediyormuş. Yani Kameri aylar 30 senede değil, 33 senede bir devir daim eder. Ve Muhammed'in Mekke'den çıktığı gün değil hicri yılbaşı; bilakis Medine'ye vardığı gün. Ve bize saklı olan alametini biz biliyoruz. Ve bugün işte hicri yılbaşının sene-i devriyesi. Ve hicri yılbaşı, çünkü ay tutulması dün sabah görülünce, evvelki gece Zilhicce'nin son gecesi, ve dün gece Muharrem'in birinin gecesi oluyor, ve bugün ise 1'inin gündüzü demek. Yani sapmaya bak: Ay sabah görüldü, ve sapma o kadar ki, ay tutulması sabah görülünce önce gündüz gelmiş, ve fakat o gündüzden sayılmıyor, geceye katılıyor. Ve "gece önce gelir" kuralı gereği, dün akşam ise Muharrem'in 1'inin gecesi, ve bugün hicri yılbaşının gündüzü yani.<br />
<br />
Bu sene meydana gelen bu Suriyeli mülteciler (muhacirler veya hicret edenler) gösteriyor ki: Bu sene büyük hicretin sene-i devriyesi, ve hicret yılı, yani kanlı ay tutulması döngüsü bu sene. Ve demek olur ki muhacirler ve ensar, Rabbimin hikmeti ile doğal seleksiyon ile tekrar ettiriliyor; aynen her sene hac ile hacda yapılanların tekrar ettirilmesi gibi.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Muhammed Mustafa'nın soyu ve suyu dört dünya suyundan devam etmektedir. O sular aktıkça, onun soyu ve suyu akmaya devam eder. Ve daha önceki çok eski vaazlarımızda bunu yazmıştık. Ve demiştik ki Muhammed dört halife ile evlilik yöntemi ile bağ kurmuş: Hz. Ebu Bekir'in kızı Ayşe'yi almış; ve yine Hz. Ömer'in kızı Hafsa Annemizi de nikâhına almış; ve yine Hz. Osman ise iki kızı Rukiyye ve Ümmü Gülsüm'ü vermiş; ve yine Hz. Ali de kızı Fatıma'yı vermiş. Ve düşün: Bir insanda baş ve gövde omuzlardan kollara, ve belden de ayaklara bağlıdır. Yani Muhammed belinden, yani sülbünden, belinden üreyen kısmı Hz. Fatıma ile Hz. Ali'ye ve Osman'a bağlı; veya Hasan, Hüseyin'e bağlı. Ve yine kollarından ise sarılıp yattığı hanımları Ayşe ile Hafsa'dan da Ebu Bekir ile Ömer'e bağlı. Ve bir dağ düşünün, karlı bir dağ olsun; ve karlar eriyince onun suyu dağdan aşağı dört nehir meydana getirsin; ve dört yanına akan sular dört yanında dört nehri oluşturmakta. Ve o nehirler için diyor ki Muhammed Mustafa: "Onlar cennet nehirleridir." Bunu da, bu dört nehri de daha önceki vaazlarımızda yazdık.<br />
<br />
Buradan aşağısı ALINTIDIR.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in en büyük kızı Zeynep, teyzesinin oğlu Ebul-As'la evlendirilmiş ve bundan Ali ve Ümame adında iki çocuğu olmuştur. Ali, Mekke fethi sonrası (8/630) küçük yaşta ölmüştür.<br />
<br />
Ümame adlı kız çocuğu ise, Hz. Fatıma'nın ölümü üzerine önce Hz. Ali ile evlenmiş, onun şehit edilmesi üzerine Muğire b. Nevfel'le nikâhlanmıştır. Muğire'den Yahya adında bir oğlu olmuşsa da nesli devam etmemiştir.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in ikinci kızı Hz. Rukiyye ise Hz. Osman'la evlenmiştir. Hicretin ikinci yılında kızamıktan dolayı vefat etmiş; Hz. Osman'dan olan oğlu Abdullah da iki yaşında iken vefat etmiştir. Böylece Hz. Zeynep gibi Hz. Rukiyye'nin de nesli devam etmemiştir.<br />
<br />
Ümmü Gülsüm'e gelince; o da ablası Rukiyye'nin ölümü üzerine hicretin üçüncü yılında Hz. Osman'la evlendi. Hicretin dokuzuncu yılında vefat ettiğinde çocuğu yoktu ve soyu kesilmişti.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in küçük kızı Hz. Fatıma'nın sırayla Hasan, Hüseyin, Ümmü Gülsüm, Zeynep ve Muhassin (Muhsin) adlarında çocukları oldu. Bunların hepsi Hz. Ali'dendir. Muhassin küçük yaşta vefat etti. (1) Fatıma'nın nesli diğer çocuklarıyla devam etti. Hz. Fatıma'nın Zeynep'ten olan çocukları "Zeynebiler" olarak bilinir.<br />
<br />
Hz. Fatıma'nın diğer kızı Ümmü Gülsüm ise, Hz. Ömer halife iken önce onunla evlendirilmiş; Hz. Ömer'den Rukiyye ve Zeyd adlı iki çocuğu olmuş ve çocuklar küçük yaşlarda vefat etmişlerdir.<br />
<br />
Hz. Ömer (h.23/m.644) yılında şehit edilince Ümmü Gülsüm önce amcası oğlu Avn b. Cafer'le evlenmiş ve ondan çocuğu olmamıştır. Avn'ın ölümü üzerine kocasının kardeşi Muhammed b. Cafer'le evlenmiş ve bundan bir çocuğu olmuştur. Muhammed vefat edince de bir diğer kardeşleri olan Abdullah b. Cafer'le evlenmiş ve ondan çocuğu olmamıştır. (2)<br />
<br />
Soru: Hz. Fatıma neslinden söz edilirken, niye Hz. Peygamber'in diğer kızlarından olan torunlarından söz edilmez?<br />
<br />
Cevap: Hz. Peygamber bir hadis-i şerifinde "Her annenin oğlu için kendilerine mensup olacağı bir asabe (baba tarafından akrabalar) vardır. Fatıma'nın iki oğlu bundan müstesnadır; çünkü ben onların velisi ve asabesiyim (erkek cihetinden akrabası sayılırım)" (3) buyurmuş ve neslinin Hz. Fatıma'nın bu iki oğlundan devam edeceğini belirtmiştir.<br />
<br />
Bu açıdan, Hz. Peygamber'in diğer kızlarından olan torunları yalnız birinci nesilde Rasûlullah'a nispet edilirler. Fakat onun asabeliği Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve bu ikisinin nesillerinde devamlıdır. Zeynep ve Ümmü Gülsüm'ün çocuklarından olan torunları ise bu nispete dâhil değildir; kendi babalarının nisbesiyle anılırlar ve onların soylarına girerler.<br />
<br />
Hâlbuki biz dedik ki Muhammed'in suyu ve soyu dört koldan devam etmektedir. O soy ta Hz. İbrahim'e, oradan önce ta Hz. Adem'e dayanır. O yüzden Muhammed'in soyuna Ehl-i Beyt denir ki Ehl-i Beyt demek: O evden, yani ilk evden, yani Rabbimizin Kur'an'da buyurduğu "evvel beyt"ten doğup gelen soy, sülb. Ve son Mekke'de o evin bulunduğu mevkide, ve o eve girip çıkanlardan Muhammed doğdu; sonra onun soyuna, sülbüne de Ehl-i Beyt denir. Ve onlar da Hz. Ebu Bekir'den, Hz. Ömer'den, Hz. Osman'dan ve Hz. Ali'den devam eden soy. Ve dünyada bu isimde olanların çoluk çocuğunun olması gösteriyor ki Muhammed'in soyu ve sülbü dört koldan dört bir yana dağılmaya ve akmaya devam ediyor.<br />
<br />
Babasının kızı Ömer kızı Hafsa veya Hafize...<br />
<br />
Tez sinirlenen, prensipli bir yapıya sahipti.<br />
<br />
Hz. Muhammed ile evliliği sekiz yıl sürmüştü.<br />
<br />
Bu zaman dilimi içinde 60 hadis rivayet etmiştir.<br />
<br />
Evlilik teklifi ile ilgili bize gelen bilgiler günümüz babalarına çok şey öğretecek niteliktedir.<br />
<br />
Hafsa ilk eşi Hüneys b. Huzeyfe'yi Bedir'de kaybeder. O sıralarda Hz. Osman da Hz. Rukiyye'yi kaybetmiştir. Hz. Ömer hem Hz. Osman'ın üzüntüsünü hafifletmek hem de kızını iyi bir damatla yalnızlıktan kurtarmak istemiştir. Hz. Osman'a "Ey Osman, istersen sana kızım Hafsa'yı nikâhlıyım" der. Osman "Düşüneyim" diyerek zaman ister. Birkaç gün sonra da "Bugünlerde evlenmemin doğru olmayacağını anladım" der.<br />
<br />
Hz. Ömer bu sefer de Hz. Ebu Bekir'e gider. Kızının hayatta yalnız kalmaması ve kendisi de iyi bir damada sahip olmak için aynı teklifi Ebu Bekir'e yapar. Hz. Ebu Bekir sakin yapısı ile cevap vermek yerine susmayı tercih eder. Hz. Ömer üzülmüştür. Bu üzüntü ile Hz. Muhammed'in yanına gider. Ona olanları anlatır. Hz. Muhammed'in Hz. Ömer'e verdiği cevapla Hz. Ömer'de üzüntü bırakmaz.<br />
<br />
İşte o cevap:<br />
<br />
"Ya Ömer, sana Osman ve Ebu Bekir'den daha hayırlı bir damat, Osman'a da senden daha hayırlı bir kayınpeder tavsiye edeyim mi?"<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
"Evet ya Rasûlullah" deyince,<br />
<br />
"Sen kızın Hafsa'yı bana nikâhlarsın, ben de kızım Ümmü Gülsüm'ü Osman'a nikâhlarım" buyurdu.<br />
<br />
Bu cevap karşısında Hz. Ömer çok sevinir. Bu şekilde Hz. Hafsa ile Hz. Muhammed'in nikâhı 13 Şevval Cuma günü 625 yılında kıyıldı. Hafsa'yı Hz. Osman ve Hz. Ebu Bekir'e teklif eden baba örneği olarak karşımıza çıkar... Günümüz babaları Hz. Ömer gibi yaparlar mı? Bu sorunun galiba cevabı, Hz. Osman ve Hz. Ebu Bekir gibi adayı bulamamalarındandır. Yoksa neden babalar Hz. Ömer'in bu davranışını örnek almasınlar ki!<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Suudiler şeytan taşlarken ölen hacılara saygı gösterirken!..<br />
<br />
Hacda yine facia: Şeytan taşlarken çıkan izdihamda 753 kişi öldü, 887 kişi yaralandı!<br />
Suudi Arabistan'ın Mekke şehrindeki Mina bölgesinde, "şeytan taşlama" sırasında yaşanan izdihamda en az 753 kişi öldü. 887 kişinin yaralandığı faciada, ölü sayısı maalesef giderek artıyor. İslam âlemi yasta.<br />
<br />
Matematikte "Kehrwert" diye bir şey var; yani tersine çevirme: 1/2, yani 2'nin tersi.<br />
<br />
Vallahi deccal aleyhillâne iş başında. Ve yine hacıların şeytan taşlamasının frekansını bulup ters çevirmiş olabilir. Ve çevirince hacılar şeytan taşlayacakken, şeytan hacıları taşladı, öldürdü geçti. Yine hacılar kurban kesecekken, hacıların kendisi kurban oldular. Yine deccalin işi bunlar. Kehrwert 1/2, yani 2'nin tersi demek. Ve yani Namık Kemal'in fıkrası gibi: Gâvur demiş "Biz sucuk fabrikası kurduk; buradan danayı veriyoruz, şuradan sucuk çıkıyor." Bunun üstüne Namık Kemal de: "O da iş mi? Bizde şuradan sucuk veriyoruz, oradan dana çıkıyor" demiş. Ve yani çocuk doğurtmak meselesi... Bunu biz daha çok önce bir vaazda yazdık. Ve bu olay demek ki sucuk verip dana çıkıyorsa, o zaman her şey ters çevrilebilir demek diye... Kâfir deccal her şeyi tersine çeviriyor. Vallahi ben bu olayda deccal aleyhillâneden şüphe ediyorum; yine mesul o dur. Yani mesela "gelmek" kelimesini şarkıda söylerken "kemleg" diye tersini almak gibi... O şarkının notası var, onu tersinden çalınca ters frekans etkisi; ve enerjiyi tersine çevirince bu sefer ters enerji etkisi yaratıyor. Yani duayı tersine çevirince, bu sefer siz düşünün: "Mümine yardım et" yerine, Allahu alem, "Azab et" gibi bir mânâ meydana gelebilir; zıddı olarak yani. Ve enerji ve dua dönüşsüzdür; yani kılıcı sallamak gibi, birinin kolunu illa kesecek; ya o yanını, yada bu yanını.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
HACDA İZDİHAM<br />
Bu bir KIYAMET ve MEHDİ ALAMETİDİR<br />
<br />
"Onun (Hz. Mehdi'nin) çıkacağı yıl insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler. Hep birlikte Beyt-i Şerif'i tavaf edecekler, sonra Mina'ya indiklerinde köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresi'nin üzerine akacak."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kıyamet Alametleri, Berzenci, sf. 169)</span></span><br />
<br />
"İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler. Mina'ya indiklerinde etrafları, köpeklerin sarışı gibi sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi ile büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 35)</span></span><br />
<br />
Dikkat edilecek nokta: Gruplarla gidenler grup grup belli vakitlerde taşlamaya gidiyorlar; diğerleri bir gruba mensup değil, başsız, komutansız, beynelmilel, ne yapacağı, nereye gideceği belli değil. Ve bunların izdihamı oluşturduğu sanılıyor; yani kurala uymayanlar. Ve aynı hadiste geçtiği gibi.<br />
<br />
Tabii bu hadislerin orijinal metnini bulup inceleyebilsem, aynı böyle mi, farklı mı, biliriz. Ama orijinal metni yok; Adnan Oktar'ın sitesinden aldım hadisleri. Ama Allahu alem bu olayı anlatıyor bu hadisler; ama hepsi aynı aynına değil, belki bazı yerleri hadisin yorumu olabilir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Demişti ki daha önceki sohbetlerde: İslam'da riyazet yoktur. Bir rivayet ile:<br />
<br />
Cenab-ı Hak bizi ve her şeyi halk etmiş, nefsi de halk etmiş.<br />
<br />
Cenab-ı Hak nefse sormuş emr-i fermanında:<br />
<br />
— Sen kimsin, ben kimim?<br />
<br />
Bu zalim nefis demiş ki:<br />
<br />
— Sen sensin, ben de benim.<br />
<br />
Rabbının ubudiyetini tabii tasdik etmemiş.<br />
<br />
— Atın bunu cehenneme! Bin sene yansın.<br />
<br />
Atmışlar. Cehennemde bin sene yanmış.<br />
<br />
— Çıkarın, getirin!<br />
<br />
Getirmişler. Sormuş gene:<br />
<br />
— Sen kimsin, ben kimim?<br />
<br />
— Sen sensin, ben de benim.<br />
<br />
— Atın bu soğuk cehenneme! Bin sene de donsun.<br />
<br />
Getirmişler. Sonra tekrar soruyor:<br />
<br />
— Sen kimsin, ben kimim?<br />
<br />
— Sen sensin, ben de benim.<br />
<br />
Cenab-ı Hak o zaman:<br />
<br />
— Aç koyun! Buna üç gün gıda vermeyin, aç koyun!<br />
<br />
Üç gün aç kalınca o zaman Rabbını tanımış demiş ki:<br />
<br />
— Ya Rabbi, Sen ulu, azim bir Allah'sın, Hâlık'sın, bense senin bir mahlukunum.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bu rivayete dayanıp onu ele alanlar, İslam'da riyazet vardır demeye getiriyorlar.<br />
<br />
Hâlbuki bizler yıllardır "cehennem" denince hiç de öyle açlık cehennemi diye bilmeyiz; ateşe atılan cehennemi, cehennem diye biliriz. O zaman bu nefis sadece açlıkla terbiye olacak olsa, o zaman bu ateş cehennemini Allah herhalde beyhudine yarattı, halk etti, değil mi, gafil sofular?<br />
<br />
Allah elmayı yaratmış; elmanın bir ekme, bir dikme, bir işlenme, bir yenme usulü ve mevsimi var, değil mi? Yine demiri yaratmış ama demir topraktan çıktığı gibi kullanılmaz. Demiri, onun mâhiri işleyip de işe yarar hâle getirinceye kadar bir sürü işleme tabi tutulur, değil mi? Ve demire tabi tuttuğun işlem elmada olmaz; yahut altında olmaz. Altını işlerken başka sıcaklık, başka bir usul takip edilir, değil mi? Yine alüminyum: Saf alüminyum elde etmek için boksitten elektroliz adı verilen bir yöntemle alüminyum elde edilir. Bu yöntem çok fazla elektriğe ihtiyaç gösterir; bir ton alüminyum elde etmek için 17.000 kW/saat elektrik gerekir. Alüminyum oksitin ergime sıcaklığı yaklaşık 2000 °C olduğundan ekonomik olmaktan uzaktır. Dolayısıyla alüminyum elektroliz yöntemiyle kazanılır. Yani başka usul, başka yöntem ile terbiye oluyormuş, işe yarar hâle geliyormuş. Ve sen nasıl diyebilirsin "İnsan nefsi sadece açlıkla terbiye olur" diye?<br />
<br />
İnsanın cibilliyatı olan elementleri, burçları ve doğumu ve gezegeni ile alakalı. Ve eğer insan güneşe yakın ise iç kulvardan yarışa başlıyor demektir; eğer güneşe uzak ise bu sefer yarışa dış kulvardan başlıyor demektir. Ve gelelim tasavvufta nefsin mertebeleri bahsimizin en son bölümüne; yani Nefs-i Râziye'yi anlatmıştık, ve bu hafta Nefs-i Marziye konusuna gireceğiz.<br />
<br />
İç kulvar, dış kulvar farkı sebebiyle dış kulvardan yarışa başlayan biraz içerden başlar; çünkü dış kulvar daha geniş ve uzun mesafe olduğu için 100 metre koşusunda herkes aynı mesafeyi koşması için iç kulvar ise geriden başlar. Aslında kulvarın yuvarlaklığını düzlem hâlinde açınca, yukarıdaki resimde gösterildiği gibi, hepsininki aynı 100 metre olmuş olur.<br />
<br />
Ve insanın terbiyette istidadına, yeteneğine ve cibilliyatına göre farklılık gösterir. O yüzden bazı insanlar fakirlikle, bazıları zenginlikle, bazıları hastalıkla, bazıları kaza ile, bazıları bela ile, bazıları soğuk ile, bazıları sıcak ile imtihan olur.<br />
<br />
Bu kadar farklı insan toplulukları olması, o kadar farklı terbiye yöntemi olduğunu gösterir. Ve her insanın kaderi farklı farklı yapıdadır; çünkü cibilliyatı farklıdır, ve onun terbiyeti farklı yoldan olmalıdır. Ve hal böyle olunca istidadı Nefs-i Râziye'ye kadar çıkabilecek olan birisi Nefs-i Marziye'ye varamaz; o en son Râziye'de kalacaktır. Ve ondan üste çıkabilecek bir yapıda cibilliyat, yetenek ve istidada sahip olanlar için Nefs-i Marziye: "Allah'ın senden razı olması" demektir, diye bilinir.<br />
<br />
Nefs-i Mutmainne'den sonrası: Nefs-i Râziye, Nefs-i Marziye, Nefs-i Kâmile ve Nefs-i Safiyye. Hepsi dişi konumunda; yani rahim tecelliyatı. Onların erkek versiyonu ise: Rızâ, Maraz, Kemal, Safâ olarak zevç gösterir. Yani Marziye makamına çıkacak olan, en son dişilik elde eder; yani onun kazanacağı ve doğacağı yeni versiyonu kadın, yani kız çocuğu olacaktır. Ve Marziye'ye çıkacak olanlar için, açıkça isminde gizli; yani Marziye'nin erkeği öncesi, yani "maraz" kelimenin mastarı. Maraz, yani maraz demek hastalık veya bir engel demek. Ve bu dış kulvarda başlayacak olanlar için onların çoğu hastalıkla sınanır; yani aynen Eyyub aleyhisselam gibi, yani maraz ile sınanır ta ki Allah senin sabrını kabul edene kadar.<br />
<br />
İnsan mesela suya kafasını soksa ve dayanabileceği yere kadar nefsini tutar; fakat artık nefesi yetmeyince, kendi nefsi ona "yetti gari" deyinceye kadar nefesini tutar, ve ondan sonra hemen kafasını sudan çıkarır. Yani insana da Muhammed'in şu sözü bu meseleyi bir nebze aydınlatması için manidardır:<br />
<br />
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Sizden birinizin duası, acele etmediği ve 'Duâ ettim, fakat benim duâm kabul edilmedi' demediği takdirde kabul edilecektir."<br />
<br />
Yani insan spor yaparken veya çalışırken veya yüzerken bile, "Yoruldum, bittim" demeden önce yorulmaz; enerjisi tükenmez.<br />
<br />
1957 yılında Yale Üniversitesi psikoloji laboratuvarında Profesör Curt Richter, su dolu kaplara koyduğu farelerin suyun yüzeyinde batmadan kalma sürelerini ortalama 15 dakika olarak hesapladı.<br />
<br />
İlkini izleyen ikinci deneyde ise yeni bir fare grubunu, güçleri tükenmeden önce kaplardaki su oranlarını artırarak kap kenarlarına tutunmalarını ve dışarıya çıkarak başarılı olmalarını sağladı.<br />
<br />
Üçüncü deneyde bu yeni fare grubunu su dolu kaplara koydu ve müdahale edilmeksizin suyun yüzeyinde kalma ortalama sürelerini hesapladı: 72 saat.<br />
<br />
O yüzden yüzen insan düşünür; ve eğer kıyıya varamadıysa "Bittim" der, boğulur, dibe batar; onun enerjisi onu dibe batırır. Oysaki boğulup öldükten sonra ise düşünmesi yoktur; ve ölü ise su yüzüne çıkıp yüzer, yukarı çıkar. Enerjinin kütlesini anlayabilirsiniz bu misal ile.<br />
<br />
İşte hastalıkla sınananlar da aynı fare deneyi gibi: Ya onlara sabrederlerse yardım birinci defada gelir, ve onlara umut verilir; ve o umut ile uzun bir süre daha yaşayabilirler. Yahut da "Bittim" deyip ölür giderler. Ve "Bittim" diyene Rabbim "Yettim gari" der, derler. Ve bir kere Rabbimizin ona verdiği ve gösterdiği ve yaşattığı bir mucize veya keramet ona umut olur; ve Rabbimizin ona tekrar dönüp imdat edeceği güne kadar o umut ile sabredebilirler. Aynen Eyyub gibi; yeni bir can verilinceye kadar sabretmiş. Oysaki umutsuzların bunu muhafaza edebilecek bir imanı yoktur. İman, en büyük umut, en büyük hazinedir.<br />
<br />
"Rabbi olanın hiçbir şeyi olmasa ne yazar? Rabbi olmayanın dünyaları olsa ne yazar?"<br />
<br />
Çünkü cehennem onu bekliyor olacaktır. Çünkü mesela lehim yapanlar bilir; bakır su tesisatı döşemcileri daha kolay anlayabilir: Eğer lehimin akışını sağlayacak yağ ve zin karışımı, lehimlenecek yere sürüldüyse, ve eğer o borular, lehim telinin ergime noktası sıcaklığına gelinceye kadar yeterince ısıtılıp lehim onda eriyecek sıcaklığa ulaşmadıysa, eriyip akıp lehim tutmaz. Ta ki ne zaman ergime noktasına ulaştı sıcaklık, o zaman lehim erir ve akar, o boruların kaynaklanacak kısmında, ve orayı kaplar; ve tekrar soğuyunca tekrar donup sertleşip orayı birbirine lehimleyip tutturmuş olur. Yani atalar boşuna dememiş "Demir tavında dövülür" diye. Yani maraz ile imtihan edilen ancak, Rabbimin "Tamam, senin ergime noktan burası" deyinceye kadar o kul sabredebilirse — yani "Marziye demek, Rabbim ondan razı olasıya kadar" — onun lehimi tutup Marziye makamına çıkar. Yoksa önce pes edenin lehimi tutmaz.<br />
<br />
Yani mesela dedik: Alüminyumun ergime noktası çok yüksek; onun erimesi için çok yüksek cehennemde yanması gerekirken, bir çaydanlık su 100 °C'de vok vok vok kaynayıverir, değil mi? O yüzden istidadı ve cibilliyatı alüminyum tabiatlı birini 100 °C ile adam edemezsin. Yine açlıkla adam olacak olanı ateşle; soğuk ile adam olacak olanı sıcak ile, açlıkla, hastalıkla adam edemezsin. İstidat meselesi dostlar, istidat meselesi.<br />
<br />
Rabbim, yüksek istidatlı Mehdi askerlerimizin yardımcısı olsun; ve onlara sabır ve metanet ile bu imtihanları kazanmayı nasip eylesin. Bu vaazdan sonra, bu vaaz sebebi ile o imtihanı başarıp o makama varanların makamları mübarek olsun. Ve vaazların sahibi Rabbimin Râşid kuluna da arada bir de olsa bir Fatiha'yı çok görmeyeler.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 29 Eylül 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Muharrem — Hicret ve Hicri Yılbaşı ve Ebu Bekir Sadık Dost</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 29 Eylül 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1 Muharrem 2015 Salı — Hicri Yılbaşı</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُم بِالْخَيْرِ<br />
لَقُضِيَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ<br />
لِقَاءنَا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ وَإِذَا مَسَّ الإِنسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنبِهِ أَوْ قَاعِدًا أَوْ<br />
قَآئِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَأَن لَّمْ يَدْعُنَا<br />
إِلَى ضُرٍّ مَّسَّهُ كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُواْ<br />
يَعْمَلُونَ وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِن قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُواْ<br />
وَجَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُواْ لِيُؤْمِنُواْ<br />
كَذَلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Yunus Suresi 10-11-12-13. Ayetler</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Da'vâhum fîhâ subhânekellâhumme ve tahiyyetuhum fîhâ selâm,<br />
ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti'câlehum bil hayri le kudiye<br />
ileyhim eceluhum, fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim<br />
ya'mehûn. Ve izâ messel insâned durru deânâ li cenbihî ev kâiden ev kâimâ,<br />
fe lemmâ keşefnâ anhu durrahu merre ke'en lem yed'unâ ilâ durrin<br />
messehu, kezâlike zuyyine lil musrifîne mâ kânû ya'melûn.<br />
Ve lekad ehleknâl kurûne min kablikum lemmâ zalemû ve câethum rusuluhum<br />
bil beyyinâti ve mâ kânû li yu'minû, kezâlike neczil kavmel mucrimîn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Yunus Suresi 10-11-12-13. Ayetler</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem hicret ederken Hazvere mevkiinde Mekke'ye dönerek:</span></span><br />
<br />
"Sen, Allah katında beldelerin en sevimlisisin. Çıkarılmamış olsaydım senden ayrılmazdım; senden başka bir yeri yurt tutmaz, yuva kurmazdım."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Menâkıp, 69)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Muhammed Ebulmuhaciriyn ve Selamen Ebu Bekir, Ebul Muhaciriyn.<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Hasan vel Hüseyin, Evladi Muhaciriyn<br />
Allahümme Salli ala Hacer Ümmül Muhaciryn<br />
Ve Sübülene İsmail Hicril Muhaciriyn,<br />
Vel Mehdiyyül Müntezar Sübülena ümmül Muhaciriyn ve Hicril Muhaciriyn,<br />
Ve Sübülena Ebul Muhaciriyn ve Evladi Muhaciriyn. Farkiyyeti bila Mecbur, bila Talebi.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Hicri yılbaşı, Kameri takvime göre ayın dünya etrafında 12 defa dönmesiyle oluşan, ve Hz. Peygamber'in (s.a.s.) Mekke'den Medine'ye hicret ettiği yılı tarih başlangıcı olarak kabul eden, ve 1 senesi 336 ile 354 gün olan takvim sistemine göre yeni bir yılın başlamasını ele alan takvim başlangıcı.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">فَآمَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Fe âmene lehu lût ve kâle innî muhâcirun ilâ rabbî, innehu huvel azîzul hakîm.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.<br />
Ve Lut (A.S.) ona inandı ve dedi ki: "Muhakkak ki ben, Rabbimin dediği yere hicret edecek olanım. Muhakkak ki O izzet sahibidir (ve benim izzetimi koruyacaktır veya ben hicret ederek izzetimi koruyacağım), O Hakîm'dir (en iyi kararı verendir)."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Ankebut Suresi 26. Ayet</span></span><br />
<br />
Şimdi öyle bir bomba patlatıyorum ki, bütün dünyayı ve İslam âlemini sarsacak bir bomba. Uzun zamandır bomba patlatmıyoruz.<br />
<br />
Bombamız şudur ki:<br />
<br />
İslam âlemi hicri yılbaşı olarak Muhammed'in hicretini 1 alır. Ve öyle ki, eğer hicri yılbaşı hicretin 1'i ise, o 1 hangi gün? Muhammed'in Mekke'den çıktığı gün mü? Yoksa Medine'ye vardığı gün mü? Yine ikisi farklı. Çıktığı gün farklı, Medine'ye vardığı gün farklı gün. Yine Muhammed devlet memuru muydu da ay başını bekledi hicret etmek için? Ve sanki "Şu ay başı gelsin, maaşı alalım da yola çıkalım" mı dedi? Yoksa o gün Kameri aylardan Muharrem'in biri değildi de 15'i miydi? Yani ay, ayın 14'ünde görüldüğü vakit dün sabah ise, dün sabah görüldüyse bugün Kameri ayın 15 eder, ve fakat hicretin biri eder. Çünkü dünkü ay tutulması, yani KIZILAY, meşhur Kızılay maden suyunun Kızılay'ı, yani kızıl ay tutulması 33 senede bir devir daim ediyormuş. Yani Kameri aylar 30 senede değil, 33 senede bir devir daim eder. Ve Muhammed'in Mekke'den çıktığı gün değil hicri yılbaşı; bilakis Medine'ye vardığı gün. Ve bize saklı olan alametini biz biliyoruz. Ve bugün işte hicri yılbaşının sene-i devriyesi. Ve hicri yılbaşı, çünkü ay tutulması dün sabah görülünce, evvelki gece Zilhicce'nin son gecesi, ve dün gece Muharrem'in birinin gecesi oluyor, ve bugün ise 1'inin gündüzü demek. Yani sapmaya bak: Ay sabah görüldü, ve sapma o kadar ki, ay tutulması sabah görülünce önce gündüz gelmiş, ve fakat o gündüzden sayılmıyor, geceye katılıyor. Ve "gece önce gelir" kuralı gereği, dün akşam ise Muharrem'in 1'inin gecesi, ve bugün hicri yılbaşının gündüzü yani.<br />
<br />
Bu sene meydana gelen bu Suriyeli mülteciler (muhacirler veya hicret edenler) gösteriyor ki: Bu sene büyük hicretin sene-i devriyesi, ve hicret yılı, yani kanlı ay tutulması döngüsü bu sene. Ve demek olur ki muhacirler ve ensar, Rabbimin hikmeti ile doğal seleksiyon ile tekrar ettiriliyor; aynen her sene hac ile hacda yapılanların tekrar ettirilmesi gibi.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Muhammed Mustafa'nın soyu ve suyu dört dünya suyundan devam etmektedir. O sular aktıkça, onun soyu ve suyu akmaya devam eder. Ve daha önceki çok eski vaazlarımızda bunu yazmıştık. Ve demiştik ki Muhammed dört halife ile evlilik yöntemi ile bağ kurmuş: Hz. Ebu Bekir'in kızı Ayşe'yi almış; ve yine Hz. Ömer'in kızı Hafsa Annemizi de nikâhına almış; ve yine Hz. Osman ise iki kızı Rukiyye ve Ümmü Gülsüm'ü vermiş; ve yine Hz. Ali de kızı Fatıma'yı vermiş. Ve düşün: Bir insanda baş ve gövde omuzlardan kollara, ve belden de ayaklara bağlıdır. Yani Muhammed belinden, yani sülbünden, belinden üreyen kısmı Hz. Fatıma ile Hz. Ali'ye ve Osman'a bağlı; veya Hasan, Hüseyin'e bağlı. Ve yine kollarından ise sarılıp yattığı hanımları Ayşe ile Hafsa'dan da Ebu Bekir ile Ömer'e bağlı. Ve bir dağ düşünün, karlı bir dağ olsun; ve karlar eriyince onun suyu dağdan aşağı dört nehir meydana getirsin; ve dört yanına akan sular dört yanında dört nehri oluşturmakta. Ve o nehirler için diyor ki Muhammed Mustafa: "Onlar cennet nehirleridir." Bunu da, bu dört nehri de daha önceki vaazlarımızda yazdık.<br />
<br />
Buradan aşağısı ALINTIDIR.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in en büyük kızı Zeynep, teyzesinin oğlu Ebul-As'la evlendirilmiş ve bundan Ali ve Ümame adında iki çocuğu olmuştur. Ali, Mekke fethi sonrası (8/630) küçük yaşta ölmüştür.<br />
<br />
Ümame adlı kız çocuğu ise, Hz. Fatıma'nın ölümü üzerine önce Hz. Ali ile evlenmiş, onun şehit edilmesi üzerine Muğire b. Nevfel'le nikâhlanmıştır. Muğire'den Yahya adında bir oğlu olmuşsa da nesli devam etmemiştir.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in ikinci kızı Hz. Rukiyye ise Hz. Osman'la evlenmiştir. Hicretin ikinci yılında kızamıktan dolayı vefat etmiş; Hz. Osman'dan olan oğlu Abdullah da iki yaşında iken vefat etmiştir. Böylece Hz. Zeynep gibi Hz. Rukiyye'nin de nesli devam etmemiştir.<br />
<br />
Ümmü Gülsüm'e gelince; o da ablası Rukiyye'nin ölümü üzerine hicretin üçüncü yılında Hz. Osman'la evlendi. Hicretin dokuzuncu yılında vefat ettiğinde çocuğu yoktu ve soyu kesilmişti.<br />
<br />
Hz. Peygamber'in küçük kızı Hz. Fatıma'nın sırayla Hasan, Hüseyin, Ümmü Gülsüm, Zeynep ve Muhassin (Muhsin) adlarında çocukları oldu. Bunların hepsi Hz. Ali'dendir. Muhassin küçük yaşta vefat etti. (1) Fatıma'nın nesli diğer çocuklarıyla devam etti. Hz. Fatıma'nın Zeynep'ten olan çocukları "Zeynebiler" olarak bilinir.<br />
<br />
Hz. Fatıma'nın diğer kızı Ümmü Gülsüm ise, Hz. Ömer halife iken önce onunla evlendirilmiş; Hz. Ömer'den Rukiyye ve Zeyd adlı iki çocuğu olmuş ve çocuklar küçük yaşlarda vefat etmişlerdir.<br />
<br />
Hz. Ömer (h.23/m.644) yılında şehit edilince Ümmü Gülsüm önce amcası oğlu Avn b. Cafer'le evlenmiş ve ondan çocuğu olmamıştır. Avn'ın ölümü üzerine kocasının kardeşi Muhammed b. Cafer'le evlenmiş ve bundan bir çocuğu olmuştur. Muhammed vefat edince de bir diğer kardeşleri olan Abdullah b. Cafer'le evlenmiş ve ondan çocuğu olmamıştır. (2)<br />
<br />
Soru: Hz. Fatıma neslinden söz edilirken, niye Hz. Peygamber'in diğer kızlarından olan torunlarından söz edilmez?<br />
<br />
Cevap: Hz. Peygamber bir hadis-i şerifinde "Her annenin oğlu için kendilerine mensup olacağı bir asabe (baba tarafından akrabalar) vardır. Fatıma'nın iki oğlu bundan müstesnadır; çünkü ben onların velisi ve asabesiyim (erkek cihetinden akrabası sayılırım)" (3) buyurmuş ve neslinin Hz. Fatıma'nın bu iki oğlundan devam edeceğini belirtmiştir.<br />
<br />
Bu açıdan, Hz. Peygamber'in diğer kızlarından olan torunları yalnız birinci nesilde Rasûlullah'a nispet edilirler. Fakat onun asabeliği Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve bu ikisinin nesillerinde devamlıdır. Zeynep ve Ümmü Gülsüm'ün çocuklarından olan torunları ise bu nispete dâhil değildir; kendi babalarının nisbesiyle anılırlar ve onların soylarına girerler.<br />
<br />
Hâlbuki biz dedik ki Muhammed'in suyu ve soyu dört koldan devam etmektedir. O soy ta Hz. İbrahim'e, oradan önce ta Hz. Adem'e dayanır. O yüzden Muhammed'in soyuna Ehl-i Beyt denir ki Ehl-i Beyt demek: O evden, yani ilk evden, yani Rabbimizin Kur'an'da buyurduğu "evvel beyt"ten doğup gelen soy, sülb. Ve son Mekke'de o evin bulunduğu mevkide, ve o eve girip çıkanlardan Muhammed doğdu; sonra onun soyuna, sülbüne de Ehl-i Beyt denir. Ve onlar da Hz. Ebu Bekir'den, Hz. Ömer'den, Hz. Osman'dan ve Hz. Ali'den devam eden soy. Ve dünyada bu isimde olanların çoluk çocuğunun olması gösteriyor ki Muhammed'in soyu ve sülbü dört koldan dört bir yana dağılmaya ve akmaya devam ediyor.<br />
<br />
Babasının kızı Ömer kızı Hafsa veya Hafize...<br />
<br />
Tez sinirlenen, prensipli bir yapıya sahipti.<br />
<br />
Hz. Muhammed ile evliliği sekiz yıl sürmüştü.<br />
<br />
Bu zaman dilimi içinde 60 hadis rivayet etmiştir.<br />
<br />
Evlilik teklifi ile ilgili bize gelen bilgiler günümüz babalarına çok şey öğretecek niteliktedir.<br />
<br />
Hafsa ilk eşi Hüneys b. Huzeyfe'yi Bedir'de kaybeder. O sıralarda Hz. Osman da Hz. Rukiyye'yi kaybetmiştir. Hz. Ömer hem Hz. Osman'ın üzüntüsünü hafifletmek hem de kızını iyi bir damatla yalnızlıktan kurtarmak istemiştir. Hz. Osman'a "Ey Osman, istersen sana kızım Hafsa'yı nikâhlıyım" der. Osman "Düşüneyim" diyerek zaman ister. Birkaç gün sonra da "Bugünlerde evlenmemin doğru olmayacağını anladım" der.<br />
<br />
Hz. Ömer bu sefer de Hz. Ebu Bekir'e gider. Kızının hayatta yalnız kalmaması ve kendisi de iyi bir damada sahip olmak için aynı teklifi Ebu Bekir'e yapar. Hz. Ebu Bekir sakin yapısı ile cevap vermek yerine susmayı tercih eder. Hz. Ömer üzülmüştür. Bu üzüntü ile Hz. Muhammed'in yanına gider. Ona olanları anlatır. Hz. Muhammed'in Hz. Ömer'e verdiği cevapla Hz. Ömer'de üzüntü bırakmaz.<br />
<br />
İşte o cevap:<br />
<br />
"Ya Ömer, sana Osman ve Ebu Bekir'den daha hayırlı bir damat, Osman'a da senden daha hayırlı bir kayınpeder tavsiye edeyim mi?"<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
"Evet ya Rasûlullah" deyince,<br />
<br />
"Sen kızın Hafsa'yı bana nikâhlarsın, ben de kızım Ümmü Gülsüm'ü Osman'a nikâhlarım" buyurdu.<br />
<br />
Bu cevap karşısında Hz. Ömer çok sevinir. Bu şekilde Hz. Hafsa ile Hz. Muhammed'in nikâhı 13 Şevval Cuma günü 625 yılında kıyıldı. Hafsa'yı Hz. Osman ve Hz. Ebu Bekir'e teklif eden baba örneği olarak karşımıza çıkar... Günümüz babaları Hz. Ömer gibi yaparlar mı? Bu sorunun galiba cevabı, Hz. Osman ve Hz. Ebu Bekir gibi adayı bulamamalarındandır. Yoksa neden babalar Hz. Ömer'in bu davranışını örnek almasınlar ki!<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Suudiler şeytan taşlarken ölen hacılara saygı gösterirken!..<br />
<br />
Hacda yine facia: Şeytan taşlarken çıkan izdihamda 753 kişi öldü, 887 kişi yaralandı!<br />
Suudi Arabistan'ın Mekke şehrindeki Mina bölgesinde, "şeytan taşlama" sırasında yaşanan izdihamda en az 753 kişi öldü. 887 kişinin yaralandığı faciada, ölü sayısı maalesef giderek artıyor. İslam âlemi yasta.<br />
<br />
Matematikte "Kehrwert" diye bir şey var; yani tersine çevirme: 1/2, yani 2'nin tersi.<br />
<br />
Vallahi deccal aleyhillâne iş başında. Ve yine hacıların şeytan taşlamasının frekansını bulup ters çevirmiş olabilir. Ve çevirince hacılar şeytan taşlayacakken, şeytan hacıları taşladı, öldürdü geçti. Yine hacılar kurban kesecekken, hacıların kendisi kurban oldular. Yine deccalin işi bunlar. Kehrwert 1/2, yani 2'nin tersi demek. Ve yani Namık Kemal'in fıkrası gibi: Gâvur demiş "Biz sucuk fabrikası kurduk; buradan danayı veriyoruz, şuradan sucuk çıkıyor." Bunun üstüne Namık Kemal de: "O da iş mi? Bizde şuradan sucuk veriyoruz, oradan dana çıkıyor" demiş. Ve yani çocuk doğurtmak meselesi... Bunu biz daha çok önce bir vaazda yazdık. Ve bu olay demek ki sucuk verip dana çıkıyorsa, o zaman her şey ters çevrilebilir demek diye... Kâfir deccal her şeyi tersine çeviriyor. Vallahi ben bu olayda deccal aleyhillâneden şüphe ediyorum; yine mesul o dur. Yani mesela "gelmek" kelimesini şarkıda söylerken "kemleg" diye tersini almak gibi... O şarkının notası var, onu tersinden çalınca ters frekans etkisi; ve enerjiyi tersine çevirince bu sefer ters enerji etkisi yaratıyor. Yani duayı tersine çevirince, bu sefer siz düşünün: "Mümine yardım et" yerine, Allahu alem, "Azab et" gibi bir mânâ meydana gelebilir; zıddı olarak yani. Ve enerji ve dua dönüşsüzdür; yani kılıcı sallamak gibi, birinin kolunu illa kesecek; ya o yanını, yada bu yanını.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
HACDA İZDİHAM<br />
Bu bir KIYAMET ve MEHDİ ALAMETİDİR<br />
<br />
"Onun (Hz. Mehdi'nin) çıkacağı yıl insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler. Hep birlikte Beyt-i Şerif'i tavaf edecekler, sonra Mina'ya indiklerinde köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresi'nin üzerine akacak."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kıyamet Alametleri, Berzenci, sf. 169)</span></span><br />
<br />
"İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler. Mina'ya indiklerinde etrafları, köpeklerin sarışı gibi sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi ile büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 35)</span></span><br />
<br />
Dikkat edilecek nokta: Gruplarla gidenler grup grup belli vakitlerde taşlamaya gidiyorlar; diğerleri bir gruba mensup değil, başsız, komutansız, beynelmilel, ne yapacağı, nereye gideceği belli değil. Ve bunların izdihamı oluşturduğu sanılıyor; yani kurala uymayanlar. Ve aynı hadiste geçtiği gibi.<br />
<br />
Tabii bu hadislerin orijinal metnini bulup inceleyebilsem, aynı böyle mi, farklı mı, biliriz. Ama orijinal metni yok; Adnan Oktar'ın sitesinden aldım hadisleri. Ama Allahu alem bu olayı anlatıyor bu hadisler; ama hepsi aynı aynına değil, belki bazı yerleri hadisin yorumu olabilir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Demişti ki daha önceki sohbetlerde: İslam'da riyazet yoktur. Bir rivayet ile:<br />
<br />
Cenab-ı Hak bizi ve her şeyi halk etmiş, nefsi de halk etmiş.<br />
<br />
Cenab-ı Hak nefse sormuş emr-i fermanında:<br />
<br />
— Sen kimsin, ben kimim?<br />
<br />
Bu zalim nefis demiş ki:<br />
<br />
— Sen sensin, ben de benim.<br />
<br />
Rabbının ubudiyetini tabii tasdik etmemiş.<br />
<br />
— Atın bunu cehenneme! Bin sene yansın.<br />
<br />
Atmışlar. Cehennemde bin sene yanmış.<br />
<br />
— Çıkarın, getirin!<br />
<br />
Getirmişler. Sormuş gene:<br />
<br />
— Sen kimsin, ben kimim?<br />
<br />
— Sen sensin, ben de benim.<br />
<br />
— Atın bu soğuk cehenneme! Bin sene de donsun.<br />
<br />
Getirmişler. Sonra tekrar soruyor:<br />
<br />
— Sen kimsin, ben kimim?<br />
<br />
— Sen sensin, ben de benim.<br />
<br />
Cenab-ı Hak o zaman:<br />
<br />
— Aç koyun! Buna üç gün gıda vermeyin, aç koyun!<br />
<br />
Üç gün aç kalınca o zaman Rabbını tanımış demiş ki:<br />
<br />
— Ya Rabbi, Sen ulu, azim bir Allah'sın, Hâlık'sın, bense senin bir mahlukunum.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bu rivayete dayanıp onu ele alanlar, İslam'da riyazet vardır demeye getiriyorlar.<br />
<br />
Hâlbuki bizler yıllardır "cehennem" denince hiç de öyle açlık cehennemi diye bilmeyiz; ateşe atılan cehennemi, cehennem diye biliriz. O zaman bu nefis sadece açlıkla terbiye olacak olsa, o zaman bu ateş cehennemini Allah herhalde beyhudine yarattı, halk etti, değil mi, gafil sofular?<br />
<br />
Allah elmayı yaratmış; elmanın bir ekme, bir dikme, bir işlenme, bir yenme usulü ve mevsimi var, değil mi? Yine demiri yaratmış ama demir topraktan çıktığı gibi kullanılmaz. Demiri, onun mâhiri işleyip de işe yarar hâle getirinceye kadar bir sürü işleme tabi tutulur, değil mi? Ve demire tabi tuttuğun işlem elmada olmaz; yahut altında olmaz. Altını işlerken başka sıcaklık, başka bir usul takip edilir, değil mi? Yine alüminyum: Saf alüminyum elde etmek için boksitten elektroliz adı verilen bir yöntemle alüminyum elde edilir. Bu yöntem çok fazla elektriğe ihtiyaç gösterir; bir ton alüminyum elde etmek için 17.000 kW/saat elektrik gerekir. Alüminyum oksitin ergime sıcaklığı yaklaşık 2000 °C olduğundan ekonomik olmaktan uzaktır. Dolayısıyla alüminyum elektroliz yöntemiyle kazanılır. Yani başka usul, başka yöntem ile terbiye oluyormuş, işe yarar hâle geliyormuş. Ve sen nasıl diyebilirsin "İnsan nefsi sadece açlıkla terbiye olur" diye?<br />
<br />
İnsanın cibilliyatı olan elementleri, burçları ve doğumu ve gezegeni ile alakalı. Ve eğer insan güneşe yakın ise iç kulvardan yarışa başlıyor demektir; eğer güneşe uzak ise bu sefer yarışa dış kulvardan başlıyor demektir. Ve gelelim tasavvufta nefsin mertebeleri bahsimizin en son bölümüne; yani Nefs-i Râziye'yi anlatmıştık, ve bu hafta Nefs-i Marziye konusuna gireceğiz.<br />
<br />
İç kulvar, dış kulvar farkı sebebiyle dış kulvardan yarışa başlayan biraz içerden başlar; çünkü dış kulvar daha geniş ve uzun mesafe olduğu için 100 metre koşusunda herkes aynı mesafeyi koşması için iç kulvar ise geriden başlar. Aslında kulvarın yuvarlaklığını düzlem hâlinde açınca, yukarıdaki resimde gösterildiği gibi, hepsininki aynı 100 metre olmuş olur.<br />
<br />
Ve insanın terbiyette istidadına, yeteneğine ve cibilliyatına göre farklılık gösterir. O yüzden bazı insanlar fakirlikle, bazıları zenginlikle, bazıları hastalıkla, bazıları kaza ile, bazıları bela ile, bazıları soğuk ile, bazıları sıcak ile imtihan olur.<br />
<br />
Bu kadar farklı insan toplulukları olması, o kadar farklı terbiye yöntemi olduğunu gösterir. Ve her insanın kaderi farklı farklı yapıdadır; çünkü cibilliyatı farklıdır, ve onun terbiyeti farklı yoldan olmalıdır. Ve hal böyle olunca istidadı Nefs-i Râziye'ye kadar çıkabilecek olan birisi Nefs-i Marziye'ye varamaz; o en son Râziye'de kalacaktır. Ve ondan üste çıkabilecek bir yapıda cibilliyat, yetenek ve istidada sahip olanlar için Nefs-i Marziye: "Allah'ın senden razı olması" demektir, diye bilinir.<br />
<br />
Nefs-i Mutmainne'den sonrası: Nefs-i Râziye, Nefs-i Marziye, Nefs-i Kâmile ve Nefs-i Safiyye. Hepsi dişi konumunda; yani rahim tecelliyatı. Onların erkek versiyonu ise: Rızâ, Maraz, Kemal, Safâ olarak zevç gösterir. Yani Marziye makamına çıkacak olan, en son dişilik elde eder; yani onun kazanacağı ve doğacağı yeni versiyonu kadın, yani kız çocuğu olacaktır. Ve Marziye'ye çıkacak olanlar için, açıkça isminde gizli; yani Marziye'nin erkeği öncesi, yani "maraz" kelimenin mastarı. Maraz, yani maraz demek hastalık veya bir engel demek. Ve bu dış kulvarda başlayacak olanlar için onların çoğu hastalıkla sınanır; yani aynen Eyyub aleyhisselam gibi, yani maraz ile sınanır ta ki Allah senin sabrını kabul edene kadar.<br />
<br />
İnsan mesela suya kafasını soksa ve dayanabileceği yere kadar nefsini tutar; fakat artık nefesi yetmeyince, kendi nefsi ona "yetti gari" deyinceye kadar nefesini tutar, ve ondan sonra hemen kafasını sudan çıkarır. Yani insana da Muhammed'in şu sözü bu meseleyi bir nebze aydınlatması için manidardır:<br />
<br />
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Sizden birinizin duası, acele etmediği ve 'Duâ ettim, fakat benim duâm kabul edilmedi' demediği takdirde kabul edilecektir."<br />
<br />
Yani insan spor yaparken veya çalışırken veya yüzerken bile, "Yoruldum, bittim" demeden önce yorulmaz; enerjisi tükenmez.<br />
<br />
1957 yılında Yale Üniversitesi psikoloji laboratuvarında Profesör Curt Richter, su dolu kaplara koyduğu farelerin suyun yüzeyinde batmadan kalma sürelerini ortalama 15 dakika olarak hesapladı.<br />
<br />
İlkini izleyen ikinci deneyde ise yeni bir fare grubunu, güçleri tükenmeden önce kaplardaki su oranlarını artırarak kap kenarlarına tutunmalarını ve dışarıya çıkarak başarılı olmalarını sağladı.<br />
<br />
Üçüncü deneyde bu yeni fare grubunu su dolu kaplara koydu ve müdahale edilmeksizin suyun yüzeyinde kalma ortalama sürelerini hesapladı: 72 saat.<br />
<br />
O yüzden yüzen insan düşünür; ve eğer kıyıya varamadıysa "Bittim" der, boğulur, dibe batar; onun enerjisi onu dibe batırır. Oysaki boğulup öldükten sonra ise düşünmesi yoktur; ve ölü ise su yüzüne çıkıp yüzer, yukarı çıkar. Enerjinin kütlesini anlayabilirsiniz bu misal ile.<br />
<br />
İşte hastalıkla sınananlar da aynı fare deneyi gibi: Ya onlara sabrederlerse yardım birinci defada gelir, ve onlara umut verilir; ve o umut ile uzun bir süre daha yaşayabilirler. Yahut da "Bittim" deyip ölür giderler. Ve "Bittim" diyene Rabbim "Yettim gari" der, derler. Ve bir kere Rabbimizin ona verdiği ve gösterdiği ve yaşattığı bir mucize veya keramet ona umut olur; ve Rabbimizin ona tekrar dönüp imdat edeceği güne kadar o umut ile sabredebilirler. Aynen Eyyub gibi; yeni bir can verilinceye kadar sabretmiş. Oysaki umutsuzların bunu muhafaza edebilecek bir imanı yoktur. İman, en büyük umut, en büyük hazinedir.<br />
<br />
"Rabbi olanın hiçbir şeyi olmasa ne yazar? Rabbi olmayanın dünyaları olsa ne yazar?"<br />
<br />
Çünkü cehennem onu bekliyor olacaktır. Çünkü mesela lehim yapanlar bilir; bakır su tesisatı döşemcileri daha kolay anlayabilir: Eğer lehimin akışını sağlayacak yağ ve zin karışımı, lehimlenecek yere sürüldüyse, ve eğer o borular, lehim telinin ergime noktası sıcaklığına gelinceye kadar yeterince ısıtılıp lehim onda eriyecek sıcaklığa ulaşmadıysa, eriyip akıp lehim tutmaz. Ta ki ne zaman ergime noktasına ulaştı sıcaklık, o zaman lehim erir ve akar, o boruların kaynaklanacak kısmında, ve orayı kaplar; ve tekrar soğuyunca tekrar donup sertleşip orayı birbirine lehimleyip tutturmuş olur. Yani atalar boşuna dememiş "Demir tavında dövülür" diye. Yani maraz ile imtihan edilen ancak, Rabbimin "Tamam, senin ergime noktan burası" deyinceye kadar o kul sabredebilirse — yani "Marziye demek, Rabbim ondan razı olasıya kadar" — onun lehimi tutup Marziye makamına çıkar. Yoksa önce pes edenin lehimi tutmaz.<br />
<br />
Yani mesela dedik: Alüminyumun ergime noktası çok yüksek; onun erimesi için çok yüksek cehennemde yanması gerekirken, bir çaydanlık su 100 °C'de vok vok vok kaynayıverir, değil mi? O yüzden istidadı ve cibilliyatı alüminyum tabiatlı birini 100 °C ile adam edemezsin. Yine açlıkla adam olacak olanı ateşle; soğuk ile adam olacak olanı sıcak ile, açlıkla, hastalıkla adam edemezsin. İstidat meselesi dostlar, istidat meselesi.<br />
<br />
Rabbim, yüksek istidatlı Mehdi askerlerimizin yardımcısı olsun; ve onlara sabır ve metanet ile bu imtihanları kazanmayı nasip eylesin. Bu vaazdan sonra, bu vaaz sebebi ile o imtihanı başarıp o makama varanların makamları mübarek olsun. Ve vaazların sahibi Rabbimin Râşid kuluna da arada bir de olsa bir Fatiha'yı çok görmeyeler.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 29 Eylül 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mehdi ve Noah Dede Aşı Aşura - ibrahim Sofrasi ve Halil Bereketi (6 Eylül 2015 Vaazi)]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44975</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 11:03:04 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44975</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mehdi ve Noah Dede Aşı — Aşure, İbrahim Sofrası ve Halil Bereketi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 6 Eylül 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">8 Muharrem 2015 Salı</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ<br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Saff Suresi 1-2-3. Ayetler</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard, ve huvel âzîzul hakîm. Yâ eyyuhâllezîne âmenû lime tekûlûne mâ lâ tef'alûn. Kebure makten indallâhi en tekûlû mâ lâ tef'alûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir, En Yüksek Karar Merciidir.<br />
Ey iman edenler! Yapmadığınız, tadmadığınız şeyleri niçin söylüyorsunuz, öğüt veriyorsunuz?<br />
Allah'ın katında, yapmadığınız, tadmadığınız şeyleri söyleyip bir de öğüt vermekten daha büyük terbiyesizlik yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Saff Suresi 1-2. Ayetler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَهِيَ تَجْرِي بِهِمْ فِي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادَى نُوحٌ ابْنَهُ وَكَانَ فِي مَعْزِلٍ يَا بُنَيَّ ارْكَب مَّعَنَا وَلاَ تَكُن مَّعَ الْكَافِرِينَ<br />
<br />
قَالَ سَآوِي إِلَى جَبَلٍ يَعْصِمُنِي مِنَ الْمَاء قَالَ لاَ عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِلاَّ مَن رَّحِمَ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ<br />
<br />
-----<br />
<br />
وَنَادَى نُوحٌ رَّبَّهُ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ابُنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَأَنتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ<br />
<br />
قَالَ يَا نُوحُ إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ إِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ فَلاَ تَسْأَلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنِّي أَعِظُكَ أَن تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Hud Suresi 42-43, 45-46. Ayetler</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve hiye tecrî bihim fî mevcin kel cibâli ve nâdâ nûhunibnehu ve kâne fî ma'zilin yâ buneyyerkeb meanâ ve lâ tekun meal kâfirîn.<br />
Kâle se âvî ilâ cebelin ya'sımunî minel mâi, kâle lâ âsımel yevme min emrillâhi illâ men rahim, ve hâle beynehumâl mevcu fe kâne minel mugrakîn.<br />
-----<br />
Ve nâdâ nûhun rabbehu fe kâle rabbi innebnî min ehlî ve inne va'dekel hakku ve ente ahkemul hâkimîn.<br />
Kâle yâ nûhu innehu leyse min ehlike, innehu amelun gayru salih, fe lâ tes'elni mâ leyse leke bihî ilm, innî eızuke en tekûne minel câhilîn.</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, "Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma" diye seslendi.<br />
O, "Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi. Nûh, "Bugün Allah'ın rahmet ettikleri hariç, O'nun azabından korunacak hiç kimse yoktur" dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.<br />
----<br />
Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: "Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va'din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin."<br />
Allah, "Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir (onun ameli de niyeti de bozuktur). O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim" dedi.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Hud Suresi 42-43, 45-46. Ayetler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">عن عمر بن الخطاب رضي الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول(إنما الأعمال بالنيات وإنما لكل امرئ ما نوى فمن كانت هجرته إلى الله ورسوله فهجرته إلى الله ورسوله ومن كانت هجرته لدنيا يصيبها أو امرأة ينكحها فهجرته إلى ما هاجر إليه) متفق عليه</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mü'minlerin emîri Ebü Hafs Ömer ibni Hattab radıyallahu anh, Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim, dedi:</span></span><br />
<br />
"Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah'a ve Resülü'ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah'a ve Resülü'ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif, Müttefekun aleyh)<br />
(Buharî, Bed'ü'l-vahy 1, İman 41, Nikah 5, Menakıbu'l-ensar 45, İtk 6, Eyman 23, Hiyel 1; Müslim, İmaret 155. Ayrıca bk. Ebü Davud, Talak 11; Tirmizî, Fezailü'l-cihad 16; Nesaî, Taharet 60; Talak 24, Eyman 19; İbni Mace, Zühd 26)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Muhammed Saadikul Veadül Emiyn<br />
Allahümme Salli ala Mehdiyyül Müntezar Evladu bin Muhammed ESSaadikul Veadül Emiyn.<br />
Allahümme Salli ala Ehli Beytihim<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Allah dostlarının büyükleri, yapmadıkları bir ameli, bir sünneti tavsiye etmekten çekinmişler. Ve yukarıdaki hadiste ve ayette geçtiği gibi kişinin amelini fiiliyle teyit etmesi gerekir. Ve fiiller, yani yapılan ameller ise niyetlere göredir. Ve salih bir niyeti olanın ameline "salih amel" denilir. Yani kurtaran bir amel... Kurtaran ameller neyi kurtaracak? Mesela Nuh'un oğlu Kenan'ın ameli, Kenan'ı kurtarmayan amelmiş. Ve Rabbim diyor ki: "O, senden ve ehlinden değil; onun ameli salih amel değil" diyor; yani niyeti bozuk, onun diyor.<br />
<br />
Peki niyet bozukluğu nereden meydana gelir? Bir düşüncenin enerji olarak sende, beyninde cereyan hâline gelmesi, oluşması demek; onun enerjisi olacak olan yiyeceklerden geçer, değil mi? O yiyecekler senin vücuduna girmezse senin beynin onu tefekkür edip düşünemez. Ve hal böyle olunca, birinci sebep: Yediklerin seni ya kurtaran bir amele götürür, yahut helak eden bir amele götürür. Yani helal yiyen, şüpheli yiyeceklerden kaçınan, sakınan birisinin sözü de fiili de helal ve hak söz ve fiil olur. Ama yine tehlike var: Eğer dış sebepler, arkadaş ve çevre bozuksa, onlar da seni yanıltır. Hani bir adam gurbettedir, memleketine gider gelir, "Ne var ne yok memlekette?" diye gelince, diğer hemşehrileri sorar o adama. O adam kahve adamı olduğu için "Herkes iyi" der, "Kahvede, eğlencede" der. Bu sefer dindar bir hemşehrileri gider gelir, ona sorarlar; o da der ki: "Herkes camide, namazda, Kur'an'da, dinde, diyanette" der. Yani onun arkadaşları dindar kimseler ve cami ehli olduğundan o onları gördü, bildi; öbürü de kahve cemaati olduğu için diğerlerini gördü ve bildi.<br />
<br />
Ve işte çevre senin amellerine tesir eder. "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" demiş atalar.<br />
<br />
Peygamberimiz buyurdu:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">اَلرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ.</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Kişi, arkadaşının dini üzeredir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif, Ebu Davud, 4333)</span></span><br />
<br />
Ve Kur'an'da Rabbimiz der ki:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Tevbe Suresi 119. Ayet</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz de hadis-i şeriflerinde şu tavsiyelerde bulunmaktadır:<br />
<br />
"İyi arkadaş yalnızlıktan, yalnızlık da kötü arkadaştan hayırlıdır. İyilerle dost olan, misk satanla beraber olan gibidir. Onun güzel kokusu diğerine bulaşır. Kötülerle beraber olan da demirci çırağı ile beraber olan gibidir. Onun kiri de diğerine yansır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhâri, Zebaih, 31, Buyû', 38; Müslim, Birr, 146; Ebu Davud, Edeb, 16)</span></span><br />
<br />
"Kişi dostunun dini üzeredir. O hâlde kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Zühd, 45)</span></span><br />
<br />
"Kişi sevdikleriyle beraberdir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165; Tirmizî, Zühd, 50, Da'avat, 98)</span></span><br />
<br />
"Mümin müminin aynasıdır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebu Davud, Edeb, 49)</span></span><br />
<br />
"Müminler bir binanın tuğlaları gibi birbirini destekler."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Mezâlim, 5, Salât, 88; Tirmizî, Birr, 18)</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bu hadis ve ayetler bize çevre faktörünü gösteriyor. Ve üçüncü sebep ise kişinin saidlerden mi yoksa şakilerden mi olduğudur. Mesela saidlerden olan birisi; yani mesela eti, sütü yenen bir hayvan olan koyun, koç, inek, dana gibi iyiliği ve faidesi belli olanlar vardır. Yani ineğe kötü hayvan denemez; tabii bazen kalaklayabilir ama o onun fiilidir; fakat onun kalaklıyor olması, sütünün içilmeyeceğini, etinin de yenmeyeceğini göstermez. Öz olarak iyilerdendir.<br />
<br />
Fakat muzır hayvanlar ise, zararı aşikâre belli olanlar; yani zararlı mikroplar, yine bir timsah, zararından emin olamazsın; yine bir yılan, zararından emin olamazsın; yine aslanı on sene terbiye et, on birinci sene seni yiyebilir; yine diğer vahşi hayvanlar gibi cibilliyatta olanlar, işte fıtraten kötüdürler. Bunları iyi edemezsin; bunlar terbiye olmaz.<br />
<br />
Ve Kenan için Rabbim "O senden değil" diyor. Peki o zaman kimden? Tabii ki ya ruhen Nuh'un karısına tasallut eden şeytanın çocuğu, yahut pis ruhların birisinin tasallutu ile doğan çocuk. Yine Havva Annemiz hakkında: İki Havva vardı; birinci Havva'yı şeytan kandırdı da, işte Allah ikinci Havva'yı yarattı. Ve birinci Havva'ya "Lusi" diyor bazı kabalacılar ve Yahudiler. Ve hal böyle olunca işte Hz. Adem Kâbe'yi yaptı, ve onun içinde korudu Havva'sını ve soyunu, sülbünü; daha önceki Havva'yı koruyamamış herhalde, ve cinlerden ve şeytanlardan birisi tecavüz etmiş demek ki. Ve yine Havva Annemiz öyle korunmuşken, peki katil Kabil, temiz, saf Adem soyu, sülbü olabilir mi? Hayır, o da yine Adem'den değil.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">حُورٌ مَّقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِ فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hûrun maksûrâtun fîl hiyâm, Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân, Lem yatmishunne insun kablehum ve lâ cânn, Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Onlar, evlerine gizlenmiş kusursuz hurilerdir. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Rahman Suresi 72-73-74-75. Ayetler</span></span><br />
<br />
Ve bu ayet gösteriyor ki ancak cennetteki cennetliklere ikram olarak öyle dokunulmamış eşler var. Ama dünyada demek olur ki cinler de dokunup çocuk doğurtabilirmiş. Ve onların eğer pis ve kâfir olanları doğurtursa, pis, kâfir, imansız ve itaatsiz çocuklar ve insanlar doğar; yani Kabiller ve Kenanlar doğar. İyi ruhlardan iyi çocuklar doğar; yani elma ağacı elma verir. Elma ağacını bozmadıktan sonra elma ağacında zakkum bitmez, değil mi, güzel insanlar, ey Mehdi cemaati? Kabil ve Kenan gibiler bizden olanlar değil; onlar için Rabbim "O senin ehlinden değil" diyor Hz. Nuh peygambere. İşte onlar pis ruh ve şeytanlardan olan çocuklar.<br />
<br />
Allah geceyi yarattı; gece gündüzü ittire ittire ta en uzun olduğu 21 Aralık'a kadar varır; ve 8 saat gündüz, 16 saat ise gecedir. Ve ondan sonra artık gücü biter ve yorulur. Ve artık ondan sonra Allah gündüze güç verir; ve gündüz geceyi ittire ittire ta 21 Haziran'a kadar varır; ve bu sefer 16 saat gündüz ve 8 saat gece kalır. Aydınlık ve nur parlakdır; bilgi açık, fakihdir. Zulümet ve karanlık ise kendi içine çekilmiştir. Ve mevsim yazdır, sıcak ve güneşlikdir. Oysa kışın gecenin dibine vurunca, mevsim kış ve soğukdur.<br />
<br />
Ve geçenki Marziye makamından bahsederken dedik ki: İşte soğuk ile terbiye olacak olanı, açlıkla terbiye edemezsin. Öyleyse soğuk zaman doğumlu birisi için demek olur ki, biz güneşten uzaklaştığımızda doğan birisi; ve güneşten uzak olmak demek soğuk ve karanlık demek. Ve onların terbiyesi işte soğuk ile; onlar soğuk ile, barid cehennem ile terbiye olurlar. Yine yazın doğanlar bu sefer ateş ile terbiye olurlar. Yani demek olur ki iki zıt kutup: Yaz ve kış; yani soğuk ve sıcak. Ve demir işlenmek için ısıtılır; ve ısınan demir işlenip yararlı hâle getirilir. Ve fakat işlendikten sonra ise çelik olabilmesi için hemen soğuk suya bandırılır ve soğuk ile yeniden hızla soğur ki işte sert ve dayanıklı olabilsin. Yani içine, demirin içine rahmet su katmak... Şeytanlara da Allah'ın rahmet etmesi, demire su verilmesidir. İnsanın Rabbi Allah da, şeytanın yaratanı ve rabbi başkası mı? Hayır, onu da yaratan yine O. Ve O'nun rahmeti işte demire de su verilebileceğini gösteriyor. Yani onlar soğuk suya maruz bırakılınca işte eski sertliğini kazanıp yeniden işe yarayan bir bıçak, keser, çekiç gibi alet oluverir.<br />
<br />
Enbiya Suresi 21. Sure; ve demek olur ki bize bildirilen 21 tane büyük Nebi var. Ve fakat toplam olarak ise Enbiya Suresi 112 ayet; ve toplam 112 Nebi var. Ve nebiler ve peygamberler işte, Allah'ın kendilerine ilim ve hikmet verdiği kimselerdir. Ve her birisi bir mesleğin babasıdırlar; o meslek, o peygamber ve nebisinden öğrenilmiştir. Ve demirin nasıl işleneceği Davud aleyhisselama verildi, ve ona malum oldu, ve Davud aleyhisselamdan öğrenildi. Ve şeytanların ve cinlerin nasıl adam edileceği de ancak Hz. Süleyman aleyhisselamdan öğrenilebilir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ve Aşure aşı, Mehdi aşıdır ki onun zamanında kurt ile kuzu birlikte gezecek, ve çeşitlilik ve güzellik, tatlılık onun aşı olacak. Yani Aşure aşı et aşı değil ama içinde bir parça kurban kavurması da var; yine Aşure aşı nohut aşı değil ama içinde nohut da var; Aşure aşı fındık ve ceviz aşı değil ama üstüne biraz da ceviz, fındık serpilir; Aşure aşı buğday aşı değil ama içinde buğday da var; yine Aşure aşı hurma aşı değil ama içinde biraz hurma var, demiştik. Ve demek olur ki Hz. Mehdi ve onun zamanında ve hukukunda ve hükmünde kedi ile köpek, at ile insan, insan ile cin, cin ile şeytan bile bir yere sahip. Ve Allah abes iş ile iştigal etmez; ve onları yaratan O olduğu gibi, onun hukukunda onların hepsinin sebebi ve yeri ve faydası veya zararları vardır. Ve bazıları geceyi sevmese de, winteri sevmese de gece vardır, winter vardır, ve canlıdır. Ve onun yaratılmasının sebepleri, hikmetleri ve hayatımızda ve kâinatın hayatında bir yeri, yurdu ve zamanı, mekânı vardır.<br />
<br />
Ve öyle olunca ne Alman'ın İngiliz'e bir üstünlüğü, ne Kürd'ün Türk'e bir üstünlüğü vardır. Ve Muhammed'in sözü ile:<br />
<br />
"Rabbiniz de birdir, babanız da birdir. Dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Acem, Acemin de Arab üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Yine kızılın kara üzerine, karanın da kızıl üzerine üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Yalnız takva bakımından biri diğerine üstün olur."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ramuz — İbni Neccar)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Ey insanlar, gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kur'an-ı Kerim / Hucurat Suresi 13</span></span><br />
<br />
"Bak ey Eba Zerr; şüphesiz ki sen takva ile üstün olma durumun hariç, kırmızı ve siyah insanlardan hayırlı değilsin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kaynak: İbni Kesir: 13.c.7421.s</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bu geçen Pazar günü İsevilerin ve Musevilerin yortusu olan şükran günü ve gecesiydi. Yani İsevi papazlar tarafından Avrupa'da Ekim ayının ilk Pazarı "Ernte Dank Fest" olarak alınmış. Yani ne demek?<br />
<br />
"Ersten Sonntag im Oktober Erntedankfest" — Rabbimize Şükran gününüz ve geceniz kutlu olsun, İseviler ve Museviler; bizde hayat gece başlıyor, ancak uyanabildik. "Happy Thanksgiving Bayramınız — Ernte Dank Fest'iniz — Rabbimize Şükran gününüz ve geceniz Kutlu ve Mutlu olsun" dedik Facebook'dan.<br />
<br />
Ve Happy Thanksgiving günü hindi pişirip hep birlikte yeme günü değil; oradaki hindi, bütün kesip yediğimiz hayvanları temsil eder. Ve bu hâl ile Happy Thanksgiving bayramı, o sene içinde ekilip biçilen ve yetiştirip kestiğimiz ve soframıza gelen bütün hayvanlara, yiyeceklere, giyeceklere ve bineklerimize, yaptıklarımıza, o sene için teşekkürlerimizi Rabbimize sunma gecesidir. Elbet bunu bilenler bilinçli ve şuurlu olarak yapmaktalar. Ve bütün aileyi bir araya toplayıp, ailecek Rabbimize verdiği nimetler için şükretmek, herhalde İslam'a yabancı bir bayram olmasa gerek, değil mi? Ve Muhammed nasıl Yahudi birisinin Aşure günü oruç tuttuğunu görünce "Musa bize vallahi sizden daha yakındır" deyip ümmetine o günü oruç tutmalarını emrettiyse — kimden öğrendi? Bir Yahudi dindar adamdan. Öyleyse Rabbimizin bizzat Kur'an'da bildirmediği, ve fakat diğer peygamber hazretlerine bildirdiği güzel şeyler ve bayramlar da varmış. İşte Şükran Günü de bizim Aşure günümüz gibi, Rabbimize teşekkür etme, verdiği nimetleri anıp, onun rahmetini, bereketini yâd edip teşekkür etme gecesidir. Ve biz de Muhammed'in yolundan gidip Müslümanlara tavsiye ediyoruz ki: Vallahi bu âdet Müslümanlara diğer din kardeşlerimizden daha çok sevimli olup yapılması ve tatbik edilmesi gereken, ve diğer ümmetlere verilmiş güzel bir öğreti ve bayramdır. Müslümanlık güzel olan hiçbir şeyin karşısında olmaz. O yüzden bu günü kutlayan ve kutlayacak olan, ve bütün diğer din mensubu kardeşlerimizin, ve bundan sonra senenin sonlarında bir günü de Rabbimize verdiği nimetler için teşekkür gecesi kabul edip, ailesini bir araya toplayıp kutlayacak, ve Rabbimizin o sene verdiği nimetleri dile getirip yâd etmek ve Rabbimizi sena etmek gecesi kabul edecek mümin kardeşlerimizin Şükran Gecesi kutlu, mutlu ve birlik ve beraberlik gecesi olsun.<br />
<br />
Ernte Dank Fest takvimde gezici bir bayramdır. Neden derseniz: Bizde şimdi kabak hasatına girdik, ama düşünün Brezilya'yı, Avustralya'yı, Afrika'yı; onlarda daha bahar başlıyor, onlar kiraz hasat edecekler, değil mi? Ve öyle olunca dünyanın her ayına ve her gününe rastlayabilir bu bayram; aynı Ramazan gibi gezici ve canlı. Ve Şükran Gecesi, yani şükran Arapça "Rabbimize teşekkür günü" demektir.<br />
<br />
Teşekkürler Rabbimiz; bir sene boyu bizleri yedirdin, içirdin, doyurdun, giydirdin, ve gideceğimiz yerlere ulaşmamızı, hele bu zamanda en kolay kılıp yerlerimize vaaz ettin (ulaştırdın). Hamd ve senalar, teşekkürler, şükranlar, kullarına rahmeti bol padişah olan Allah'adır. Şükran geceniz mutlu olsun ey Mehdi cemaati, ahirzaman ümmeti.<br />
<br />
Ve öyle bir çakışdı ki bizim de Aşure günümüz bu aya geldi bu sene, ve çifte bayram oldu. Ve siz de bizim Aşuremizi alın, biz de sizin şükranınızı alalım; ve soframız İbrahim sofrası olsun, ve Rabbim gelecek seneki vereceği nimetlerine Halil bereketi versin. Daha doğrusu hicrî yeni yıla girdik bu yeni senede...<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ey Mehdi askerleri, Allah'a dost ve Halil olmanın yollarını arayınız.</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 06 Eylül 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mehdi ve Noah Dede Aşı — Aşure, İbrahim Sofrası ve Halil Bereketi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 6 Eylül 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">8 Muharrem 2015 Salı</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ<br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Saff Suresi 1-2-3. Ayetler</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard, ve huvel âzîzul hakîm. Yâ eyyuhâllezîne âmenû lime tekûlûne mâ lâ tef'alûn. Kebure makten indallâhi en tekûlû mâ lâ tef'alûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir, En Yüksek Karar Merciidir.<br />
Ey iman edenler! Yapmadığınız, tadmadığınız şeyleri niçin söylüyorsunuz, öğüt veriyorsunuz?<br />
Allah'ın katında, yapmadığınız, tadmadığınız şeyleri söyleyip bir de öğüt vermekten daha büyük terbiyesizlik yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Saff Suresi 1-2. Ayetler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَهِيَ تَجْرِي بِهِمْ فِي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادَى نُوحٌ ابْنَهُ وَكَانَ فِي مَعْزِلٍ يَا بُنَيَّ ارْكَب مَّعَنَا وَلاَ تَكُن مَّعَ الْكَافِرِينَ<br />
<br />
قَالَ سَآوِي إِلَى جَبَلٍ يَعْصِمُنِي مِنَ الْمَاء قَالَ لاَ عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِلاَّ مَن رَّحِمَ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ<br />
<br />
-----<br />
<br />
وَنَادَى نُوحٌ رَّبَّهُ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ابُنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَأَنتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ<br />
<br />
قَالَ يَا نُوحُ إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ إِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ فَلاَ تَسْأَلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنِّي أَعِظُكَ أَن تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Hud Suresi 42-43, 45-46. Ayetler</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve hiye tecrî bihim fî mevcin kel cibâli ve nâdâ nûhunibnehu ve kâne fî ma'zilin yâ buneyyerkeb meanâ ve lâ tekun meal kâfirîn.<br />
Kâle se âvî ilâ cebelin ya'sımunî minel mâi, kâle lâ âsımel yevme min emrillâhi illâ men rahim, ve hâle beynehumâl mevcu fe kâne minel mugrakîn.<br />
-----<br />
Ve nâdâ nûhun rabbehu fe kâle rabbi innebnî min ehlî ve inne va'dekel hakku ve ente ahkemul hâkimîn.<br />
Kâle yâ nûhu innehu leyse min ehlike, innehu amelun gayru salih, fe lâ tes'elni mâ leyse leke bihî ilm, innî eızuke en tekûne minel câhilîn.</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, "Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma" diye seslendi.<br />
O, "Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi. Nûh, "Bugün Allah'ın rahmet ettikleri hariç, O'nun azabından korunacak hiç kimse yoktur" dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.<br />
----<br />
Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: "Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va'din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin."<br />
Allah, "Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir (onun ameli de niyeti de bozuktur). O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim" dedi.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Hud Suresi 42-43, 45-46. Ayetler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">عن عمر بن الخطاب رضي الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول(إنما الأعمال بالنيات وإنما لكل امرئ ما نوى فمن كانت هجرته إلى الله ورسوله فهجرته إلى الله ورسوله ومن كانت هجرته لدنيا يصيبها أو امرأة ينكحها فهجرته إلى ما هاجر إليه) متفق عليه</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mü'minlerin emîri Ebü Hafs Ömer ibni Hattab radıyallahu anh, Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim, dedi:</span></span><br />
<br />
"Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah'a ve Resülü'ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah'a ve Resülü'ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif, Müttefekun aleyh)<br />
(Buharî, Bed'ü'l-vahy 1, İman 41, Nikah 5, Menakıbu'l-ensar 45, İtk 6, Eyman 23, Hiyel 1; Müslim, İmaret 155. Ayrıca bk. Ebü Davud, Talak 11; Tirmizî, Fezailü'l-cihad 16; Nesaî, Taharet 60; Talak 24, Eyman 19; İbni Mace, Zühd 26)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Muhammed Saadikul Veadül Emiyn<br />
Allahümme Salli ala Mehdiyyül Müntezar Evladu bin Muhammed ESSaadikul Veadül Emiyn.<br />
Allahümme Salli ala Ehli Beytihim<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Allah dostlarının büyükleri, yapmadıkları bir ameli, bir sünneti tavsiye etmekten çekinmişler. Ve yukarıdaki hadiste ve ayette geçtiği gibi kişinin amelini fiiliyle teyit etmesi gerekir. Ve fiiller, yani yapılan ameller ise niyetlere göredir. Ve salih bir niyeti olanın ameline "salih amel" denilir. Yani kurtaran bir amel... Kurtaran ameller neyi kurtaracak? Mesela Nuh'un oğlu Kenan'ın ameli, Kenan'ı kurtarmayan amelmiş. Ve Rabbim diyor ki: "O, senden ve ehlinden değil; onun ameli salih amel değil" diyor; yani niyeti bozuk, onun diyor.<br />
<br />
Peki niyet bozukluğu nereden meydana gelir? Bir düşüncenin enerji olarak sende, beyninde cereyan hâline gelmesi, oluşması demek; onun enerjisi olacak olan yiyeceklerden geçer, değil mi? O yiyecekler senin vücuduna girmezse senin beynin onu tefekkür edip düşünemez. Ve hal böyle olunca, birinci sebep: Yediklerin seni ya kurtaran bir amele götürür, yahut helak eden bir amele götürür. Yani helal yiyen, şüpheli yiyeceklerden kaçınan, sakınan birisinin sözü de fiili de helal ve hak söz ve fiil olur. Ama yine tehlike var: Eğer dış sebepler, arkadaş ve çevre bozuksa, onlar da seni yanıltır. Hani bir adam gurbettedir, memleketine gider gelir, "Ne var ne yok memlekette?" diye gelince, diğer hemşehrileri sorar o adama. O adam kahve adamı olduğu için "Herkes iyi" der, "Kahvede, eğlencede" der. Bu sefer dindar bir hemşehrileri gider gelir, ona sorarlar; o da der ki: "Herkes camide, namazda, Kur'an'da, dinde, diyanette" der. Yani onun arkadaşları dindar kimseler ve cami ehli olduğundan o onları gördü, bildi; öbürü de kahve cemaati olduğu için diğerlerini gördü ve bildi.<br />
<br />
Ve işte çevre senin amellerine tesir eder. "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" demiş atalar.<br />
<br />
Peygamberimiz buyurdu:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">اَلرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ.</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Kişi, arkadaşının dini üzeredir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif, Ebu Davud, 4333)</span></span><br />
<br />
Ve Kur'an'da Rabbimiz der ki:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Tevbe Suresi 119. Ayet</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz de hadis-i şeriflerinde şu tavsiyelerde bulunmaktadır:<br />
<br />
"İyi arkadaş yalnızlıktan, yalnızlık da kötü arkadaştan hayırlıdır. İyilerle dost olan, misk satanla beraber olan gibidir. Onun güzel kokusu diğerine bulaşır. Kötülerle beraber olan da demirci çırağı ile beraber olan gibidir. Onun kiri de diğerine yansır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhâri, Zebaih, 31, Buyû', 38; Müslim, Birr, 146; Ebu Davud, Edeb, 16)</span></span><br />
<br />
"Kişi dostunun dini üzeredir. O hâlde kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizî, Zühd, 45)</span></span><br />
<br />
"Kişi sevdikleriyle beraberdir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165; Tirmizî, Zühd, 50, Da'avat, 98)</span></span><br />
<br />
"Mümin müminin aynasıdır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebu Davud, Edeb, 49)</span></span><br />
<br />
"Müminler bir binanın tuğlaları gibi birbirini destekler."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Buhârî, Mezâlim, 5, Salât, 88; Tirmizî, Birr, 18)</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bu hadis ve ayetler bize çevre faktörünü gösteriyor. Ve üçüncü sebep ise kişinin saidlerden mi yoksa şakilerden mi olduğudur. Mesela saidlerden olan birisi; yani mesela eti, sütü yenen bir hayvan olan koyun, koç, inek, dana gibi iyiliği ve faidesi belli olanlar vardır. Yani ineğe kötü hayvan denemez; tabii bazen kalaklayabilir ama o onun fiilidir; fakat onun kalaklıyor olması, sütünün içilmeyeceğini, etinin de yenmeyeceğini göstermez. Öz olarak iyilerdendir.<br />
<br />
Fakat muzır hayvanlar ise, zararı aşikâre belli olanlar; yani zararlı mikroplar, yine bir timsah, zararından emin olamazsın; yine bir yılan, zararından emin olamazsın; yine aslanı on sene terbiye et, on birinci sene seni yiyebilir; yine diğer vahşi hayvanlar gibi cibilliyatta olanlar, işte fıtraten kötüdürler. Bunları iyi edemezsin; bunlar terbiye olmaz.<br />
<br />
Ve Kenan için Rabbim "O senden değil" diyor. Peki o zaman kimden? Tabii ki ya ruhen Nuh'un karısına tasallut eden şeytanın çocuğu, yahut pis ruhların birisinin tasallutu ile doğan çocuk. Yine Havva Annemiz hakkında: İki Havva vardı; birinci Havva'yı şeytan kandırdı da, işte Allah ikinci Havva'yı yarattı. Ve birinci Havva'ya "Lusi" diyor bazı kabalacılar ve Yahudiler. Ve hal böyle olunca işte Hz. Adem Kâbe'yi yaptı, ve onun içinde korudu Havva'sını ve soyunu, sülbünü; daha önceki Havva'yı koruyamamış herhalde, ve cinlerden ve şeytanlardan birisi tecavüz etmiş demek ki. Ve yine Havva Annemiz öyle korunmuşken, peki katil Kabil, temiz, saf Adem soyu, sülbü olabilir mi? Hayır, o da yine Adem'den değil.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">حُورٌ مَّقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِ فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hûrun maksûrâtun fîl hiyâm, Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân, Lem yatmishunne insun kablehum ve lâ cânn, Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Onlar, evlerine gizlenmiş kusursuz hurilerdir. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Rahman Suresi 72-73-74-75. Ayetler</span></span><br />
<br />
Ve bu ayet gösteriyor ki ancak cennetteki cennetliklere ikram olarak öyle dokunulmamış eşler var. Ama dünyada demek olur ki cinler de dokunup çocuk doğurtabilirmiş. Ve onların eğer pis ve kâfir olanları doğurtursa, pis, kâfir, imansız ve itaatsiz çocuklar ve insanlar doğar; yani Kabiller ve Kenanlar doğar. İyi ruhlardan iyi çocuklar doğar; yani elma ağacı elma verir. Elma ağacını bozmadıktan sonra elma ağacında zakkum bitmez, değil mi, güzel insanlar, ey Mehdi cemaati? Kabil ve Kenan gibiler bizden olanlar değil; onlar için Rabbim "O senin ehlinden değil" diyor Hz. Nuh peygambere. İşte onlar pis ruh ve şeytanlardan olan çocuklar.<br />
<br />
Allah geceyi yarattı; gece gündüzü ittire ittire ta en uzun olduğu 21 Aralık'a kadar varır; ve 8 saat gündüz, 16 saat ise gecedir. Ve ondan sonra artık gücü biter ve yorulur. Ve artık ondan sonra Allah gündüze güç verir; ve gündüz geceyi ittire ittire ta 21 Haziran'a kadar varır; ve bu sefer 16 saat gündüz ve 8 saat gece kalır. Aydınlık ve nur parlakdır; bilgi açık, fakihdir. Zulümet ve karanlık ise kendi içine çekilmiştir. Ve mevsim yazdır, sıcak ve güneşlikdir. Oysa kışın gecenin dibine vurunca, mevsim kış ve soğukdur.<br />
<br />
Ve geçenki Marziye makamından bahsederken dedik ki: İşte soğuk ile terbiye olacak olanı, açlıkla terbiye edemezsin. Öyleyse soğuk zaman doğumlu birisi için demek olur ki, biz güneşten uzaklaştığımızda doğan birisi; ve güneşten uzak olmak demek soğuk ve karanlık demek. Ve onların terbiyesi işte soğuk ile; onlar soğuk ile, barid cehennem ile terbiye olurlar. Yine yazın doğanlar bu sefer ateş ile terbiye olurlar. Yani demek olur ki iki zıt kutup: Yaz ve kış; yani soğuk ve sıcak. Ve demir işlenmek için ısıtılır; ve ısınan demir işlenip yararlı hâle getirilir. Ve fakat işlendikten sonra ise çelik olabilmesi için hemen soğuk suya bandırılır ve soğuk ile yeniden hızla soğur ki işte sert ve dayanıklı olabilsin. Yani içine, demirin içine rahmet su katmak... Şeytanlara da Allah'ın rahmet etmesi, demire su verilmesidir. İnsanın Rabbi Allah da, şeytanın yaratanı ve rabbi başkası mı? Hayır, onu da yaratan yine O. Ve O'nun rahmeti işte demire de su verilebileceğini gösteriyor. Yani onlar soğuk suya maruz bırakılınca işte eski sertliğini kazanıp yeniden işe yarayan bir bıçak, keser, çekiç gibi alet oluverir.<br />
<br />
Enbiya Suresi 21. Sure; ve demek olur ki bize bildirilen 21 tane büyük Nebi var. Ve fakat toplam olarak ise Enbiya Suresi 112 ayet; ve toplam 112 Nebi var. Ve nebiler ve peygamberler işte, Allah'ın kendilerine ilim ve hikmet verdiği kimselerdir. Ve her birisi bir mesleğin babasıdırlar; o meslek, o peygamber ve nebisinden öğrenilmiştir. Ve demirin nasıl işleneceği Davud aleyhisselama verildi, ve ona malum oldu, ve Davud aleyhisselamdan öğrenildi. Ve şeytanların ve cinlerin nasıl adam edileceği de ancak Hz. Süleyman aleyhisselamdan öğrenilebilir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ve Aşure aşı, Mehdi aşıdır ki onun zamanında kurt ile kuzu birlikte gezecek, ve çeşitlilik ve güzellik, tatlılık onun aşı olacak. Yani Aşure aşı et aşı değil ama içinde bir parça kurban kavurması da var; yine Aşure aşı nohut aşı değil ama içinde nohut da var; Aşure aşı fındık ve ceviz aşı değil ama üstüne biraz da ceviz, fındık serpilir; Aşure aşı buğday aşı değil ama içinde buğday da var; yine Aşure aşı hurma aşı değil ama içinde biraz hurma var, demiştik. Ve demek olur ki Hz. Mehdi ve onun zamanında ve hukukunda ve hükmünde kedi ile köpek, at ile insan, insan ile cin, cin ile şeytan bile bir yere sahip. Ve Allah abes iş ile iştigal etmez; ve onları yaratan O olduğu gibi, onun hukukunda onların hepsinin sebebi ve yeri ve faydası veya zararları vardır. Ve bazıları geceyi sevmese de, winteri sevmese de gece vardır, winter vardır, ve canlıdır. Ve onun yaratılmasının sebepleri, hikmetleri ve hayatımızda ve kâinatın hayatında bir yeri, yurdu ve zamanı, mekânı vardır.<br />
<br />
Ve öyle olunca ne Alman'ın İngiliz'e bir üstünlüğü, ne Kürd'ün Türk'e bir üstünlüğü vardır. Ve Muhammed'in sözü ile:<br />
<br />
"Rabbiniz de birdir, babanız da birdir. Dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Acem, Acemin de Arab üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Yine kızılın kara üzerine, karanın da kızıl üzerine üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Yalnız takva bakımından biri diğerine üstün olur."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ramuz — İbni Neccar)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Ey insanlar, gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kur'an-ı Kerim / Hucurat Suresi 13</span></span><br />
<br />
"Bak ey Eba Zerr; şüphesiz ki sen takva ile üstün olma durumun hariç, kırmızı ve siyah insanlardan hayırlı değilsin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kaynak: İbni Kesir: 13.c.7421.s</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bu geçen Pazar günü İsevilerin ve Musevilerin yortusu olan şükran günü ve gecesiydi. Yani İsevi papazlar tarafından Avrupa'da Ekim ayının ilk Pazarı "Ernte Dank Fest" olarak alınmış. Yani ne demek?<br />
<br />
"Ersten Sonntag im Oktober Erntedankfest" — Rabbimize Şükran gününüz ve geceniz kutlu olsun, İseviler ve Museviler; bizde hayat gece başlıyor, ancak uyanabildik. "Happy Thanksgiving Bayramınız — Ernte Dank Fest'iniz — Rabbimize Şükran gününüz ve geceniz Kutlu ve Mutlu olsun" dedik Facebook'dan.<br />
<br />
Ve Happy Thanksgiving günü hindi pişirip hep birlikte yeme günü değil; oradaki hindi, bütün kesip yediğimiz hayvanları temsil eder. Ve bu hâl ile Happy Thanksgiving bayramı, o sene içinde ekilip biçilen ve yetiştirip kestiğimiz ve soframıza gelen bütün hayvanlara, yiyeceklere, giyeceklere ve bineklerimize, yaptıklarımıza, o sene için teşekkürlerimizi Rabbimize sunma gecesidir. Elbet bunu bilenler bilinçli ve şuurlu olarak yapmaktalar. Ve bütün aileyi bir araya toplayıp, ailecek Rabbimize verdiği nimetler için şükretmek, herhalde İslam'a yabancı bir bayram olmasa gerek, değil mi? Ve Muhammed nasıl Yahudi birisinin Aşure günü oruç tuttuğunu görünce "Musa bize vallahi sizden daha yakındır" deyip ümmetine o günü oruç tutmalarını emrettiyse — kimden öğrendi? Bir Yahudi dindar adamdan. Öyleyse Rabbimizin bizzat Kur'an'da bildirmediği, ve fakat diğer peygamber hazretlerine bildirdiği güzel şeyler ve bayramlar da varmış. İşte Şükran Günü de bizim Aşure günümüz gibi, Rabbimize teşekkür etme, verdiği nimetleri anıp, onun rahmetini, bereketini yâd edip teşekkür etme gecesidir. Ve biz de Muhammed'in yolundan gidip Müslümanlara tavsiye ediyoruz ki: Vallahi bu âdet Müslümanlara diğer din kardeşlerimizden daha çok sevimli olup yapılması ve tatbik edilmesi gereken, ve diğer ümmetlere verilmiş güzel bir öğreti ve bayramdır. Müslümanlık güzel olan hiçbir şeyin karşısında olmaz. O yüzden bu günü kutlayan ve kutlayacak olan, ve bütün diğer din mensubu kardeşlerimizin, ve bundan sonra senenin sonlarında bir günü de Rabbimize verdiği nimetler için teşekkür gecesi kabul edip, ailesini bir araya toplayıp kutlayacak, ve Rabbimizin o sene verdiği nimetleri dile getirip yâd etmek ve Rabbimizi sena etmek gecesi kabul edecek mümin kardeşlerimizin Şükran Gecesi kutlu, mutlu ve birlik ve beraberlik gecesi olsun.<br />
<br />
Ernte Dank Fest takvimde gezici bir bayramdır. Neden derseniz: Bizde şimdi kabak hasatına girdik, ama düşünün Brezilya'yı, Avustralya'yı, Afrika'yı; onlarda daha bahar başlıyor, onlar kiraz hasat edecekler, değil mi? Ve öyle olunca dünyanın her ayına ve her gününe rastlayabilir bu bayram; aynı Ramazan gibi gezici ve canlı. Ve Şükran Gecesi, yani şükran Arapça "Rabbimize teşekkür günü" demektir.<br />
<br />
Teşekkürler Rabbimiz; bir sene boyu bizleri yedirdin, içirdin, doyurdun, giydirdin, ve gideceğimiz yerlere ulaşmamızı, hele bu zamanda en kolay kılıp yerlerimize vaaz ettin (ulaştırdın). Hamd ve senalar, teşekkürler, şükranlar, kullarına rahmeti bol padişah olan Allah'adır. Şükran geceniz mutlu olsun ey Mehdi cemaati, ahirzaman ümmeti.<br />
<br />
Ve öyle bir çakışdı ki bizim de Aşure günümüz bu aya geldi bu sene, ve çifte bayram oldu. Ve siz de bizim Aşuremizi alın, biz de sizin şükranınızı alalım; ve soframız İbrahim sofrası olsun, ve Rabbim gelecek seneki vereceği nimetlerine Halil bereketi versin. Daha doğrusu hicrî yeni yıla girdik bu yeni senede...<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ey Mehdi askerleri, Allah'a dost ve Halil olmanın yollarını arayınız.</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 06 Eylül 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fitneler - Cihad ve Mücahede Nedir Hükmü Nedir (Kar©glanin 12 Ekim 2015 Vaazi)]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44974</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 10:59:56 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44974</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fitneler — Cihad ve Mücahede Nedir, Hükmü Nedir</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 12 Ekim 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">14 Muharrem 2015 Salı</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Nisa Suresi 95. Ayet</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve faddalallâhul mucâhidîne alâl kâıdîne ecran azîmâ.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Nisa Suresi 95. Ayet</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Hz. Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Adem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil)."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif, Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33, (2205))</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Ceddi Hasan R.A.<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Ceddi Hüseyin R.A.<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Hasan vel Hüseyin, Sülbü Muhammed<br />
Allahümme Salli ala Fatımatüzzehra Ümmül Muhammed<br />
Allahümme Salli ala Mehdiyyül Müntezar Evladü Fatıma,<br />
Ve li Sabri Cemil lil ümmeti Necat Cemaatil Mehdi ve ümmetil ahir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Fitneler ta ki iki cihanın güneşi gidince başladı. Önce Hz. Ömer şehid edildi, ardına Hz. Osman, ardına Hz. Ali, onun ardına Hz. Hasan, onun ardına Hz. Hüseyin. Yani ey ahirzaman ümmeti, siz sanır mısınız bizler geceye girip de öyle ferah ferah yaşayalım? Yoook, vallahi yok. Gecenin ismi zulümet demektir; ve fitneler baş gösterip de zulüm çoğalınca, Muhammed isyan ve fitnelere karışmayı yasakladı.<br />
<br />
Ve buyurdu: "O gün evinde, elinde silah olan, silahını bıraksın."<br />
<br />
Yine:<br />
<br />
"Herc (fitne) zamanında ibadet, tıpkı bana hicret gibidir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Müslim, Fiten 130, (2948); Tirmizî, Fiten 31, (2202).]</span></span><br />
<br />
Mikdad İbnu'l-Esved (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
'Bahtiyar, fitneden kaçınan kimse ile, belalarla karşılaşınca sabreden kimsedir. Ne mutlu ona!'"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Ebu Davud, Fiten 2, (4263).]</span></span><br />
<br />
İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
'Yaklaşan bir şerden yazık Araplara! Elini çeken ondan kurtulur.'"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Ebu Davud, Fiten 1, (4249).]</span></span><br />
<br />
Muharrem ayına girdik. Ve hâlbuki Muharrem, haram aylardandır. Yıllardır şeytan aleyhillâne fitne çıkarıp haram aylarda cana kıydırmakta; ve şimdi de uşağı kâfir deccal ve avenesi ile Müslümanları haram aylarda savaş ve kavga ettirip, veya bir sebeple yine cana kıydırmakta; yani zulüm ettirmekte. Hâlbuki Muharrem, zulüm etmemek gereken aydır. Haram ay, haram ay... Bunu bilmeyen gafil var mı hâlâ? Evet, var.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Aşura demek, Hz. Hüseyin'in şehid edilmesi ve susuz susuz ahirete göçüşü. Ve düşünün, son bir defa yutkunacak ama yutkunabilecek ıslaklık yok ağzında; susuz kurumuş ağzı, dili, damağı. Ve o yüzden:<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ashaptan, Dıhye isimli bir yiğit vardı,<br />
O çocukları sevindirmeyi severdi,<br />
Cebrail, O'nun şeklinde elçi gelirdi,<br />
Cebrail kucağında oturan yiğidim.<br />
<br />
Hz. Cebrail dizine Hüseyin oturmuş,<br />
Hz. Muhammed bu hâlden çok utanç duymuş,<br />
Cebrail; "Sıkılma! Yâ Râsûlullah" demiş,<br />
Cebrail tarafından sevilen yiğidim.<br />
<br />
Küçük yaşlarda iken, Hasan ve Hüseyin,<br />
Neşesi, coşkusu olmuştur Peygamber'in,<br />
Hüseyin, sanki kopyasıymış Muhammed'in,<br />
Ebu Abdillah künyeli Hz. Hüseyin'im.<br />
<br />
Bir gün, Hasan ve Hüseyin güreş tutmuştu,<br />
Hz. Râsûlullah Hasan'ı destekliyordu,<br />
Melekler de Hüseyin'den yana olmuştu,<br />
Cebrail'in desteklediği Hüseyin'im.<br />
<br />
Cebrail Peygamber'e elçi gelmiş,<br />
Hasan ve Hüseyin ondan ikram istemiş,<br />
Cebrail, Cennetten üzüm, ayva ve nar, incir getirmiş,<br />
Cennet meyvesini yiyendi Hüseyin'im.<br />
<br />
Meyveleri yiyecekken dilenci ister,<br />
"Ey Ehl-i Beyt! Üzüm ve nardan bana ver" der,<br />
Cebrail "Verme! O şeytan" deyip engeller,<br />
Yüreği insanlık dolu olan Hüseyin'im.<br />
<br />
Hz. Peygamber, torunu Hüseyin'i över,<br />
"Cenab-ı Hakk, Hüseyin'i seveni sever,<br />
Hüseyin benden, ben de Hüseyin'denim" der,<br />
Yeryüzü merkezinin süsü Hüseyin'im.<br />
<br />
Peygamber; Ümmü Seleme'nin evindeydi,<br />
Hz. Cebrail Aleyhisselam geliverdi,<br />
Resûl; "Ümmü Seleme, kapıda dur" dedi,<br />
O sırada içeri girer Hüseyin'im.<br />
<br />
Hz. Râsûlullah, Hüseyin'i öpüp sevdi,<br />
Cebrail; "Ümmetin O'nu öldürür" dedi,<br />
Hüseyin'i Mü'minler mi öldürecekti?<br />
Öleceğin yer gösterilir Hüseyin'im.<br />
<br />
Cebrail, Kerbela'dan bir avuç toprak aldı,<br />
Toprak kan olunca, o da ölmüş olacaktı,<br />
Ümmü Seleme'ye verilen toprak saklandı,<br />
Râsûlullah sonun görmüş Hüseyin'im.<br />
<br />
Kerbela; Irak'ın Kûfe bölgesindedir,<br />
Oraya "Tasa ve bela yeri" denilmiştir,<br />
Hz. Ali oradan geçerken hüzünlenir,<br />
Hz. Ali de bilir olayı Hüseyin'im.</span></span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Cebrail çıkınında ayva, nar getirince Hüseyin ayvayı kapar, Hasan narı ve inciri kapar, üzüm Mehdi'ye kalır.<br />
<br />
Ve ayva öyle bir meyvadır ki ona "boğaz alığı" denilir. Yani işte o Hz. Hüseyin'in susuz son yutkunuşu ile canını teslim edişi. Hâlbuki ayvanın suyu olmasına rağmen, boğazını alır bazı ayvalar. İşte o, Hüseyin'in susuzluğunu temsil eder. Ve mevsimin ilk ayvası dalından düşünce, demek olur ki o gün Aşura, Hz. Hüseyin'in şehadet şerbetini içtiği gün. Dün bahçedeki ayvamızdan düşmüş iki ayva buldum. Allahu alem dün düşmemiş; bizim dediğimiz Aşura günü Perşembe düşmüşler. Ve ayvanın boğaz alıklığını giderip rahatça yemek için, her dilimin üstüne tuz ekilip de yenir; o zaman boğaz alığı olup yutkunmanızı engellemez inşallah. Bu da bizim formülümüzdür.<br />
<br />
Armut, ayva, nar sonbahar meyveleri; ve yazdan kışa dönüş, ve soğukların başlaması, gecenin uzaması ve erken hava kararmaya başlaması vakti; yani zulümet ve karanlık vakti. Hal böyle olunca dünyanın ömrünün de sonbahar-kış arasına geldik. Ve işte Arap devletlerinde çıkan fitneler, şimdi de Türkiye ve başkentinde bomba patlatılıyor. Ölenlere "innâ lillâh..." Ve hadiste geçen:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ölen niye öldürüldüğünü, öldüren de niçin öldürdüğünü bilmez."</span></span><br />
<br />
Ebu Ümame (ra)'nin naklettiği bir hadiste Rasulullah (sav):<br />
<br />
"Öyle fitneler olacak ki, o zaman kişi mü'min olarak sabahlayıp kâfir olarak akşamlayacaktır. Ancak Allah'ın ilim vermek suretiyle ihya ettikleri müstesna."<br />
<br />
buyurarak bilgili insanların hiçbir zaman fitnenin tuzağına düşmeyeceklerini haber vermiştir.<br />
<br />
Tefrikayı Rasulullah (sav) şöyle ifade eder: "Yahudiler 71 fırkaya, Hristiyanlar 72 fırkaya ayrılacaklardır. Benim ümmetim ise 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan 72'si cehennemde, biri cennettedir. O da cemaat; yani Ümmet-i Necat veyahut Mehdi cemaatidir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis)</span></span><br />
<br />
Çünkü Mehdi aşikâre peygamber olmadığından, onun ümmeti denmez; onun zamanına erişip de ona tabi olanlara, onun sözüne uyanlara "Mehdi cemaati" denilir.<br />
<br />
Bir başka hadislerinde Efendimiz (sav): "Kim cemaatten bir karış ayrılır, sonra da ölürse, cahiliyye ölümüyle ölmüş olur" buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Burada bahsettiğimiz cemaat, Fetocuların cemaati değil tabii.</span></span><br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
"…Sizden kim Deccal'e yetişirse, ona Kehf suresinin ilk ayetlerini okusun. Deccal, Şam ile Irak arasında bir mevkide çıkar. Sağa gider ifsat eder, sola gider ifsat eder. Ey Allah'ın kulları! Sebat edin!"<br />
<br />
Burada Saddam Hüseyin zamanında Irak'da başlayan ilk savaşın, deccalin çıkma alameti olduğudur. Ve fitne Irak'da başlayıp sağa sola gidecek; gitti mi gitti. Ondan kurtulmanın yöntemi Kehf Suresi'nin önemli olan ayeti, 10. ayeti. Orda diyor ki Rabbimiz Kur'an'da Kehf Suresi'nde:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşeden.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Kehf Suresi 10. Ayet</span></span><br />
<br />
Bu ayetin başındaki kelime "fityetü" değil, "fitnetü"dür. Ve ayette buyruluyor ki Kehf ashâbı dediler ki: "Rabbimiz, fitne çıkınca bizi Râşid'in emrine ver" dediler.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimiz buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Ashab-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kitab-ul Burhan)</span></span><br />
<br />
Herkes bu Kehf Suresi 10. ayeti okuyup "Rabbimiz, dünyayı Râşid'in emrine ver" diye dua etmedikçe, ve gelip ona tabi olmadıkça bu fitneler bitmez.<br />
<br />
Peygamberimiz yine buyurdular:<br />
<br />
"Hacer-i Esved'le Makam-ı İbrahim arasında ona (Hz. Mehdi'ye) biat ederler."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Sünen-i Ebu Davud, 5/94; El-Kavlu'l Muhtasa Fi Alamatil Mehdiyyil Müntezar s. 20)</span></span><br />
<br />
Buradaki Hacer, Mekke'deki Hacer değil. Biz birkaç hafta önceki vaazda gezen, yürüyen Hacer'den ve evimizin bulunduğu yerdeki komşumuz Hacer'den bahsettik; takip edenler bilecektir. Öyle Mehdi'yi Mekke'de falan beklemeyin; bu fitnelerde Mehdi Mekke'ye falan gitmez. Ve zaten o hac görevini ifa etti bile; iki kere hac edip sünnetten şaşmak olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşeden.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbimiz, dünyayı Râşid'in emrine ver.</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Sübhane Rabbike Rabbil izzeti amma yasifun, veselamun alel mürselin, velhamdülillahi rabbil alemine, amiyn.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 29 Eylül 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fitneler — Cihad ve Mücahede Nedir, Hükmü Nedir</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 12 Ekim 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">14 Muharrem 2015 Salı</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Nisa Suresi 95. Ayet</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve faddalallâhul mucâhidîne alâl kâıdîne ecran azîmâ.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Nisa Suresi 95. Ayet</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Hz. Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Adem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil)."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerif, Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33, (2205))</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Ceddi Hasan R.A.<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Ceddi Hüseyin R.A.<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Hasan vel Hüseyin, Sülbü Muhammed<br />
Allahümme Salli ala Fatımatüzzehra Ümmül Muhammed<br />
Allahümme Salli ala Mehdiyyül Müntezar Evladü Fatıma,<br />
Ve li Sabri Cemil lil ümmeti Necat Cemaatil Mehdi ve ümmetil ahir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Fitneler ta ki iki cihanın güneşi gidince başladı. Önce Hz. Ömer şehid edildi, ardına Hz. Osman, ardına Hz. Ali, onun ardına Hz. Hasan, onun ardına Hz. Hüseyin. Yani ey ahirzaman ümmeti, siz sanır mısınız bizler geceye girip de öyle ferah ferah yaşayalım? Yoook, vallahi yok. Gecenin ismi zulümet demektir; ve fitneler baş gösterip de zulüm çoğalınca, Muhammed isyan ve fitnelere karışmayı yasakladı.<br />
<br />
Ve buyurdu: "O gün evinde, elinde silah olan, silahını bıraksın."<br />
<br />
Yine:<br />
<br />
"Herc (fitne) zamanında ibadet, tıpkı bana hicret gibidir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Müslim, Fiten 130, (2948); Tirmizî, Fiten 31, (2202).]</span></span><br />
<br />
Mikdad İbnu'l-Esved (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
'Bahtiyar, fitneden kaçınan kimse ile, belalarla karşılaşınca sabreden kimsedir. Ne mutlu ona!'"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Ebu Davud, Fiten 2, (4263).]</span></span><br />
<br />
İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
'Yaklaşan bir şerden yazık Araplara! Elini çeken ondan kurtulur.'"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Ebu Davud, Fiten 1, (4249).]</span></span><br />
<br />
Muharrem ayına girdik. Ve hâlbuki Muharrem, haram aylardandır. Yıllardır şeytan aleyhillâne fitne çıkarıp haram aylarda cana kıydırmakta; ve şimdi de uşağı kâfir deccal ve avenesi ile Müslümanları haram aylarda savaş ve kavga ettirip, veya bir sebeple yine cana kıydırmakta; yani zulüm ettirmekte. Hâlbuki Muharrem, zulüm etmemek gereken aydır. Haram ay, haram ay... Bunu bilmeyen gafil var mı hâlâ? Evet, var.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Aşura demek, Hz. Hüseyin'in şehid edilmesi ve susuz susuz ahirete göçüşü. Ve düşünün, son bir defa yutkunacak ama yutkunabilecek ıslaklık yok ağzında; susuz kurumuş ağzı, dili, damağı. Ve o yüzden:<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ashaptan, Dıhye isimli bir yiğit vardı,<br />
O çocukları sevindirmeyi severdi,<br />
Cebrail, O'nun şeklinde elçi gelirdi,<br />
Cebrail kucağında oturan yiğidim.<br />
<br />
Hz. Cebrail dizine Hüseyin oturmuş,<br />
Hz. Muhammed bu hâlden çok utanç duymuş,<br />
Cebrail; "Sıkılma! Yâ Râsûlullah" demiş,<br />
Cebrail tarafından sevilen yiğidim.<br />
<br />
Küçük yaşlarda iken, Hasan ve Hüseyin,<br />
Neşesi, coşkusu olmuştur Peygamber'in,<br />
Hüseyin, sanki kopyasıymış Muhammed'in,<br />
Ebu Abdillah künyeli Hz. Hüseyin'im.<br />
<br />
Bir gün, Hasan ve Hüseyin güreş tutmuştu,<br />
Hz. Râsûlullah Hasan'ı destekliyordu,<br />
Melekler de Hüseyin'den yana olmuştu,<br />
Cebrail'in desteklediği Hüseyin'im.<br />
<br />
Cebrail Peygamber'e elçi gelmiş,<br />
Hasan ve Hüseyin ondan ikram istemiş,<br />
Cebrail, Cennetten üzüm, ayva ve nar, incir getirmiş,<br />
Cennet meyvesini yiyendi Hüseyin'im.<br />
<br />
Meyveleri yiyecekken dilenci ister,<br />
"Ey Ehl-i Beyt! Üzüm ve nardan bana ver" der,<br />
Cebrail "Verme! O şeytan" deyip engeller,<br />
Yüreği insanlık dolu olan Hüseyin'im.<br />
<br />
Hz. Peygamber, torunu Hüseyin'i över,<br />
"Cenab-ı Hakk, Hüseyin'i seveni sever,<br />
Hüseyin benden, ben de Hüseyin'denim" der,<br />
Yeryüzü merkezinin süsü Hüseyin'im.<br />
<br />
Peygamber; Ümmü Seleme'nin evindeydi,<br />
Hz. Cebrail Aleyhisselam geliverdi,<br />
Resûl; "Ümmü Seleme, kapıda dur" dedi,<br />
O sırada içeri girer Hüseyin'im.<br />
<br />
Hz. Râsûlullah, Hüseyin'i öpüp sevdi,<br />
Cebrail; "Ümmetin O'nu öldürür" dedi,<br />
Hüseyin'i Mü'minler mi öldürecekti?<br />
Öleceğin yer gösterilir Hüseyin'im.<br />
<br />
Cebrail, Kerbela'dan bir avuç toprak aldı,<br />
Toprak kan olunca, o da ölmüş olacaktı,<br />
Ümmü Seleme'ye verilen toprak saklandı,<br />
Râsûlullah sonun görmüş Hüseyin'im.<br />
<br />
Kerbela; Irak'ın Kûfe bölgesindedir,<br />
Oraya "Tasa ve bela yeri" denilmiştir,<br />
Hz. Ali oradan geçerken hüzünlenir,<br />
Hz. Ali de bilir olayı Hüseyin'im.</span></span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Cebrail çıkınında ayva, nar getirince Hüseyin ayvayı kapar, Hasan narı ve inciri kapar, üzüm Mehdi'ye kalır.<br />
<br />
Ve ayva öyle bir meyvadır ki ona "boğaz alığı" denilir. Yani işte o Hz. Hüseyin'in susuz son yutkunuşu ile canını teslim edişi. Hâlbuki ayvanın suyu olmasına rağmen, boğazını alır bazı ayvalar. İşte o, Hüseyin'in susuzluğunu temsil eder. Ve mevsimin ilk ayvası dalından düşünce, demek olur ki o gün Aşura, Hz. Hüseyin'in şehadet şerbetini içtiği gün. Dün bahçedeki ayvamızdan düşmüş iki ayva buldum. Allahu alem dün düşmemiş; bizim dediğimiz Aşura günü Perşembe düşmüşler. Ve ayvanın boğaz alıklığını giderip rahatça yemek için, her dilimin üstüne tuz ekilip de yenir; o zaman boğaz alığı olup yutkunmanızı engellemez inşallah. Bu da bizim formülümüzdür.<br />
<br />
Armut, ayva, nar sonbahar meyveleri; ve yazdan kışa dönüş, ve soğukların başlaması, gecenin uzaması ve erken hava kararmaya başlaması vakti; yani zulümet ve karanlık vakti. Hal böyle olunca dünyanın ömrünün de sonbahar-kış arasına geldik. Ve işte Arap devletlerinde çıkan fitneler, şimdi de Türkiye ve başkentinde bomba patlatılıyor. Ölenlere "innâ lillâh..." Ve hadiste geçen:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ölen niye öldürüldüğünü, öldüren de niçin öldürdüğünü bilmez."</span></span><br />
<br />
Ebu Ümame (ra)'nin naklettiği bir hadiste Rasulullah (sav):<br />
<br />
"Öyle fitneler olacak ki, o zaman kişi mü'min olarak sabahlayıp kâfir olarak akşamlayacaktır. Ancak Allah'ın ilim vermek suretiyle ihya ettikleri müstesna."<br />
<br />
buyurarak bilgili insanların hiçbir zaman fitnenin tuzağına düşmeyeceklerini haber vermiştir.<br />
<br />
Tefrikayı Rasulullah (sav) şöyle ifade eder: "Yahudiler 71 fırkaya, Hristiyanlar 72 fırkaya ayrılacaklardır. Benim ümmetim ise 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan 72'si cehennemde, biri cennettedir. O da cemaat; yani Ümmet-i Necat veyahut Mehdi cemaatidir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis)</span></span><br />
<br />
Çünkü Mehdi aşikâre peygamber olmadığından, onun ümmeti denmez; onun zamanına erişip de ona tabi olanlara, onun sözüne uyanlara "Mehdi cemaati" denilir.<br />
<br />
Bir başka hadislerinde Efendimiz (sav): "Kim cemaatten bir karış ayrılır, sonra da ölürse, cahiliyye ölümüyle ölmüş olur" buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Burada bahsettiğimiz cemaat, Fetocuların cemaati değil tabii.</span></span><br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
"…Sizden kim Deccal'e yetişirse, ona Kehf suresinin ilk ayetlerini okusun. Deccal, Şam ile Irak arasında bir mevkide çıkar. Sağa gider ifsat eder, sola gider ifsat eder. Ey Allah'ın kulları! Sebat edin!"<br />
<br />
Burada Saddam Hüseyin zamanında Irak'da başlayan ilk savaşın, deccalin çıkma alameti olduğudur. Ve fitne Irak'da başlayıp sağa sola gidecek; gitti mi gitti. Ondan kurtulmanın yöntemi Kehf Suresi'nin önemli olan ayeti, 10. ayeti. Orda diyor ki Rabbimiz Kur'an'da Kehf Suresi'nde:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşeden.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Kehf Suresi 10. Ayet</span></span><br />
<br />
Bu ayetin başındaki kelime "fityetü" değil, "fitnetü"dür. Ve ayette buyruluyor ki Kehf ashâbı dediler ki: "Rabbimiz, fitne çıkınca bizi Râşid'in emrine ver" dediler.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimiz buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Ashab-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kitab-ul Burhan)</span></span><br />
<br />
Herkes bu Kehf Suresi 10. ayeti okuyup "Rabbimiz, dünyayı Râşid'in emrine ver" diye dua etmedikçe, ve gelip ona tabi olmadıkça bu fitneler bitmez.<br />
<br />
Peygamberimiz yine buyurdular:<br />
<br />
"Hacer-i Esved'le Makam-ı İbrahim arasında ona (Hz. Mehdi'ye) biat ederler."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Sünen-i Ebu Davud, 5/94; El-Kavlu'l Muhtasa Fi Alamatil Mehdiyyil Müntezar s. 20)</span></span><br />
<br />
Buradaki Hacer, Mekke'deki Hacer değil. Biz birkaç hafta önceki vaazda gezen, yürüyen Hacer'den ve evimizin bulunduğu yerdeki komşumuz Hacer'den bahsettik; takip edenler bilecektir. Öyle Mehdi'yi Mekke'de falan beklemeyin; bu fitnelerde Mehdi Mekke'ye falan gitmez. Ve zaten o hac görevini ifa etti bile; iki kere hac edip sünnetten şaşmak olmaz.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşeden.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbimiz, dünyayı Râşid'in emrine ver.</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Sübhane Rabbike Rabbil izzeti amma yasifun, veselamun alel mürselin, velhamdülillahi rabbil alemine, amiyn.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 29 Eylül 2015 Salı<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Irkçılıkla - Nesepce  Takvaca Üstünlük Farkli Kulvarlardır (19 Ekim 2015 Vaazi)]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44973</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 10:56:41 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44973</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irkçılıkla Nesepçe Üstünlük — Özsoy ve Takvaca Üstünlük Farklı Kulvarlardır</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 19 Ekim 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">21 Muharrem 2015 Pazartesi</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِضِيَاء أَفَلَا تَسْمَعُونَ<br />
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فِيهِ أَفَلَا تُبْصِرُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Kasas Suresi 71-72. Ayetler</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kul e reeytum in cealallâhu aleykumul leyle sermeden ilâ yevmil kıyâmeti men ilâhun gayrullâhi ye'tîkum bi dıyâ', e fe lâ tesme'ûn.<br />
Kul e reeytum in cealallâhu aleykumun nehâre sermeden ilâ yevmil kıyâmeti men ilâhun gayrullâhi ye'tîkum bi leylin teskunûne fîh, e fe lâ tubsırûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
De ki: "Görmediniz mi? Eğer Allah geceyi sizin üzerinizde kıyâmet gününe kadar devamlı kılsaydı, Allah'tan başka size ışığı getirecek İlâh kimdir? Hâlâ işitmeyecek misiniz?<br />
De ki: "Görmediniz mi? Eğer Allah, gündüzü sizin üzerinizde kıyâmete kadar devamlı kılsaydı, Allah'tan başka size, içinde sükûn bulduğunuz (dinlendiğiniz) geceyi getirecek İlâh kimdir? Hâlâ kalp gözünüzle görmeyecek misiniz?"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Kasas Suresi 71-72. Ayetler</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Asabiyet dâvâsına kalkışan (ırkçılık yapan), onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebu Davut, Edeb, 121)</span></span><br />
<br />
"Sizden câhiliyye ayıplarını ve büyüklenmesini gideren Allah'a hamd olsun. Ey insanlar, tüm insanlar iki gruba ayrılırlar. Bir grup iyilik yapan, iyi olan ve kötülükten sakınanlardır ki bunlar Allah nazarında değerli olan kimselerdir. İkinci grup ise günahkâr ve isyankâr olanlardır ki bunlar da Allah nazarında değersiz olanlardır. Yoksa insanların hepsi Adem'in çocuklarıdır; Allah Adem'i de topraktan yaratmıştır."<br />
<br />
"Allah kıyamet günü sizin soyunuzdan-sopunuzdan sormayacaktır. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız kötülüklerden en çok sakınanınızdır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerifler)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa Raufurrahim<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa Afuvvul Kerim<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa Şefikul Halim.<br />
Ve Sallu ala Cemilil enbiyai vel mürselin<br />
Ve Sallu ala Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail<br />
Ve Sallu ala cemi il melaiketül mukarrebun.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
"Hepiniz Adem'in oğullarısınız, Adem de topraktan yaratılmıştır. İnsanlar babaları ve dedeleri ile övünmekten vazgeçsinler. Çünkü onlar Allah nazarında küçük bir karıncadan daha değersizdirler."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizi, Tefsir sure, 49)</span></span><br />
<br />
Hz. Muhammed (s.a.v), kendini şöyle anlatır: "Ben, atam İbrahim'in duası, kardeşim İsa'nın müjdesi ve annem Âmine'nin rüyasıyım."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 4/127-128)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Rabbenâ veb'as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
"Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Bakara Suresi 129</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve iz kâle îsebnu meryeme yâ benî isrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan li mâ beyne yedeyye minet tevrâti ve mubeşşiren bi resûlin ye'tî min bagdîsmuhû ahmed, fe lemmâ câehum bil beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Hani, Meryem oğlu İsa, "Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim" demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince, "Bu, apaçık bir sihirdir" dediler.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Saff Suresi 6</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Yukarıdaki hadisler birbirine zıt bir mânâ taşıyor. Eğer ırkçılık, nesepçilikle aynı olsa, Muhammed "Ben atam İbrahim'in duasıyım" diye övünür mü hiç? Yahut hem "Atam İbrahim" deyip öğünecek, bir de "Irkçılık etmeyin" diyecek; nasıl zıt bir mânâ? Yani öyleyse bunlar farklı şeyler. Çünkü mesela bizim Türkiye bölgesinde elmanın iyisine "Amasya elması" denilir; yine tuzun iyisine "Himalaya tuzu" diyorlar; yani Himalaya tuzu diğer tuzlara on basıyor. Yine kayısının iyisi Malatya kayısısı, karpuz Diyarbakır, yine kavun Kırkağaç, yine portakalın iyisi Washington, kirazın iyisi Napolyon. Yani yer, konum ve lakap; yani soy ve özsoy, ırkçılık değil. Biz "Washington portakal" isteyince portakalın iyisini yemek istiyoruz da, öyleyse insanlar da yerlerine, bölgelerine göre farklı özellikler gösterip, kendi türlerine göre üstün ırklar vardır. Yani ARISOY, DURU soy zinciri; seyyidlik veya şeriflik, yani soyu Muhammed'in Hasan ve Hüseyin koluna dayananlar, yani Özsoy. Yine portakalın, ayvanın, incirin ve kirazın üstün ırkının olması demek, her türün kendi türüne göre üstün olanı demek. Yine soyu İsa'ya dayananlar bir tür; ve onların içinde bozulmuş, karışmış olanların yanında ırkını, soyunu korumuş olanlar, yine o peygamberin ırkının seyyididir. Yine soyu Lût'a dayanan, yine soyu Musa'ya dayanan, yine soyu Harun'a dayanan, veya soyu Yakub'a dayanan gibi... Her tür ve ırk bir peygamberi temsil eder; ve o peygamberin seyyidi olanlar, o ırkın üstünüdürler. Ve mesela Finike portakal yanında Washington portakal en üstünü; yine Antep fıstığı diyoruz, İran fıstığı da var ama Antep fıstığı en kralı, değil mi? Öyleyse soyca, nesepçe üstünlük vardır.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rasûlullah (s.a.v.)'a soruldu:</span></span><br />
<br />
"Kişinin soyunu, sülâlesini (kavmini, ulusunu) sevmesi asabiyet (kavmiyetçilik, ırkçılık) sayılır mı?" Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: "Hayır. Lâkin kişinin kavmine zulümde yardımcı olması asabiyettir, kavmiyetçiliktir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ahmed bin Hanbel)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Rabbiniz de birdir, babanız da birdir. Dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Acem, Acemin de Arab üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Yine kızılın kara üzerine, karanın da kızıl üzerine üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Yalnız takva bakımından biri diğerine üstün olur."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ramuz — İbni Neccar)</span></span><br />
<br />
Buradaki takva demek, Allah'a yakın bilgisi demektir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peki takva, yani yakîn bilgisi nedir deyince:</span></span><br />
<br />
Mesela Tıp okuyup doktor, hemşire veya sağlıkçı olan birisi, Allah'ın Şâfî ismine yakınlık gösterip, ve Allah'ın nasıl şifa verdiğini yakînen bilen kimse olduğundan doktor, mesela çiftçi Mehmet amcadan, bu şifa verme, doktorluk ilmince ondan üstündür. Amaaaa çiftçi Mehmet amca da, Allah'ın bir başka ismi ve sıfatına mazhar olup, o da Allah'ın o ismi olan ekmek biçmek, ve yani mesela buğday, ekmek, domates yetiştirme, veya zeytin aşılama ilminde yakîn bilgisine sahip, ve Allah'ın o ilminden nasip alıp, o ilmini yakînen bilmekte. Ve böylece o da doktor Vedat Bey'den, o konuda daha bilgili, ve ondan o konuda üstündür.<br />
<br />
Ve "her telden çakmak", her iş elinden gelen birisi olmak demek, Mehdi ahlakı, demiştik. Ve onun böyle her ilimden biraz biraz çakması, bilmesi demek, çok fazla yakîn bilgisine sahip olduğunu gösterir. Ve:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ali'nin dediği:</span></span><br />
<br />
"Damdan düşenin hâlini, damdan düşen bilir." sözü bunun açıklamasını anlatmış oluyor.<br />
<br />
Bu söz kimindir? Bizler Nasreddin'den duyduk diye biliriz; hâlbuki Hz. Ali'nin sözü.<br />
<br />
Peki ne mânâda anlatıyor deyince: Mehdi'nin insanlığa hidayet edici olarak, Allah'ın <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"El-Hâdî"</span></span> ismine de mazhar bir üstünlük ile gönderilme sebebi gereği, her tür insanı kurtuluşa erdirebilmek için, her tür insanın mâhiri olduğu yakîn bilgisinden bilmeli ki, o ırk ve türü, o konuda yaptığı yanlışlardan kurtarıp, hidayete ve doğru yola ulaştırabilsin. O yüzden işte marangozun hâlinden marangoz anlar, doktorun hâlinden doktor; ve yine <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">damdan düşenin hâlinden de damdan düşen anlar</span></span> yani.<br />
<br />
Ve böyle insanlardan birisi de Ege'mizin incisi Cevat Akşit Hoca Efendi. Hem hoca, hem vaiz, hem avukat, hem yazar, hem hukukçu, hem araştırmacı... Daha fazlaları vardır belki ama ben bu kadarını biliyorum. Yani "bir koltukta dokuz karpuz taşıyanlara" gıpta edip özenmişimdir hep. Yani yakîn bilgisi bazı insanlara göre daha fazla olan insanlar; yani iki üniversite bitirenler, hatta bazıları üç bitiriyor. İşte takva üstünlüğü, işte okuduğun, öğrendiğin ilme göre, sen Allah'ın hangi isminde mâhir oldunsa, o hususta diğerlerine göre takvaca, yakîn ilmince üstünsün. Ama onlarda da başka bir yakîn bilgisi olup, onlar da sana göre üstünlük gösterir. Ve böyle olunca sonuç olarak:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kul hel yestevîllezîne ya'lemûne vellezîne lâ ya'lemûn, innemâ yetezekkeru ulûl elbâb.</span><br />
<br />
De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Muhakkak ki bizim bundan kastımız, burada andığımız, zikrettiğimiz kimseler, işinin elbabı veya işinin erbabı olan kimselerdir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Zümer Suresi 9</span></span><br />
<br />
Ve hal böyle olunca, hayatını sadece bir sepet örmeye adamış bir adam veya insan, eğer o sepet işi bitiverirse, sudan çıkmış balığa döner, ve mesleksiz kalıp aç kalır. O yüzden ey Mehdi cemaati, Mehdi'nin ahlakı ile ahlaklanın, ve her ilimden biraz biraz öğrenin, ve yakîn bilginizi artırınız. Ve böylece rızkınızı kazanmak hususunda "biri olmazsa biri olur" deyiniz. Ve "her ilim Allah'tandır" deyin, ve Allah'ın bir ismine mazhardır. Ve sen hangi ismine mazharsın, yaptığın mesleği derinine, ve basiretinle bir incele bak, tefekkür et ve öğren.<br />
<br />
Ve bu ilmi sadece kendinin öğrenip yapman yetmez; ve o ilimin geleceğe taşınması için, o nuru ve ışığı ve yakîn bilgini birilerine de öğret ki, o ilim senin daha da ileri varabilsin. Mesela Cevat Hoca Muhammed'in nuruna yakın oldu ve Muhammed'in nurunu bir ileri taşıdı; ve Allah'ın yakîn bilgileri ile bilgilendirdi. Ve senin veya O'nun bu nuru, ışığı yayması demek, onun ilmini, vaazları ile başkalarına aktarması demek; yine hukuk konusundaki araştırmaları, kitapları... Yine o, Allah'ın <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"El-Hakîm"</span></span> yakîn bilgisini bir ileri taşımak demek. Ve aynen eski 19 Mayıs ve 29 Ekim törenlerinde, öğrencilerin birbirinin üstüne çıkarak yaptıkları insan kulesi gibi, bilgiyi bir üste taşımak. Ve dünya gibi, Jüpiter gibi herkes olabilir ama sen güneş ve yıldız olmasını öğren, ve sen kaynak ol, ve nurunu, ziyanı başkalarına yansıt.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Veda Hutbesinde Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Benim bu tebliğ ettiklerimi, beni görenler (şâhid olanlar), burda olanlar, burada olmayıp görmeyenlere tebliğ etsin, duyursun. Olabilir ki burada bulunan kimse, bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve yine buyurdu ki:</span></span><br />
<br />
"Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (nesep) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün Müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tövbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(İbn Hîşâm, IV/253; ayrıca bk. Veda Hutbesi)</span></span><br />
<br />
Bu sözün esası nesebini inkâr etmektir. Yani bir kişi babasını inkâr edip başka birisinin çocuğu olduğunu iddia edemez. Bu nedenle bu, ırkçılıkla değil, nesebin kime ait olduğuyla ilgilidir.<br />
<br />
Ve Muhammed'in "Ben atam İbrahim'in duasıyım" demesi, ve bunun Kur'an'da geçiyor olması, gösteriyor ki nesepçe üstünlük vardır; yani özsoy vardır. Ve özsoy ta Hz. Adem'in Habil'ine, ve bozuksoy da Kabil'ine dayanan iki soy: Özsoy veya bozuksoy; Habil soyu veya Kabil soyu. Beyazlar veya siyahlar, geceler veya gündüzler, aydınlık veya karanlık, bahar ve yaz veya kış ve sonbahar. Ve baştaki ayet:<br />
<br />
De ki: "Görmediniz mi? Eğer Allah geceyi sizin üzerinizde kıyâmet gününe kadar devamlı kılsaydı, Allah'tan başka size ışığı getirecek İlâh kimdir? Hâlâ işitmeyecek misiniz?<br />
De ki: "Görmediniz mi? Eğer Allah, gündüzü sizin üzerinizde kıyâmete kadar devamlı kılsaydı, Allah'tan başka size, içinde sükûn bulduğunuz (dinlendiğiniz) geceyi getirecek İlâh kimdir? Hâlâ kalp gözünüzle görmeyecek misiniz?"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Kasas Suresi 71-72. Ayetler</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Teyelli dikiş yapıp vaazı vaaza bağlarsak, bunun için biraz geri gidip alttan alırsak: Yani geçenki vaazda Kâbe'de insan öldürdüler, "Artık Kâbe'ye de gitcek zaman kalmadı, deccal fitnesi orayı da kapladı" demiştik sesli vaazımızda.<br />
<br />
İşte yakînen bilmek hususunda aşırı gidenler atomu parçaladılar; yani onu delip içine girdiler. Hâlbuki onun bir zarı vardı, içine almıyordu; ve onun hangi madde olduğunu, kimlik bilgisini tanıtıyordu o atom denen kısım. Ama ona tecavüz ettiler. Ve atom, maddenin en küçük denilen yeriydi; ve orası güvenli bölgeydi. Ve kâinatta da Kâbe, kâinatın çekirdeğini temsil eder. Ve eğer atoma tecavüz edildiyse, o zaman demek olur ki, Hacca gidince, Harem bölgesine gelince ihram giyilir, ve ot bile koparılmayıp incitilmez; ve orası "emin" denilen bölgedir diye geçiyordu. Eğer emin bölgede tecavüz ve insan öldürülür oluyorsa, yani atomun çekirdeğine tecavüz olduysa, kâinatta emin veya eman bölgesi kalkmıştır; dünyadan eman kalkmıştır; ve artık "emin" diye bir bölge yoktur. O yüzden bu fitne vaktinde evinde durmayı bize tavsiye etti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşeden.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Bu ayetin başındaki kelime "fityetü" değil, "fitnetü"dür. Ve ayette buyruluyor ki Kehf ashâbı dediler ki: "Rabbimiz, fitne çıkınca, katından bir rahmet olan ve bizi yeniden canlandıracak olan Râşid'in emrine ver" dediler.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Kehf Suresi 10. Ayet</span></span><br />
<br />
Ve buradaki "Fityetü" kelimesinin yanlış olduğunu ve bunun "fitnetü" kelimesi olduğunu geçen haftaki sesli vaazda bahsettik. Ve buna delil, Mustafa İslamoğlu Hoca'dan duyduğum bir hadis var; internete yazdım ama bulamadım. Kaynak: Mustafa Hoca. Ya Arapça gramatiği öyle, yahut hadiste böyle vârid olmuş. İsteyen, kafasına takılan kimse gitsin bu hadisi Mustafa Hoca'ya sorsun. Hadis şudur:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Okurken bilemediğiniz harf olursa, y harfi koyup da okuyun."</span></span><br />
<br />
Ve böyle olunca burdaki "ftyetü"deki ye harfi, o ye, nun harfinin yerine konulmuş ye harfidir. Delilimiz budur. Allah rızası için o hadisi birileri Google Amca'ya eklesin, arayınca bulalım inşallah.<br />
<br />
Ebu Ümeyye eş-Şa'bânî anlatıyor: "Ey Ebu Sa'lebe, dedim, şu ayet hakkında ne dersin?" (Mealen): "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça sapıtmış olanlar size zarar vermez..." (Maide 105).<br />
<br />
Bana şu cevabı verdi:<br />
<br />
"Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a sormuştum. Demişti ki:<br />
<br />
'Ma'rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahede edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zîra (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.'"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizî, Tefsir, Mâide, (3060); İbnu Mace, Fiten 21, (4014).]</span></span><br />
<br />
Ve bu hadis gösteriyor ki: Bizler Allahü Teâlâ'nın 99 güzel esmasını biliriz; ve en son ikisi Râşid ve Sabur'dur. Yani bu hadis sonunda "sizi sabır bekliyor" demesi, ve Asr Suresi'nde sabrı tavsiye edenlerin kurtuluşta olduğundan bahsetmesi ile anlıyoruz ki, biz Allah'ın Râşid isimli kullarından biriyiz. Ve o ayette "Fitneler çıkınca bizi Râşid'in emrine ver" demek, daha zamanın Râşid'in elinde olduğu zaman demek. Ve biz gidince göreve Sabur veya Sabır girecek; ve çetin günler insanlığı bekliyor. Yani sondan bir önceki zaman, kıyametten hemen öncesi. Ve bu fitnelerden kurtulmanın tek çaresi, sondan önceki Allah ismiyle mazhar olan, ve yakîn bilgisine sahip olan Râşid'in emrine girmek. Ve bunun için Kehf Suresi 10. ayeti herkesin okuyup onun emrine girmeyi dilemesi lazımdır.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
İnsanlar grup grup, fırka fırka; ve herkesin bakış açısı farklı. Senin penceren nereye açılıyor, ne tarafa bakıyor? Ve nefsin halleri olan nefs-i Râziye'de öğrenilmesi gerekenin, hayatın tek şıklı olmadığını, ve başka seçeneklerin de olduğunu öğrenmek gerektiğini; ve şeytan aleyhillâneye bile bunun öğretilip, onun maddesi olan demirin Hz. Davud tarafından ısıtılması, o eğilmezin, bükülmezin, secde etmeyeceğini söyleyen şeytanın da ısıtılıp eğilip bükülerek başka seçeneklerin de olduğu öğretildiğini yazdık, söyledik. Ve sen şeytandan daha gafil olmak istemiyorsan, hayata herkesin senin baktığın yerden bakmaya mecbur olmadığını, ve bunun için Rabbimizin dünyayı, ayı, güneşi tür ettirip döndürdüğünü, ve dünyanın bir saat önce baktığı yere bir saat sonra bakmadığını bilmek lazım geldiğini, ve yine bir kararda saplanıp kalmamak gerektiğini öğrenmesi lazım bu insanların. Ve yine bir misal ile bir kavanoz çikolata alsan: Ben ona kahvaltılık diye bakarım; al, gel bir de o çikolatayı icat eden adama, o mucit gözüyle bakar; satan fabrikanın sahibini düşün, o dolar görerek bakar: "10 kavanoz 50 € ederse, 100 kavanoz 500 eder; ben nasıl bin kavanoz satıp zengin olurum?" falan filan. Veya getir bir biyokimyacıyı, o baksın; o ne görür? Yağ, protein, B vitamini, bilmem ne vitamini diye görür ve bakar. Yine onu eken çiftçi: "Bu sene on çuval kakao hasat ettim" falan filan. Yine bir çocuk da: "Çok tatlı bir mama" diye bakar. Yani herkesin bir çikolataya bile bakış açısı bu kadar farklı iken, nasıl oluyor da herkes aynı şekilde düşünüyor, anlamıyorum ben zaten. Herkes bu kadar mı aynı? Herkes aynı mı olmak zorunda? Bir dinci onlar mı var? Namaz kılıyorsa kendine, zekât veriyorsa kendine; sanane onun namazından, abdestinden, gafil Müslüman?<br />
<br />
Ne herkes öyle çikolataya kahvaltılık gözüyle bakacak, ne mikrobiyoloji gözüyle bakacak, ne de €, &#36; gözüyle bakacak. Bütüne bakan hepsini görür zaten.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Vücutta binlerce hücre var; her biri bir şeyler istiyor. Ve beyin her hücrenin isteğini duyup, ona uygun ve gerekli miktardaki şeker, yağ, oksijen, su, her neyse ona gönderilmesini askerine emreder, ve bunun yapılmasını sağlar. Sen ise bunların 100 tanesinin sesini, isteğini her vakit aynı anda duysan çıldırırsın; ve öyle bir kavga kopar ki, gürültü kopar ki, sesleri ayırt etmen bile zorlaşır. İyi ki onları duymuyoruz, değil mi? Öyleyse bir beyin bunları ayrı ayrı ayırt edebiliyorsa, sen düşün bütün insanların, hayvanların, bitkilerin, elementlerin, diğer yaratıkların her birinin sesini, duasını, isteğini duyup, onlara gerekli cevabı ve isteğini verip ulaştıran Allah'ın kudretini ve azametini.<br />
<br />
Ve buna mesela hani okullarda rehberlik dersi, boş ders gibiydi bizim zamanımızda; ve o derste öğretmen öğrencileri rahat bırakınca, her öğrenci grubu, iki sıra veya tek sıradaki iki üç kişi, kendi aralarında konuşur, anlaşır, söyleşirler. Ama öğretmen hepsinin üstünde tek baş; ve o hepimizin gürültüsünü duyandır. Ve bu serbestlik ile bir uğultu kopardı; sonra bu uğultu yükselince öğretmen bağırır: "Susun!" Ve sonra tek ses, tek baş, öğretmenin sesi; ve sessizlik. Tek olan, Vahid olan Allah işte Ahmet'in sesini duyar; o bağında armut isterken, ona güneş doğdurup yağmur yağdırıp armut verdiği gibi, Fatma teyzenin kızı da evinde canı armut çekince, işte Allah o Ahmet amca olup Fatma teyzenin kızına armut yedirir. Yine Mehmet'in işini Ahmet'le, Ahmet'inkini Murat'la, Murat'ınkini Türkan'la gideriverir. Ve Allah tektir, Vahid'dir; hepsini duyar, bilir. Ama o yeryüzündeki halifeleri ile birini birine veli eyler; onun işlerini üstlenecek veli eyler. Ve Allah dostları, veliler de bu ümmetin irşad yükünü yüklenenlerdir; onları olgunlaştırmak, kâmil etme işini yüklenenlerdir.<br />
<br />
Ve onlar için <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Muhammed buyurdu:</span></span><br />
<br />
"Ümmetimden kıyamete kadar hak üzere devam eden bir taife bulunacaktır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Müslim, iman 247)</span></span><br />
<br />
Bu yüzden herkesin istidatı farklı, nesebi farklı, ırkı farklı; ve üstünlük yakîn bilgisindedir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Muhammed buyurdu:</span></span><br />
<br />
"Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin tutmayınız, birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz, birbirinize sırtlarınızı dönmeyiniz, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Allah'ın kulları, kardeşler olunuz."<br />
<br />
"Sizden önceki toplumların derdi size de bulaştı: Haset ve kin. Kin beslemek kökten kazıyan şeydir. Allah'a yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız. Size birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın."<br />
<br />
Allah'a imandan sonra aklın başı, insanları sevmektir.<br />
<br />
"Birbirinize buğzetmeyiniz, yekdiğerinizi kıskanmayınız, birbirinize arka çevirip alakanızı kesmeyiniz; ey Allah'ın kulları, hepiniz kardeş olunuz!"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerifler)</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---OoO---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bazı gafil hocalar ve gafil bilim adamları, bizim söylediklerimizin aksini ispat edeceğiz diye uğraşıyor, ve bize karşı, fiillerimize, sözlerimize karşı kötü nazar ediyorlar. Ve onlardan:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Mâ şâallâhü lâ kuvvete illâ billâh"</span></span><br />
<br />
ile Allah'a sığınıyorum. Ve bunlar bizim hocalığımızı araştırmak için Başağaç'a, Afyon'a gidip bizi araştırır olmuşlar: "Bu kimdir, neyin nesidir, aslı, faslı, soyu âlim birisi midir?" diye.<br />
<br />
Soyumuz özsoy; yani Hasan, Hüseyin'e bağlı soy. Ama anneme bakıp da, annemden benim âlim olup olmadığımı anlamaya çalışmak tam gafilliktir ki, bizden önceki büyük örnek Hz. İbrahim varken, sen nasıl İbrahim'in babası Azer'e bakıp da "Bunun oğlu İbrahim peygamber olabilir" dersin? Hâlbuki Azer, Nemrut'un askeri; İbrahim'i öldürmeye çalışan, kendini tanrı sanan Nemrut'un memuru olan bir adam. Ona bakıp da İbrahim bilinmez, gafil insanlar. Öyleyse bizi de annemize bakıp, babamıza bakıp da bilemezsiniz. Üstünlük takvada, yani yakîn bilgisindedir. Kim daha çok yakîn bilgisine sahip, onunla alakalı.<br />
<br />
Rabbim, bu ahirzamanda ümmetin ahiri olan Mehdi ve cemaatine kardeşler olmayı nasip eylesin.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 19 Ekim 2015 Pazartesi<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irkçılıkla Nesepçe Üstünlük — Özsoy ve Takvaca Üstünlük Farklı Kulvarlardır</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 19 Ekim 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">21 Muharrem 2015 Pazartesi</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِضِيَاء أَفَلَا تَسْمَعُونَ<br />
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فِيهِ أَفَلَا تُبْصِرُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Kasas Suresi 71-72. Ayetler</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kul e reeytum in cealallâhu aleykumul leyle sermeden ilâ yevmil kıyâmeti men ilâhun gayrullâhi ye'tîkum bi dıyâ', e fe lâ tesme'ûn.<br />
Kul e reeytum in cealallâhu aleykumun nehâre sermeden ilâ yevmil kıyâmeti men ilâhun gayrullâhi ye'tîkum bi leylin teskunûne fîh, e fe lâ tubsırûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
De ki: "Görmediniz mi? Eğer Allah geceyi sizin üzerinizde kıyâmet gününe kadar devamlı kılsaydı, Allah'tan başka size ışığı getirecek İlâh kimdir? Hâlâ işitmeyecek misiniz?<br />
De ki: "Görmediniz mi? Eğer Allah, gündüzü sizin üzerinizde kıyâmete kadar devamlı kılsaydı, Allah'tan başka size, içinde sükûn bulduğunuz (dinlendiğiniz) geceyi getirecek İlâh kimdir? Hâlâ kalp gözünüzle görmeyecek misiniz?"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Kasas Suresi 71-72. Ayetler</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Asabiyet dâvâsına kalkışan (ırkçılık yapan), onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebu Davut, Edeb, 121)</span></span><br />
<br />
"Sizden câhiliyye ayıplarını ve büyüklenmesini gideren Allah'a hamd olsun. Ey insanlar, tüm insanlar iki gruba ayrılırlar. Bir grup iyilik yapan, iyi olan ve kötülükten sakınanlardır ki bunlar Allah nazarında değerli olan kimselerdir. İkinci grup ise günahkâr ve isyankâr olanlardır ki bunlar da Allah nazarında değersiz olanlardır. Yoksa insanların hepsi Adem'in çocuklarıdır; Allah Adem'i de topraktan yaratmıştır."<br />
<br />
"Allah kıyamet günü sizin soyunuzdan-sopunuzdan sormayacaktır. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız kötülüklerden en çok sakınanınızdır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerifler)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa Raufurrahim<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa Afuvvul Kerim<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa Şefikul Halim.<br />
Ve Sallu ala Cemilil enbiyai vel mürselin<br />
Ve Sallu ala Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail<br />
Ve Sallu ala cemi il melaiketül mukarrebun.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
"Hepiniz Adem'in oğullarısınız, Adem de topraktan yaratılmıştır. İnsanlar babaları ve dedeleri ile övünmekten vazgeçsinler. Çünkü onlar Allah nazarında küçük bir karıncadan daha değersizdirler."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tirmizi, Tefsir sure, 49)</span></span><br />
<br />
Hz. Muhammed (s.a.v), kendini şöyle anlatır: "Ben, atam İbrahim'in duası, kardeşim İsa'nın müjdesi ve annem Âmine'nin rüyasıyım."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 4/127-128)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Rabbenâ veb'as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
"Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Bakara Suresi 129</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve iz kâle îsebnu meryeme yâ benî isrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan li mâ beyne yedeyye minet tevrâti ve mubeşşiren bi resûlin ye'tî min bagdîsmuhû ahmed, fe lemmâ câehum bil beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Hani, Meryem oğlu İsa, "Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim" demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince, "Bu, apaçık bir sihirdir" dediler.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Saff Suresi 6</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Yukarıdaki hadisler birbirine zıt bir mânâ taşıyor. Eğer ırkçılık, nesepçilikle aynı olsa, Muhammed "Ben atam İbrahim'in duasıyım" diye övünür mü hiç? Yahut hem "Atam İbrahim" deyip öğünecek, bir de "Irkçılık etmeyin" diyecek; nasıl zıt bir mânâ? Yani öyleyse bunlar farklı şeyler. Çünkü mesela bizim Türkiye bölgesinde elmanın iyisine "Amasya elması" denilir; yine tuzun iyisine "Himalaya tuzu" diyorlar; yani Himalaya tuzu diğer tuzlara on basıyor. Yine kayısının iyisi Malatya kayısısı, karpuz Diyarbakır, yine kavun Kırkağaç, yine portakalın iyisi Washington, kirazın iyisi Napolyon. Yani yer, konum ve lakap; yani soy ve özsoy, ırkçılık değil. Biz "Washington portakal" isteyince portakalın iyisini yemek istiyoruz da, öyleyse insanlar da yerlerine, bölgelerine göre farklı özellikler gösterip, kendi türlerine göre üstün ırklar vardır. Yani ARISOY, DURU soy zinciri; seyyidlik veya şeriflik, yani soyu Muhammed'in Hasan ve Hüseyin koluna dayananlar, yani Özsoy. Yine portakalın, ayvanın, incirin ve kirazın üstün ırkının olması demek, her türün kendi türüne göre üstün olanı demek. Yine soyu İsa'ya dayananlar bir tür; ve onların içinde bozulmuş, karışmış olanların yanında ırkını, soyunu korumuş olanlar, yine o peygamberin ırkının seyyididir. Yine soyu Lût'a dayanan, yine soyu Musa'ya dayanan, yine soyu Harun'a dayanan, veya soyu Yakub'a dayanan gibi... Her tür ve ırk bir peygamberi temsil eder; ve o peygamberin seyyidi olanlar, o ırkın üstünüdürler. Ve mesela Finike portakal yanında Washington portakal en üstünü; yine Antep fıstığı diyoruz, İran fıstığı da var ama Antep fıstığı en kralı, değil mi? Öyleyse soyca, nesepçe üstünlük vardır.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rasûlullah (s.a.v.)'a soruldu:</span></span><br />
<br />
"Kişinin soyunu, sülâlesini (kavmini, ulusunu) sevmesi asabiyet (kavmiyetçilik, ırkçılık) sayılır mı?" Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: "Hayır. Lâkin kişinin kavmine zulümde yardımcı olması asabiyettir, kavmiyetçiliktir."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ahmed bin Hanbel)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Rabbiniz de birdir, babanız da birdir. Dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Acem, Acemin de Arab üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Yine kızılın kara üzerine, karanın da kızıl üzerine üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Yalnız takva bakımından biri diğerine üstün olur."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ramuz — İbni Neccar)</span></span><br />
<br />
Buradaki takva demek, Allah'a yakın bilgisi demektir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peki takva, yani yakîn bilgisi nedir deyince:</span></span><br />
<br />
Mesela Tıp okuyup doktor, hemşire veya sağlıkçı olan birisi, Allah'ın Şâfî ismine yakınlık gösterip, ve Allah'ın nasıl şifa verdiğini yakînen bilen kimse olduğundan doktor, mesela çiftçi Mehmet amcadan, bu şifa verme, doktorluk ilmince ondan üstündür. Amaaaa çiftçi Mehmet amca da, Allah'ın bir başka ismi ve sıfatına mazhar olup, o da Allah'ın o ismi olan ekmek biçmek, ve yani mesela buğday, ekmek, domates yetiştirme, veya zeytin aşılama ilminde yakîn bilgisine sahip, ve Allah'ın o ilminden nasip alıp, o ilmini yakînen bilmekte. Ve böylece o da doktor Vedat Bey'den, o konuda daha bilgili, ve ondan o konuda üstündür.<br />
<br />
Ve "her telden çakmak", her iş elinden gelen birisi olmak demek, Mehdi ahlakı, demiştik. Ve onun böyle her ilimden biraz biraz çakması, bilmesi demek, çok fazla yakîn bilgisine sahip olduğunu gösterir. Ve:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ali'nin dediği:</span></span><br />
<br />
"Damdan düşenin hâlini, damdan düşen bilir." sözü bunun açıklamasını anlatmış oluyor.<br />
<br />
Bu söz kimindir? Bizler Nasreddin'den duyduk diye biliriz; hâlbuki Hz. Ali'nin sözü.<br />
<br />
Peki ne mânâda anlatıyor deyince: Mehdi'nin insanlığa hidayet edici olarak, Allah'ın <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"El-Hâdî"</span></span> ismine de mazhar bir üstünlük ile gönderilme sebebi gereği, her tür insanı kurtuluşa erdirebilmek için, her tür insanın mâhiri olduğu yakîn bilgisinden bilmeli ki, o ırk ve türü, o konuda yaptığı yanlışlardan kurtarıp, hidayete ve doğru yola ulaştırabilsin. O yüzden işte marangozun hâlinden marangoz anlar, doktorun hâlinden doktor; ve yine <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">damdan düşenin hâlinden de damdan düşen anlar</span></span> yani.<br />
<br />
Ve böyle insanlardan birisi de Ege'mizin incisi Cevat Akşit Hoca Efendi. Hem hoca, hem vaiz, hem avukat, hem yazar, hem hukukçu, hem araştırmacı... Daha fazlaları vardır belki ama ben bu kadarını biliyorum. Yani "bir koltukta dokuz karpuz taşıyanlara" gıpta edip özenmişimdir hep. Yani yakîn bilgisi bazı insanlara göre daha fazla olan insanlar; yani iki üniversite bitirenler, hatta bazıları üç bitiriyor. İşte takva üstünlüğü, işte okuduğun, öğrendiğin ilme göre, sen Allah'ın hangi isminde mâhir oldunsa, o hususta diğerlerine göre takvaca, yakîn ilmince üstünsün. Ama onlarda da başka bir yakîn bilgisi olup, onlar da sana göre üstünlük gösterir. Ve böyle olunca sonuç olarak:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kul hel yestevîllezîne ya'lemûne vellezîne lâ ya'lemûn, innemâ yetezekkeru ulûl elbâb.</span><br />
<br />
De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Muhakkak ki bizim bundan kastımız, burada andığımız, zikrettiğimiz kimseler, işinin elbabı veya işinin erbabı olan kimselerdir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Zümer Suresi 9</span></span><br />
<br />
Ve hal böyle olunca, hayatını sadece bir sepet örmeye adamış bir adam veya insan, eğer o sepet işi bitiverirse, sudan çıkmış balığa döner, ve mesleksiz kalıp aç kalır. O yüzden ey Mehdi cemaati, Mehdi'nin ahlakı ile ahlaklanın, ve her ilimden biraz biraz öğrenin, ve yakîn bilginizi artırınız. Ve böylece rızkınızı kazanmak hususunda "biri olmazsa biri olur" deyiniz. Ve "her ilim Allah'tandır" deyin, ve Allah'ın bir ismine mazhardır. Ve sen hangi ismine mazharsın, yaptığın mesleği derinine, ve basiretinle bir incele bak, tefekkür et ve öğren.<br />
<br />
Ve bu ilmi sadece kendinin öğrenip yapman yetmez; ve o ilimin geleceğe taşınması için, o nuru ve ışığı ve yakîn bilgini birilerine de öğret ki, o ilim senin daha da ileri varabilsin. Mesela Cevat Hoca Muhammed'in nuruna yakın oldu ve Muhammed'in nurunu bir ileri taşıdı; ve Allah'ın yakîn bilgileri ile bilgilendirdi. Ve senin veya O'nun bu nuru, ışığı yayması demek, onun ilmini, vaazları ile başkalarına aktarması demek; yine hukuk konusundaki araştırmaları, kitapları... Yine o, Allah'ın <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"El-Hakîm"</span></span> yakîn bilgisini bir ileri taşımak demek. Ve aynen eski 19 Mayıs ve 29 Ekim törenlerinde, öğrencilerin birbirinin üstüne çıkarak yaptıkları insan kulesi gibi, bilgiyi bir üste taşımak. Ve dünya gibi, Jüpiter gibi herkes olabilir ama sen güneş ve yıldız olmasını öğren, ve sen kaynak ol, ve nurunu, ziyanı başkalarına yansıt.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Veda Hutbesinde Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Benim bu tebliğ ettiklerimi, beni görenler (şâhid olanlar), burda olanlar, burada olmayıp görmeyenlere tebliğ etsin, duyursun. Olabilir ki burada bulunan kimse, bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ve yine buyurdu ki:</span></span><br />
<br />
"Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (nesep) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün Müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tövbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(İbn Hîşâm, IV/253; ayrıca bk. Veda Hutbesi)</span></span><br />
<br />
Bu sözün esası nesebini inkâr etmektir. Yani bir kişi babasını inkâr edip başka birisinin çocuğu olduğunu iddia edemez. Bu nedenle bu, ırkçılıkla değil, nesebin kime ait olduğuyla ilgilidir.<br />
<br />
Ve Muhammed'in "Ben atam İbrahim'in duasıyım" demesi, ve bunun Kur'an'da geçiyor olması, gösteriyor ki nesepçe üstünlük vardır; yani özsoy vardır. Ve özsoy ta Hz. Adem'in Habil'ine, ve bozuksoy da Kabil'ine dayanan iki soy: Özsoy veya bozuksoy; Habil soyu veya Kabil soyu. Beyazlar veya siyahlar, geceler veya gündüzler, aydınlık veya karanlık, bahar ve yaz veya kış ve sonbahar. Ve baştaki ayet:<br />
<br />
De ki: "Görmediniz mi? Eğer Allah geceyi sizin üzerinizde kıyâmet gününe kadar devamlı kılsaydı, Allah'tan başka size ışığı getirecek İlâh kimdir? Hâlâ işitmeyecek misiniz?<br />
De ki: "Görmediniz mi? Eğer Allah, gündüzü sizin üzerinizde kıyâmete kadar devamlı kılsaydı, Allah'tan başka size, içinde sükûn bulduğunuz (dinlendiğiniz) geceyi getirecek İlâh kimdir? Hâlâ kalp gözünüzle görmeyecek misiniz?"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Kasas Suresi 71-72. Ayetler</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Teyelli dikiş yapıp vaazı vaaza bağlarsak, bunun için biraz geri gidip alttan alırsak: Yani geçenki vaazda Kâbe'de insan öldürdüler, "Artık Kâbe'ye de gitcek zaman kalmadı, deccal fitnesi orayı da kapladı" demiştik sesli vaazımızda.<br />
<br />
İşte yakînen bilmek hususunda aşırı gidenler atomu parçaladılar; yani onu delip içine girdiler. Hâlbuki onun bir zarı vardı, içine almıyordu; ve onun hangi madde olduğunu, kimlik bilgisini tanıtıyordu o atom denen kısım. Ama ona tecavüz ettiler. Ve atom, maddenin en küçük denilen yeriydi; ve orası güvenli bölgeydi. Ve kâinatta da Kâbe, kâinatın çekirdeğini temsil eder. Ve eğer atoma tecavüz edildiyse, o zaman demek olur ki, Hacca gidince, Harem bölgesine gelince ihram giyilir, ve ot bile koparılmayıp incitilmez; ve orası "emin" denilen bölgedir diye geçiyordu. Eğer emin bölgede tecavüz ve insan öldürülür oluyorsa, yani atomun çekirdeğine tecavüz olduysa, kâinatta emin veya eman bölgesi kalkmıştır; dünyadan eman kalkmıştır; ve artık "emin" diye bir bölge yoktur. O yüzden bu fitne vaktinde evinde durmayı bize tavsiye etti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşeden.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Bu ayetin başındaki kelime "fityetü" değil, "fitnetü"dür. Ve ayette buyruluyor ki Kehf ashâbı dediler ki: "Rabbimiz, fitne çıkınca, katından bir rahmet olan ve bizi yeniden canlandıracak olan Râşid'in emrine ver" dediler.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Kehf Suresi 10. Ayet</span></span><br />
<br />
Ve buradaki "Fityetü" kelimesinin yanlış olduğunu ve bunun "fitnetü" kelimesi olduğunu geçen haftaki sesli vaazda bahsettik. Ve buna delil, Mustafa İslamoğlu Hoca'dan duyduğum bir hadis var; internete yazdım ama bulamadım. Kaynak: Mustafa Hoca. Ya Arapça gramatiği öyle, yahut hadiste böyle vârid olmuş. İsteyen, kafasına takılan kimse gitsin bu hadisi Mustafa Hoca'ya sorsun. Hadis şudur:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Okurken bilemediğiniz harf olursa, y harfi koyup da okuyun."</span></span><br />
<br />
Ve böyle olunca burdaki "ftyetü"deki ye harfi, o ye, nun harfinin yerine konulmuş ye harfidir. Delilimiz budur. Allah rızası için o hadisi birileri Google Amca'ya eklesin, arayınca bulalım inşallah.<br />
<br />
Ebu Ümeyye eş-Şa'bânî anlatıyor: "Ey Ebu Sa'lebe, dedim, şu ayet hakkında ne dersin?" (Mealen): "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça sapıtmış olanlar size zarar vermez..." (Maide 105).<br />
<br />
Bana şu cevabı verdi:<br />
<br />
"Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a sormuştum. Demişti ki:<br />
<br />
'Ma'rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahede edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zîra (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.'"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">[Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizî, Tefsir, Mâide, (3060); İbnu Mace, Fiten 21, (4014).]</span></span><br />
<br />
Ve bu hadis gösteriyor ki: Bizler Allahü Teâlâ'nın 99 güzel esmasını biliriz; ve en son ikisi Râşid ve Sabur'dur. Yani bu hadis sonunda "sizi sabır bekliyor" demesi, ve Asr Suresi'nde sabrı tavsiye edenlerin kurtuluşta olduğundan bahsetmesi ile anlıyoruz ki, biz Allah'ın Râşid isimli kullarından biriyiz. Ve o ayette "Fitneler çıkınca bizi Râşid'in emrine ver" demek, daha zamanın Râşid'in elinde olduğu zaman demek. Ve biz gidince göreve Sabur veya Sabır girecek; ve çetin günler insanlığı bekliyor. Yani sondan bir önceki zaman, kıyametten hemen öncesi. Ve bu fitnelerden kurtulmanın tek çaresi, sondan önceki Allah ismiyle mazhar olan, ve yakîn bilgisine sahip olan Râşid'in emrine girmek. Ve bunun için Kehf Suresi 10. ayeti herkesin okuyup onun emrine girmeyi dilemesi lazımdır.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
İnsanlar grup grup, fırka fırka; ve herkesin bakış açısı farklı. Senin penceren nereye açılıyor, ne tarafa bakıyor? Ve nefsin halleri olan nefs-i Râziye'de öğrenilmesi gerekenin, hayatın tek şıklı olmadığını, ve başka seçeneklerin de olduğunu öğrenmek gerektiğini; ve şeytan aleyhillâneye bile bunun öğretilip, onun maddesi olan demirin Hz. Davud tarafından ısıtılması, o eğilmezin, bükülmezin, secde etmeyeceğini söyleyen şeytanın da ısıtılıp eğilip bükülerek başka seçeneklerin de olduğu öğretildiğini yazdık, söyledik. Ve sen şeytandan daha gafil olmak istemiyorsan, hayata herkesin senin baktığın yerden bakmaya mecbur olmadığını, ve bunun için Rabbimizin dünyayı, ayı, güneşi tür ettirip döndürdüğünü, ve dünyanın bir saat önce baktığı yere bir saat sonra bakmadığını bilmek lazım geldiğini, ve yine bir kararda saplanıp kalmamak gerektiğini öğrenmesi lazım bu insanların. Ve yine bir misal ile bir kavanoz çikolata alsan: Ben ona kahvaltılık diye bakarım; al, gel bir de o çikolatayı icat eden adama, o mucit gözüyle bakar; satan fabrikanın sahibini düşün, o dolar görerek bakar: "10 kavanoz 50 € ederse, 100 kavanoz 500 eder; ben nasıl bin kavanoz satıp zengin olurum?" falan filan. Veya getir bir biyokimyacıyı, o baksın; o ne görür? Yağ, protein, B vitamini, bilmem ne vitamini diye görür ve bakar. Yine onu eken çiftçi: "Bu sene on çuval kakao hasat ettim" falan filan. Yine bir çocuk da: "Çok tatlı bir mama" diye bakar. Yani herkesin bir çikolataya bile bakış açısı bu kadar farklı iken, nasıl oluyor da herkes aynı şekilde düşünüyor, anlamıyorum ben zaten. Herkes bu kadar mı aynı? Herkes aynı mı olmak zorunda? Bir dinci onlar mı var? Namaz kılıyorsa kendine, zekât veriyorsa kendine; sanane onun namazından, abdestinden, gafil Müslüman?<br />
<br />
Ne herkes öyle çikolataya kahvaltılık gözüyle bakacak, ne mikrobiyoloji gözüyle bakacak, ne de €, &#36; gözüyle bakacak. Bütüne bakan hepsini görür zaten.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Vücutta binlerce hücre var; her biri bir şeyler istiyor. Ve beyin her hücrenin isteğini duyup, ona uygun ve gerekli miktardaki şeker, yağ, oksijen, su, her neyse ona gönderilmesini askerine emreder, ve bunun yapılmasını sağlar. Sen ise bunların 100 tanesinin sesini, isteğini her vakit aynı anda duysan çıldırırsın; ve öyle bir kavga kopar ki, gürültü kopar ki, sesleri ayırt etmen bile zorlaşır. İyi ki onları duymuyoruz, değil mi? Öyleyse bir beyin bunları ayrı ayrı ayırt edebiliyorsa, sen düşün bütün insanların, hayvanların, bitkilerin, elementlerin, diğer yaratıkların her birinin sesini, duasını, isteğini duyup, onlara gerekli cevabı ve isteğini verip ulaştıran Allah'ın kudretini ve azametini.<br />
<br />
Ve buna mesela hani okullarda rehberlik dersi, boş ders gibiydi bizim zamanımızda; ve o derste öğretmen öğrencileri rahat bırakınca, her öğrenci grubu, iki sıra veya tek sıradaki iki üç kişi, kendi aralarında konuşur, anlaşır, söyleşirler. Ama öğretmen hepsinin üstünde tek baş; ve o hepimizin gürültüsünü duyandır. Ve bu serbestlik ile bir uğultu kopardı; sonra bu uğultu yükselince öğretmen bağırır: "Susun!" Ve sonra tek ses, tek baş, öğretmenin sesi; ve sessizlik. Tek olan, Vahid olan Allah işte Ahmet'in sesini duyar; o bağında armut isterken, ona güneş doğdurup yağmur yağdırıp armut verdiği gibi, Fatma teyzenin kızı da evinde canı armut çekince, işte Allah o Ahmet amca olup Fatma teyzenin kızına armut yedirir. Yine Mehmet'in işini Ahmet'le, Ahmet'inkini Murat'la, Murat'ınkini Türkan'la gideriverir. Ve Allah tektir, Vahid'dir; hepsini duyar, bilir. Ama o yeryüzündeki halifeleri ile birini birine veli eyler; onun işlerini üstlenecek veli eyler. Ve Allah dostları, veliler de bu ümmetin irşad yükünü yüklenenlerdir; onları olgunlaştırmak, kâmil etme işini yüklenenlerdir.<br />
<br />
Ve onlar için <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Muhammed buyurdu:</span></span><br />
<br />
"Ümmetimden kıyamete kadar hak üzere devam eden bir taife bulunacaktır."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Müslim, iman 247)</span></span><br />
<br />
Bu yüzden herkesin istidatı farklı, nesebi farklı, ırkı farklı; ve üstünlük yakîn bilgisindedir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Muhammed buyurdu:</span></span><br />
<br />
"Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin tutmayınız, birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz, birbirinize sırtlarınızı dönmeyiniz, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Allah'ın kulları, kardeşler olunuz."<br />
<br />
"Sizden önceki toplumların derdi size de bulaştı: Haset ve kin. Kin beslemek kökten kazıyan şeydir. Allah'a yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız. Size birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın."<br />
<br />
Allah'a imandan sonra aklın başı, insanları sevmektir.<br />
<br />
"Birbirinize buğzetmeyiniz, yekdiğerinizi kıskanmayınız, birbirinize arka çevirip alakanızı kesmeyiniz; ey Allah'ın kulları, hepiniz kardeş olunuz!"<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hadis-i Şerifler)</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---OoO---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bazı gafil hocalar ve gafil bilim adamları, bizim söylediklerimizin aksini ispat edeceğiz diye uğraşıyor, ve bize karşı, fiillerimize, sözlerimize karşı kötü nazar ediyorlar. Ve onlardan:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Mâ şâallâhü lâ kuvvete illâ billâh"</span></span><br />
<br />
ile Allah'a sığınıyorum. Ve bunlar bizim hocalığımızı araştırmak için Başağaç'a, Afyon'a gidip bizi araştırır olmuşlar: "Bu kimdir, neyin nesidir, aslı, faslı, soyu âlim birisi midir?" diye.<br />
<br />
Soyumuz özsoy; yani Hasan, Hüseyin'e bağlı soy. Ama anneme bakıp da, annemden benim âlim olup olmadığımı anlamaya çalışmak tam gafilliktir ki, bizden önceki büyük örnek Hz. İbrahim varken, sen nasıl İbrahim'in babası Azer'e bakıp da "Bunun oğlu İbrahim peygamber olabilir" dersin? Hâlbuki Azer, Nemrut'un askeri; İbrahim'i öldürmeye çalışan, kendini tanrı sanan Nemrut'un memuru olan bir adam. Ona bakıp da İbrahim bilinmez, gafil insanlar. Öyleyse bizi de annemize bakıp, babamıza bakıp da bilemezsiniz. Üstünlük takvada, yani yakîn bilgisindedir. Kim daha çok yakîn bilgisine sahip, onunla alakalı.<br />
<br />
Rabbim, bu ahirzamanda ümmetin ahiri olan Mehdi ve cemaatine kardeşler olmayı nasip eylesin.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 19 Ekim 2015 Pazartesi<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bardakdan Boşanır gibi yağmur yağmasının sebebi ve çaresi (26 Ekim 2015 Vaazi)]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44972</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 10:52:37 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44972</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bardaktan Boşanır Gibi Dalı Budağı Kıran Yağmur Yağmasının Sebebi ve Çaresi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 26 Ekim 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">28 Muharrem 2015 Pazartesi</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَسَاء مَطَرُ الْمُنذَرِينَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Şuara Suresi 173. Ayet</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve emtarnâ aleyhim matara, fe sâe matarul munzerîn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Şuara Suresi 173. Ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">مَثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاء مَرْضَاتِ اللّهِ وَتَثْبِيتًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Bakara 163</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve meselullezîne yunfikûne emvâlehumubtigâe mardâtillâhi ve tesbîten min enfusihim ke meseli cennetin bi rabvetin esâbehâ vâbilun fe âtet ukulehâ dı'feyn, fe in lem yusıbhâ vâbilun fe tall, vallâhu bimâ ta'melûne basîr.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Allah'ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Bakara 163</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Suyu bir defada değil, iki veya üç defada içmek ve içerken içine nefes vermemek hakkında:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Su bardağını ağzından uzaklaştır, sonra nefes al."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebu Said ra)</span></span><br />
<br />
"Su içtiğinizde emerek (yudum yudum) için, ağzınıza dökercesine içmeyin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hazret-i Ali ra)</span></span><br />
<br />
"Sizden biriniz su içtiğinde su kabına üflemesin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebu Katade ra)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Yukarıdakiler Hadis-i Şeriftirler)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa Raufurrahim<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Hasan vel Hüseyin, Evladü Kerim<br />
Allahümme Salli ala Mehdiyyü Müntezar Hidayatür Rabbel Alemin<br />
Ve sallu ala Sübülene Mehdi, Ebül Alemin, Ümmül Alemin<br />
Ve Sallu ala Cebrail, Vahyi Rabbel Alemin<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Kıyameti yaşıyoruz ve insanlık "Kıyam ettik" demiştik; ve haşir meydanı kurulmuş, insanlar ise hâlâ farkında değiller.<br />
<br />
Ve bizler kâinatın joysticki konumundaki, kumanda merkezi gibi olduğumuz için, bizlerin yaptığı bütün amellerimizin bütün kâinata bir etkisi var.<br />
<br />
Ve şimdi yağan yağmurlar için diyor ki meteoroloji uzmanları: "Bir senede düşecek yağmur, mesela 20 dakika içinde falan yere düştü, ve sel oldu" diyorlar da, bunun sebebi ne acaba diye düşünüp, bu konunun fıkhî ve dinî boyutunu söyleyen, anlatan bir tane hoca, tasavvuf adamı çıkmadı daha. Ve görev bize düştü.<br />
<br />
Ey insanlar, bunun sebebi insanların edep bilmeyip edepsizliği.<br />
<br />
Muhammed'in hadisi var: Suyu bir yudumda içmeyin; içerken üçe bölün ve üç yudumda için; ve ona nefes vermeyin; ve dinlenerek için; ve aynen bir çocuğun annesinin memesini emdiği gibi emerek için; ve yine çökerek veya oturarak içiniz, buyurdu.<br />
<br />
Ve Allah, halifesi olan insanı aziz bir surette halk etti ki, kendi suretinde. Ve o yüzden bütün isimleri üzerinde cereyan etmekte. Ve hal böyle olunca, bazı gafil hocalar "Allah yemez içmez, affedersiniz sıçmaz çiş etmez" demeye getiriyorlar. O zaman biz niye çiş ediyoruz, veya yemek yiyoruz? Hani biz O'nun suretindeydik? Biz yiyorsak O da yer; biz içiyorsak O da içer; biz çiş ediyorsak O da eder demek lazım gelmez mi ki? Ve bu dava ta Firavun'dan bu yana sürüp gelmiş. Ve Musa ile Firavun'un atışmaları sonucu Musa der: "Benim Rabbim gökten yağmur yağdırır" der. "Hadi sen tanrı isen sen de yağdır da görelim" der. Ve Firavun düşünür, bulunduğu şehre direkler diktirir, ve üstüne çadır gerdirir, ve üstünde su döktürür, ve çağırır Musa'yı: "Bak ben de yağdırıyorum" der, "Hadi bana inan" der. Ve bu atışmalar ta ki Allah yemez içmez, tuvalete gitmez'e kadar gider. Ve hâlbuki insanlar yer, içer; hayvanlar yer, içer, ve ruh taşır. Ruhsuz denilen sade elementler yemez, içmez, tuvalet yapmazlar, ve cinsi münasebette bulunmazlar. Ve onlar için veya bu özellikleri taşıyanlar için, bizim dinimiz "melekler" diyor. Melekler yemez, içmez, sıçmaz, çiş de etmez, ve cinsi münasebette de bulunmazlar. Ve o zaman elementler melekler olmuş olmuyor mu? Bu görevi bizim dünyamızda tek yapabilenlere biz "elementler, toprak, taş" diyoruz; Allah ise onlara "meleklerim" diyor. Ve bizim bedenimizin asli toprak, yani elementlerden olduğu için, işte "Allah yemez içmez" meselesi ondandır. Öz itibari ile demir elementi yahut altın elementi yemez, içmez, çiş de etmez. Ama altını biz bedenimize alınca, onun suya, içmeye ihtiyacı vardır. Çünkü vücuda alınan su, çiş etmek için değil, vücudun elastikiyetini sağlamak içindir. Yani ekmeğin kurusu nasıl oğculanır, kırılır, dökülür ise, işte eğer vücudumuzu oluşturan elementler, eğer Allah'ın rahmeti olan su olmasa, elastikiyet kazanamaz; ve öyle el, kol hareket edemez; kol, bacak bükünce kırılıverir. Ve kırılmamasının sebebi sudan dolayıdır. Ve su molekülleri onu bir jel gibi elastikiyet içinde, eğilmesini, bükülmesini kolay kılar. Ve bu moleküler yapı içinde vücuttaki atık madde karışmış olan, yani ölü hücrelerin karıştığı su, idrar hâlinde vücuttan tahliye edilir ki, yerine yeni canlı, ölü olmayan elementler ve su molekülleri alınabilsin diye. Ve Allah bu görevi ferc uzvumuza vermiş.<br />
<br />
Ve daha önce burçlar meselesinde yazdık, söyledik: Ve ayın görülmesi, doğacak çocuğa alamettir, dedik. Ve ayın yörüngesi 28 gündür; bir günde kaybolur ve sıfır noktası oluşur, ve sayılar sıfırdan başlar. Ve kadının rahmine kadar olan, yani cenine kadar olan mesafe 27 cm'dir. Ondan uzun bir zeker, hamile bir kadında rahme dâhil olursa, cenin zamanından önce yırtılır ve çatlak yumurtalar meydana gelir. Ve çatlak insanlar olur; aynen Miley Cyrus gibi çatlak insanlar. Ve itidal, yani orta boy zeker, pi sayısı olan 13,765... Ve Muhammed'in "orta yolu seçin" dediği yol, yani sırat-ı müstakim demek, işte o doğacak çocuk olacak bir tohumun anne babasına girip meni olup, sonra ta zekere ve rahme kadar olan yolculuğudur. Ve en son sırat köprüsü ise, erkeği kadına bağlayan köprü olan zekerdir. Ve sıratın uzunluğu da işte insandan insana fark eder. Ve burçlar işte gezegenler ile alakalıdır; ve uzaktan yüzüp güneşe kadar gelen, uzaktan yüzüp gelen sperma... Birisi en uzakları Plüton burcu, ve ondan uzak bir yıldız var diyorlar. Ve hal böyle olunca on iki yıldız ve on iki burç var; ve her birisinin güneşe olan uzaklığı farklı. Ve aynen arabanın debriyajının üstten kavrayanı ve dipten kavrayanı gibi... İşte kış burcu kimseler uzun köprüden geçip gelenler demektir, yahut uzun yol yüzenler; ve yaz burçları güneşe yakın ve sıcak burçlar ise güneşe bir tık uzaktaki Merkür gibi kısa köprüden geçenler veya kısa mesafe yüzenler. Ve zeker meniyi fırlatır; aradaki mesafeyi yüzmek zorunda olan sperma, işte kuvvesi ile eğer güçlü ise uzakta da olsa, yani kısa köprüden yola çıkdıysa da mesafeyi yüzüp yumurtaya dâhil olur; eğer güçsüz ise yolda ölür. Veya güçsüz, zayıf bir yumurtaya da Allah'ın rahmeti, onun babasını uzun zekerli, uzun köprülü yapar; ve onların spermaları işte ta yumurtanın ağzına kadar, hatta daha uzunları üstün kadar varır. Ve o yumurtalara sadece kapıyı tıklatmak kalır. Ve kadın yumurtası kime kapıyı açarsa, o dâhil olur, ve çocuk meydana gelir.<br />
<br />
Ve Abdülkadir Geylani için "60 gün hiçbir şey yemeden durdu" deniliyor. Hâlbuki dinimizde riyazet yoktur; oruç riyazet değildir, sadece atomları anlama ve onlar gibi olma hikmetini kavramak içindir. Ve Allah olmak için değil; ve onlar melekler, demiştik; yani Allah'lığı değil, melekliği öğrenmek içindir.<br />
<br />
Ve anlatılır ki Said-i Nursi'nin talebesi veya bir arkadaşı varmış; uzun süre riyazet yapmış, yememiş içmemiş, güya Allah olcak, gafil. Ve Said ona "Hatırım için ye" deyince biraz bir şeyler yemiş, ve sonra ya hasta olmuş yahut ölmüş diye anlatılıyor. Bre gafil, yemek içmek olmasaydı, bunca sebzeyi, meyveyi halk eden, bunca tahılı yaratan, var eden, bunca kesilip yenebilen hayvanları "Kesip yiyin" diyen Allah boşuna mı dedi "Kurban kesin" diye, "Yiyin için, israf etmeyin" diye? Allah yer mi? Yer. Seninle benimle; benim yemem ile O da yemiş, içmiş, ve benimle çişe bile gitmiş olur. Yemeyen, içmeyen Allah değil, melekleridir. Ve Allah'tan gayrı bir mevcudat olmayınca, onlarda yani meleklerde de Allah tecelli edince, onlardaki hâli ile Allah yemez, içmez, cinsi münasebette bulunmaz; ama insanlarda tecelli gösterince yer, içer... Ve çişe gitmeyip zekeri kırmayacaz diye uğraşan gafiller Firavun soyudur. Ve insan zekeri en fazla 27'li kadir olur, ondan uzun olmaz. Hadi oldu da oldu, 28 veya bir gün daha ay uzadı, 29 oldu; ondan uzun 90'lık zeker olmaz. 90'lık zeker kadının neresine dâhil olcak, gafil Firavun soyu? Tabii oraya giremeyeceği bu uzattıkları zekeri, erkekleri, kadınları "endoskopi yapıyoz" diye, yahut "Sen hastasın, dübüründen bakıcaz" diye kandırıp erkeklerin, kadınların dübürüne sokuyorlar bu kâfir soyu. Ve kâinatın diğer ucu eksi 272 derece diyen 272'li Kelvin zekeri oluşturmak için gayret ediyorlar. Hâlbuki Allah insan bedeninde orantısız bir yer yaratmamışken, ve kadın ile erkeği iki elmanın yarısı gibi yapmışken, ve zekeri sırat tayin etmişken, yani köprü geçiş tayin etmişken; tohumun cennete dâhili, anne rahmine dâhili için köprü yapan, ve onun sebebini çocuğun erkekden kadına dâhil olmasına ve doğum tarihine sebep kılmışken; dübürden sokulan bu uzun 90'lık, 100'lük veya 120'lik veya 272'lik zeker neyin nesi? Ondan çocuk doğmaz ki... Yapma Ayten, çocuk doğmaz götden. Ve şeyhlik, meyhlik hepsi bu zekeri uzatmak; ve affedersiniz Firavun âdeti. Ve gafil sofilerin içinde zekeri taşıtmak, ve aynen bir şişe takılan sucuklar veya elmalar gibi arda arda takılan, alttan takıp üstten çıkartıp, elmayı elmaya eklemek veya zekeri zekere eklemek... Veya uzaya gitmek için füzenin götüne tüpler takıp tüpü tüpe taka, sonra giderken de yakıt tüplerini bıraka bıraka gidiyor diyorlar; kâinatın diğer ucuna uzanmak hikâyesi. Ve en uzağı kim bilir, oraya uzanan bilir, değil mi? Ve bunun için oradaki bilgiye ulaşmak için, gözlerini açmak için zekerlerini uzatan gafiller... Hâlbuki göz, bir anda bakınca Süreyya'yı görebilecek, Süreyya kadar uzağı görebilecek bir istidatta yaratılmışken; gönül gözüyle değil, affedersiniz kıçındaki şeytan ve Firavun tikiyle bakmaya çalışan gafillerden bu dünyanın kurtulması şart oldu artık.<br />
<br />
Ve yağmur meselesine gelince: İşte sen kâinatsın, ve içine su dökecen; ve bu su o kâinatda yağmur olcak. Ve o yağmuru öyle tek seferde dökme, dedi Muhammed; ve üçe böl, dedi; ve dinlene dinlene dök içine, yani öyle iç suyu, dedi. Ve yine içerken otur ki, onun düşme damla sürati yavaşlasın, miden ve barsaklarına zarar vermesin mânâsında olduğu gibi, dünyamızda da işte öyle sert yağan civgin yağmuru değil, yavaş yavaş sine sine yağan yağmur güzel. Ve mesela bir kiloluk bir taşı bir metre yüksekden bırakırsan, o bir kilo değil, artık on kilo gibi bir kuvvet kazanır yer çekimi sebebiyle. Yine minareden bırakılan bir çivi kafanı delip geçebilir. O yüzden Ebabil kuşlarının attıkları siccinler işte üstüne düştükleri insanın tepesinden girip altından çıkıyorlardı; çok yüksekden bırakılmışlardı onlar. Ve o yüzden su içerken çökmek, ve karnının katlanmasını sağlar; ve katlanan karın sayesinde düşme mesafesi kısalır, ve düşme ağırlığı ve sertliği yumuşatılmış olur yani.<br />
<br />
Ve bazı evlerde ve sanayilerde üç fazlı elektrik kullanılır ki, tek hat ısınıp da sigorta atmasın diye; yani tek kabloya yük binmesin diye üç kablodan sanayi cereyanı verilir, üç fazlı. Eski tek fazlı elektrik hattı olan evlerde işte, bir fırın açıp, bir de bilmem süpürge çalışırsa, bir de kahve makinesi, az sonra o hattın kablosu ısınır; ve ısınınca LS'lerdeki bi metal bükülür ve hattın cereyanını keser, ve sen "sigorta attı" dersin. Ve böyle bir sigorta atınca, sen hâlâ LS sigortayı kaldırıp yine aynı hatta çokça yüklenirsen, Allah muhafaza elektrik yanığının çıkmasına sebep olursun. İşte yağmur hattını da Muhammed "Üç defada için, dinlene dinlene için" diye ondan dedi. Ve aynen üç fazlı elektrik gibi, hatları yormayan elektrik; ve üç yudumda içince, suda yağmur yağarken su moleküllerini yormayan, onların ısınmasına sebep olmayan yağmur için, ısınıp buhar olup yağmursuz kalmamak için, üç yudumda veya daha fazla yudumda dinlendire dinlendire için, dedi. Bütün mesele bundan ibarettir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Biz dünyada merkezdeyiz. Ve biz gözlerimizi kapatıp uyuyunca, bizim enerji boyutumuz olan yıldızlar da ışıklarını kapatıp uyurlar; ve ölünce ise bir yıldız dökülmüş olur. Hâlbuki kâinatın tabanı neresi de nereye dökülcek yıldız? Ve eğer biz kâinatta küçücük bir gezegende iken, bunu nasıl algılayacağız? Eğer yıldızlar daldan elma düşer gibi dökülcek olsaydı ve:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve izân nucûmunkederat.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Yıldızlar sönüp de döküldüğü zaman,<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tekvir Suresi 2)</span></span><br />
<br />
ayetini biz nasıl anlayacağız? Kâinat elma dalı mı da ondan elmalar düşer gibi mi dökülcek yıldızlar? Ve yıldız kaydı dedikleri mesele, dünya döndüğü için, sadece o yıldızın bulunduğu tarafı, dünya dönüp geçince, onu gören taraftaki insanlar artık o yıldız görünmez olduğu sırada, sanki bir yıldız kaydı gibi görünür. Hâlbuki o sadece, o menzilden bir başka menzile, dünyanın yön değiştirmesi sebebiyle olan bir göz yanılmasıdır. Hâlbuki yıldızların sönüp de dökülmesinden kastedilen dökülme, o yıldızın bedeni olan dünyadaki bedeninin hayat enerjisinin tükenip, hayata gözlerini yummasıdır; hayat enerjisinin bitmesidir. Ve kıyamet alameti olarak yıldızlar döküldüğünde denmesi ise, ve yıldızlar demek herkesin tanıdığı şeyhler, âlimler, sanatçılar, peygamberler ve ashabları ve evliyalar gibi, ilminden, sanatından fayda, feyiz alınan şahısların, nurları, ziyaları, ışıklarının kaynağı olan enerji merkezleridir. Onlar ölünce, hayata gözlerini kapayınca işte "yıldız söndü" denilmekte. Ve o ayetteki yıldızların dökülmesi, tanınmış kimselerin bir bir ölmesi demek. Ve büyükler, ışık saçanlar gidince, ışıksız, âlimsiz, sanatçısız, marifetsiz insanlar doğru yolu bulamazlar ve kıyamet kopar işte.<br />
<br />
Ve biz merkezdeyiz, demiştik. Ve mesela Ankara Cebeci Hukuk Fakültesi'ndeki bir öğrenci için, o "Ben Türkiye'deyim" deyince yanlış olmaz; bütüne bakınca Türkiye'dedir. Ama biraz içe inince "Türkiye'nin hangi bölgesindensin?" deriz; biraz daha içeri girince, ve o der ki "İç Anadolu Bölgesi'ndeyim." Ve onun İç Anadolu'da olması, Türkiye'de ve Ankara'da olmasına engel değildir. Yine biraz daha içe inince bu sefer "Hangi şehrinden?" deyince "Ankara'da" deyince, onun Ankara'da olması yine Türkiye'de de olmasını ve İç Anadolu Bölgesi'nde de olmasını anlatmış olur. Biraz daha içe inince bu sefer Ankara'nın hangi semti, daha da inince hangi cadde, daha inince hangi mahalle, daha da inince hangi sokak, daha da inince hangi ev... Ve o eve gelince, girince, o evdeki sen kimsin, ismin ne? Sonra bu sefer tekrar dışa doğru "Nerelisin? Annen kim? Baban kim? Türk müsün? Yabancı mısın?" derken dışa doğru yol alınır. Ve bizim dünyalı olmamız, yukarıdaki yıldızların insan ve beden hallerinin biz olmayacağını ispat etmez. Bilhassa aynen Cebeci Hukuk'taki Raşit'in telefonla Amerika'yla görüşürken "Raşit Türkiye'den arıyor" demeleri gibi, merkez en içtedir. Fakat benim merkezde olmam, en dıştaki bedenim olan yıldız olan benin içinde olmamın ispatıdır. Ve ben, dıştaki benliklerimiz, işte o yıldız denilen enerjimizin yoğunlaştığı yerdeki nücum hâlimizdir. Ve böyle olunca, o yukarıdakiler biziz. Ve güneş partiküllerden oluşuyor. Ve mesela biz Ankara'da isek, Ankara'daki bütün ağaçlar, dikenler, güller, elmalar, armutlar, kediler, köpekler, dallar, topraklar, taşlar, ve binalar... ile biz Ankara denen yeri oluşturuyorsak; ve her Ankaralı için bu taş olsun, toprak olsun, veya bir kedi olsun, "Ben Ankaralıyım" veya "Ben Ankara'yım" demesi, bir üste çıkınca "Türkiyeliyim" demesi, bir üste çıkınca "Dünyalıyım" demesi kadar normal bir söz olmayacağı gibi, her insanın da "Enel Hak" (Ben Hakk'ın, Hak bende tecelli ediyor) demesi kadar normal bir söz olamaz. Her yıldız da binlerce partikülden oluşur; ve onlar işte Ahmetler, Mehmetler, veya o mahallenin kedileri, köpekleri, tuzları, biberleri ile birlikte o yıldızın partiküllerini oluşturur. Ve bu yüzden her soy zinciri, soyunun bağlı olduğu ağaç zinciri, semadaki sistemleri oluşturur. Ve yine sistemler sülalelere, soylara, soylar peygamberlere dayanır; ve bir peygamber yine başka bir peygambere bağlıdır. Ve bütün peygamberler Adem'in içinden çıkıp geldi. Öyle olunca bütün âlem Hz. Adem'i oluşturur. Hz. Adem ise Halife-i Rûy-i Zemindir; ve Allah'ın suretinde halk olunan ilk beden.<br />
<br />
Ve insan bedeninde sistemler vardır: Böbrek sistemi, tırnaklar, saçlar, kıllar, dişler, parmaklar. Ve mesela orta parmağın tırnağının bir bölgesi ve yeri var; ve uzayabileceği miktar içinde bir karar biçildiyse, ve o tırnak grubu, diğer parmaklardaki tırnaklarla birlikte, ayrı ayrı olmalarına rağmen, tırnaklarımız denen bütünü oluştururlar. Ve yıldızların geziyor olması, yine bizim temsili misal, Ankara'dan İstanbul'a gitmemiz, veya Ankara'da işe, okula gelip gitmemiz gibi hareketlerimiz. Ve sabah işe, akşam eve, sabah işe hayat sürenler vardır; ve döner durur senelerce. Bazıları ise uzun seyahatlere çıkar; yani yörünge değişikliği. Ve bir parmağımızdaki tırnak, o tırnak grubunu temsil eder; yine bir tırnak bütün bedene atfedilir, ve "Ahmet'in tırnağı, Mehmet'in tırnağı" oluverir.<br />
<br />
Ve parçalar bütünü gösterir; ve bütünler bir başka bütüne bağlı. Ve biz hepimiz, yek ve tek ve vahid olan Hak Teâlâ'nın parçalarıyız. Ve bütün O diye atfedilen, Hu olan Allah; ve bizler Allah'ın partikülleriyiz.<br />
<br />
Ve Cennet'te iken Adem Atamıza "Şu ağaçdan yeme" denildi ki, sırattan cennete dâhil olan çocuk bedeni oluşunca, o ceninin içinde büyüyor. Ve orda yemek yok, içmek yok; affedersiniz sıçmak, çiş etmek de yok. Ve eğer orda çiş ve tuvalet olsaydı, annenin karnı, değil 9 ay, 2 ayda pislenir ve şişerdi. Orda yemek yok, içmek de yok, ve sıçmak da yok. Ve düşünün bir akvaryumu; küçücük balıklar bile, küçücük boklarıyla, akvaryumu temizlemezsen, pislikden görünmez hâle sokuyorlar. Ve cennette pislemek olsa idi, ne zordu bu doğacak çocuğun hâli; boklara belenirdi, değil mi? Ve ta ki onun barsaklarının çalışması, dünyaya gözlerini açınca başlar, memeden emince başlar; ve o zaman barsak sistemi devreye girer. Daha önce çocukda barsaklar ve mide görevde değildir. Ve o ayette geçen "Bu meyvaya dokunma"dan kasıt, cennette pisleme olamayacağı içindir. Anne karnında, çocuğun barsak sistemi çalışsa, Allah muhafaza, serum yiyenin de sıçabileceği, çişleyebileceği gibi, annesinin karnına sıçar, batırırdı, değil mi? O yüzden cennette o ağaçdan yememe, içmeme, sıçmama, anne karnını temsil eder işte. Ve bütün marifet, din, diyanet, yeniden bir çocuk olarak doğabilmek; parçalarımızın ölüp, bozulup dağıldıktan sonra toplanıp bir araya gelip yeni beden olabilmesi içindir. Ve haşr ve cennette, cehennemde hepsi bunlardan ibarettir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Rabbim Teâlâ ve Tekaddes hazretleri, Mehdi ve cemaatine, ölüp ve bedenlerimizin bozulup dağıldıktan sonra tekrar haşrolup, toplanıp bir beden olabilmemiz için, Rahman ve Rahim olan Allah'a varmayı; yani babamız ve annemiz olacak olan, ve cennet gibi bir Anne ve Babaya varmayı nasip eylesin inşallah. Ordan da yeniden bilinçli bir beden olarak, bir yıldız olarak doğmayı nasip eylesin inşallah.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 26 Ekim 2015 Pazartesi<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bardaktan Boşanır Gibi Dalı Budağı Kıran Yağmur Yağmasının Sebebi ve Çaresi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Kar©glan'ın 26 Ekim 2015 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">28 Muharrem 2015 Pazartesi</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَسَاء مَطَرُ الْمُنذَرِينَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Şuara Suresi 173. Ayet</span></span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve emtarnâ aleyhim matara, fe sâe matarul munzerîn.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Şuara Suresi 173. Ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">مَثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاء مَرْضَاتِ اللّهِ وَتَثْبِيتًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Bakara 163</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve meselullezîne yunfikûne emvâlehumubtigâe mardâtillâhi ve tesbîten min enfusihim ke meseli cennetin bi rabvetin esâbehâ vâbilun fe âtet ukulehâ dı'feyn, fe in lem yusıbhâ vâbilun fe tall, vallâhu bimâ ta'melûne basîr.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Allah'ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sadakallahü — Bakara 163</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Suyu bir defada değil, iki veya üç defada içmek ve içerken içine nefes vermemek hakkında:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
"Su bardağını ağzından uzaklaştır, sonra nefes al."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebu Said ra)</span></span><br />
<br />
"Su içtiğinizde emerek (yudum yudum) için, ağzınıza dökercesine içmeyin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Hazret-i Ali ra)</span></span><br />
<br />
"Sizden biriniz su içtiğinde su kabına üflemesin."<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Ebu Katade ra)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Yukarıdakiler Hadis-i Şeriftirler)</span></span><br />
<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa Raufurrahim<br />
Allahümme Salli ala Seyyidina Hasan vel Hüseyin, Evladü Kerim<br />
Allahümme Salli ala Mehdiyyü Müntezar Hidayatür Rabbel Alemin<br />
Ve sallu ala Sübülene Mehdi, Ebül Alemin, Ümmül Alemin<br />
Ve Sallu ala Cebrail, Vahyi Rabbel Alemin<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Kıyameti yaşıyoruz ve insanlık "Kıyam ettik" demiştik; ve haşir meydanı kurulmuş, insanlar ise hâlâ farkında değiller.<br />
<br />
Ve bizler kâinatın joysticki konumundaki, kumanda merkezi gibi olduğumuz için, bizlerin yaptığı bütün amellerimizin bütün kâinata bir etkisi var.<br />
<br />
Ve şimdi yağan yağmurlar için diyor ki meteoroloji uzmanları: "Bir senede düşecek yağmur, mesela 20 dakika içinde falan yere düştü, ve sel oldu" diyorlar da, bunun sebebi ne acaba diye düşünüp, bu konunun fıkhî ve dinî boyutunu söyleyen, anlatan bir tane hoca, tasavvuf adamı çıkmadı daha. Ve görev bize düştü.<br />
<br />
Ey insanlar, bunun sebebi insanların edep bilmeyip edepsizliği.<br />
<br />
Muhammed'in hadisi var: Suyu bir yudumda içmeyin; içerken üçe bölün ve üç yudumda için; ve ona nefes vermeyin; ve dinlenerek için; ve aynen bir çocuğun annesinin memesini emdiği gibi emerek için; ve yine çökerek veya oturarak içiniz, buyurdu.<br />
<br />
Ve Allah, halifesi olan insanı aziz bir surette halk etti ki, kendi suretinde. Ve o yüzden bütün isimleri üzerinde cereyan etmekte. Ve hal böyle olunca, bazı gafil hocalar "Allah yemez içmez, affedersiniz sıçmaz çiş etmez" demeye getiriyorlar. O zaman biz niye çiş ediyoruz, veya yemek yiyoruz? Hani biz O'nun suretindeydik? Biz yiyorsak O da yer; biz içiyorsak O da içer; biz çiş ediyorsak O da eder demek lazım gelmez mi ki? Ve bu dava ta Firavun'dan bu yana sürüp gelmiş. Ve Musa ile Firavun'un atışmaları sonucu Musa der: "Benim Rabbim gökten yağmur yağdırır" der. "Hadi sen tanrı isen sen de yağdır da görelim" der. Ve Firavun düşünür, bulunduğu şehre direkler diktirir, ve üstüne çadır gerdirir, ve üstünde su döktürür, ve çağırır Musa'yı: "Bak ben de yağdırıyorum" der, "Hadi bana inan" der. Ve bu atışmalar ta ki Allah yemez içmez, tuvalete gitmez'e kadar gider. Ve hâlbuki insanlar yer, içer; hayvanlar yer, içer, ve ruh taşır. Ruhsuz denilen sade elementler yemez, içmez, tuvalet yapmazlar, ve cinsi münasebette bulunmazlar. Ve onlar için veya bu özellikleri taşıyanlar için, bizim dinimiz "melekler" diyor. Melekler yemez, içmez, sıçmaz, çiş de etmez, ve cinsi münasebette de bulunmazlar. Ve o zaman elementler melekler olmuş olmuyor mu? Bu görevi bizim dünyamızda tek yapabilenlere biz "elementler, toprak, taş" diyoruz; Allah ise onlara "meleklerim" diyor. Ve bizim bedenimizin asli toprak, yani elementlerden olduğu için, işte "Allah yemez içmez" meselesi ondandır. Öz itibari ile demir elementi yahut altın elementi yemez, içmez, çiş de etmez. Ama altını biz bedenimize alınca, onun suya, içmeye ihtiyacı vardır. Çünkü vücuda alınan su, çiş etmek için değil, vücudun elastikiyetini sağlamak içindir. Yani ekmeğin kurusu nasıl oğculanır, kırılır, dökülür ise, işte eğer vücudumuzu oluşturan elementler, eğer Allah'ın rahmeti olan su olmasa, elastikiyet kazanamaz; ve öyle el, kol hareket edemez; kol, bacak bükünce kırılıverir. Ve kırılmamasının sebebi sudan dolayıdır. Ve su molekülleri onu bir jel gibi elastikiyet içinde, eğilmesini, bükülmesini kolay kılar. Ve bu moleküler yapı içinde vücuttaki atık madde karışmış olan, yani ölü hücrelerin karıştığı su, idrar hâlinde vücuttan tahliye edilir ki, yerine yeni canlı, ölü olmayan elementler ve su molekülleri alınabilsin diye. Ve Allah bu görevi ferc uzvumuza vermiş.<br />
<br />
Ve daha önce burçlar meselesinde yazdık, söyledik: Ve ayın görülmesi, doğacak çocuğa alamettir, dedik. Ve ayın yörüngesi 28 gündür; bir günde kaybolur ve sıfır noktası oluşur, ve sayılar sıfırdan başlar. Ve kadının rahmine kadar olan, yani cenine kadar olan mesafe 27 cm'dir. Ondan uzun bir zeker, hamile bir kadında rahme dâhil olursa, cenin zamanından önce yırtılır ve çatlak yumurtalar meydana gelir. Ve çatlak insanlar olur; aynen Miley Cyrus gibi çatlak insanlar. Ve itidal, yani orta boy zeker, pi sayısı olan 13,765... Ve Muhammed'in "orta yolu seçin" dediği yol, yani sırat-ı müstakim demek, işte o doğacak çocuk olacak bir tohumun anne babasına girip meni olup, sonra ta zekere ve rahme kadar olan yolculuğudur. Ve en son sırat köprüsü ise, erkeği kadına bağlayan köprü olan zekerdir. Ve sıratın uzunluğu da işte insandan insana fark eder. Ve burçlar işte gezegenler ile alakalıdır; ve uzaktan yüzüp güneşe kadar gelen, uzaktan yüzüp gelen sperma... Birisi en uzakları Plüton burcu, ve ondan uzak bir yıldız var diyorlar. Ve hal böyle olunca on iki yıldız ve on iki burç var; ve her birisinin güneşe olan uzaklığı farklı. Ve aynen arabanın debriyajının üstten kavrayanı ve dipten kavrayanı gibi... İşte kış burcu kimseler uzun köprüden geçip gelenler demektir, yahut uzun yol yüzenler; ve yaz burçları güneşe yakın ve sıcak burçlar ise güneşe bir tık uzaktaki Merkür gibi kısa köprüden geçenler veya kısa mesafe yüzenler. Ve zeker meniyi fırlatır; aradaki mesafeyi yüzmek zorunda olan sperma, işte kuvvesi ile eğer güçlü ise uzakta da olsa, yani kısa köprüden yola çıkdıysa da mesafeyi yüzüp yumurtaya dâhil olur; eğer güçsüz ise yolda ölür. Veya güçsüz, zayıf bir yumurtaya da Allah'ın rahmeti, onun babasını uzun zekerli, uzun köprülü yapar; ve onların spermaları işte ta yumurtanın ağzına kadar, hatta daha uzunları üstün kadar varır. Ve o yumurtalara sadece kapıyı tıklatmak kalır. Ve kadın yumurtası kime kapıyı açarsa, o dâhil olur, ve çocuk meydana gelir.<br />
<br />
Ve Abdülkadir Geylani için "60 gün hiçbir şey yemeden durdu" deniliyor. Hâlbuki dinimizde riyazet yoktur; oruç riyazet değildir, sadece atomları anlama ve onlar gibi olma hikmetini kavramak içindir. Ve Allah olmak için değil; ve onlar melekler, demiştik; yani Allah'lığı değil, melekliği öğrenmek içindir.<br />
<br />
Ve anlatılır ki Said-i Nursi'nin talebesi veya bir arkadaşı varmış; uzun süre riyazet yapmış, yememiş içmemiş, güya Allah olcak, gafil. Ve Said ona "Hatırım için ye" deyince biraz bir şeyler yemiş, ve sonra ya hasta olmuş yahut ölmüş diye anlatılıyor. Bre gafil, yemek içmek olmasaydı, bunca sebzeyi, meyveyi halk eden, bunca tahılı yaratan, var eden, bunca kesilip yenebilen hayvanları "Kesip yiyin" diyen Allah boşuna mı dedi "Kurban kesin" diye, "Yiyin için, israf etmeyin" diye? Allah yer mi? Yer. Seninle benimle; benim yemem ile O da yemiş, içmiş, ve benimle çişe bile gitmiş olur. Yemeyen, içmeyen Allah değil, melekleridir. Ve Allah'tan gayrı bir mevcudat olmayınca, onlarda yani meleklerde de Allah tecelli edince, onlardaki hâli ile Allah yemez, içmez, cinsi münasebette bulunmaz; ama insanlarda tecelli gösterince yer, içer... Ve çişe gitmeyip zekeri kırmayacaz diye uğraşan gafiller Firavun soyudur. Ve insan zekeri en fazla 27'li kadir olur, ondan uzun olmaz. Hadi oldu da oldu, 28 veya bir gün daha ay uzadı, 29 oldu; ondan uzun 90'lık zeker olmaz. 90'lık zeker kadının neresine dâhil olcak, gafil Firavun soyu? Tabii oraya giremeyeceği bu uzattıkları zekeri, erkekleri, kadınları "endoskopi yapıyoz" diye, yahut "Sen hastasın, dübüründen bakıcaz" diye kandırıp erkeklerin, kadınların dübürüne sokuyorlar bu kâfir soyu. Ve kâinatın diğer ucu eksi 272 derece diyen 272'li Kelvin zekeri oluşturmak için gayret ediyorlar. Hâlbuki Allah insan bedeninde orantısız bir yer yaratmamışken, ve kadın ile erkeği iki elmanın yarısı gibi yapmışken, ve zekeri sırat tayin etmişken, yani köprü geçiş tayin etmişken; tohumun cennete dâhili, anne rahmine dâhili için köprü yapan, ve onun sebebini çocuğun erkekden kadına dâhil olmasına ve doğum tarihine sebep kılmışken; dübürden sokulan bu uzun 90'lık, 100'lük veya 120'lik veya 272'lik zeker neyin nesi? Ondan çocuk doğmaz ki... Yapma Ayten, çocuk doğmaz götden. Ve şeyhlik, meyhlik hepsi bu zekeri uzatmak; ve affedersiniz Firavun âdeti. Ve gafil sofilerin içinde zekeri taşıtmak, ve aynen bir şişe takılan sucuklar veya elmalar gibi arda arda takılan, alttan takıp üstten çıkartıp, elmayı elmaya eklemek veya zekeri zekere eklemek... Veya uzaya gitmek için füzenin götüne tüpler takıp tüpü tüpe taka, sonra giderken de yakıt tüplerini bıraka bıraka gidiyor diyorlar; kâinatın diğer ucuna uzanmak hikâyesi. Ve en uzağı kim bilir, oraya uzanan bilir, değil mi? Ve bunun için oradaki bilgiye ulaşmak için, gözlerini açmak için zekerlerini uzatan gafiller... Hâlbuki göz, bir anda bakınca Süreyya'yı görebilecek, Süreyya kadar uzağı görebilecek bir istidatta yaratılmışken; gönül gözüyle değil, affedersiniz kıçındaki şeytan ve Firavun tikiyle bakmaya çalışan gafillerden bu dünyanın kurtulması şart oldu artık.<br />
<br />
Ve yağmur meselesine gelince: İşte sen kâinatsın, ve içine su dökecen; ve bu su o kâinatda yağmur olcak. Ve o yağmuru öyle tek seferde dökme, dedi Muhammed; ve üçe böl, dedi; ve dinlene dinlene dök içine, yani öyle iç suyu, dedi. Ve yine içerken otur ki, onun düşme damla sürati yavaşlasın, miden ve barsaklarına zarar vermesin mânâsında olduğu gibi, dünyamızda da işte öyle sert yağan civgin yağmuru değil, yavaş yavaş sine sine yağan yağmur güzel. Ve mesela bir kiloluk bir taşı bir metre yüksekden bırakırsan, o bir kilo değil, artık on kilo gibi bir kuvvet kazanır yer çekimi sebebiyle. Yine minareden bırakılan bir çivi kafanı delip geçebilir. O yüzden Ebabil kuşlarının attıkları siccinler işte üstüne düştükleri insanın tepesinden girip altından çıkıyorlardı; çok yüksekden bırakılmışlardı onlar. Ve o yüzden su içerken çökmek, ve karnının katlanmasını sağlar; ve katlanan karın sayesinde düşme mesafesi kısalır, ve düşme ağırlığı ve sertliği yumuşatılmış olur yani.<br />
<br />
Ve bazı evlerde ve sanayilerde üç fazlı elektrik kullanılır ki, tek hat ısınıp da sigorta atmasın diye; yani tek kabloya yük binmesin diye üç kablodan sanayi cereyanı verilir, üç fazlı. Eski tek fazlı elektrik hattı olan evlerde işte, bir fırın açıp, bir de bilmem süpürge çalışırsa, bir de kahve makinesi, az sonra o hattın kablosu ısınır; ve ısınınca LS'lerdeki bi metal bükülür ve hattın cereyanını keser, ve sen "sigorta attı" dersin. Ve böyle bir sigorta atınca, sen hâlâ LS sigortayı kaldırıp yine aynı hatta çokça yüklenirsen, Allah muhafaza elektrik yanığının çıkmasına sebep olursun. İşte yağmur hattını da Muhammed "Üç defada için, dinlene dinlene için" diye ondan dedi. Ve aynen üç fazlı elektrik gibi, hatları yormayan elektrik; ve üç yudumda içince, suda yağmur yağarken su moleküllerini yormayan, onların ısınmasına sebep olmayan yağmur için, ısınıp buhar olup yağmursuz kalmamak için, üç yudumda veya daha fazla yudumda dinlendire dinlendire için, dedi. Bütün mesele bundan ibarettir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Biz dünyada merkezdeyiz. Ve biz gözlerimizi kapatıp uyuyunca, bizim enerji boyutumuz olan yıldızlar da ışıklarını kapatıp uyurlar; ve ölünce ise bir yıldız dökülmüş olur. Hâlbuki kâinatın tabanı neresi de nereye dökülcek yıldız? Ve eğer biz kâinatta küçücük bir gezegende iken, bunu nasıl algılayacağız? Eğer yıldızlar daldan elma düşer gibi dökülcek olsaydı ve:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve izân nucûmunkederat.</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Yıldızlar sönüp de döküldüğü zaman,<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tekvir Suresi 2)</span></span><br />
<br />
ayetini biz nasıl anlayacağız? Kâinat elma dalı mı da ondan elmalar düşer gibi mi dökülcek yıldızlar? Ve yıldız kaydı dedikleri mesele, dünya döndüğü için, sadece o yıldızın bulunduğu tarafı, dünya dönüp geçince, onu gören taraftaki insanlar artık o yıldız görünmez olduğu sırada, sanki bir yıldız kaydı gibi görünür. Hâlbuki o sadece, o menzilden bir başka menzile, dünyanın yön değiştirmesi sebebiyle olan bir göz yanılmasıdır. Hâlbuki yıldızların sönüp de dökülmesinden kastedilen dökülme, o yıldızın bedeni olan dünyadaki bedeninin hayat enerjisinin tükenip, hayata gözlerini yummasıdır; hayat enerjisinin bitmesidir. Ve kıyamet alameti olarak yıldızlar döküldüğünde denmesi ise, ve yıldızlar demek herkesin tanıdığı şeyhler, âlimler, sanatçılar, peygamberler ve ashabları ve evliyalar gibi, ilminden, sanatından fayda, feyiz alınan şahısların, nurları, ziyaları, ışıklarının kaynağı olan enerji merkezleridir. Onlar ölünce, hayata gözlerini kapayınca işte "yıldız söndü" denilmekte. Ve o ayetteki yıldızların dökülmesi, tanınmış kimselerin bir bir ölmesi demek. Ve büyükler, ışık saçanlar gidince, ışıksız, âlimsiz, sanatçısız, marifetsiz insanlar doğru yolu bulamazlar ve kıyamet kopar işte.<br />
<br />
Ve biz merkezdeyiz, demiştik. Ve mesela Ankara Cebeci Hukuk Fakültesi'ndeki bir öğrenci için, o "Ben Türkiye'deyim" deyince yanlış olmaz; bütüne bakınca Türkiye'dedir. Ama biraz içe inince "Türkiye'nin hangi bölgesindensin?" deriz; biraz daha içeri girince, ve o der ki "İç Anadolu Bölgesi'ndeyim." Ve onun İç Anadolu'da olması, Türkiye'de ve Ankara'da olmasına engel değildir. Yine biraz daha içe inince bu sefer "Hangi şehrinden?" deyince "Ankara'da" deyince, onun Ankara'da olması yine Türkiye'de de olmasını ve İç Anadolu Bölgesi'nde de olmasını anlatmış olur. Biraz daha içe inince bu sefer Ankara'nın hangi semti, daha da inince hangi cadde, daha inince hangi mahalle, daha da inince hangi sokak, daha da inince hangi ev... Ve o eve gelince, girince, o evdeki sen kimsin, ismin ne? Sonra bu sefer tekrar dışa doğru "Nerelisin? Annen kim? Baban kim? Türk müsün? Yabancı mısın?" derken dışa doğru yol alınır. Ve bizim dünyalı olmamız, yukarıdaki yıldızların insan ve beden hallerinin biz olmayacağını ispat etmez. Bilhassa aynen Cebeci Hukuk'taki Raşit'in telefonla Amerika'yla görüşürken "Raşit Türkiye'den arıyor" demeleri gibi, merkez en içtedir. Fakat benim merkezde olmam, en dıştaki bedenim olan yıldız olan benin içinde olmamın ispatıdır. Ve ben, dıştaki benliklerimiz, işte o yıldız denilen enerjimizin yoğunlaştığı yerdeki nücum hâlimizdir. Ve böyle olunca, o yukarıdakiler biziz. Ve güneş partiküllerden oluşuyor. Ve mesela biz Ankara'da isek, Ankara'daki bütün ağaçlar, dikenler, güller, elmalar, armutlar, kediler, köpekler, dallar, topraklar, taşlar, ve binalar... ile biz Ankara denen yeri oluşturuyorsak; ve her Ankaralı için bu taş olsun, toprak olsun, veya bir kedi olsun, "Ben Ankaralıyım" veya "Ben Ankara'yım" demesi, bir üste çıkınca "Türkiyeliyim" demesi, bir üste çıkınca "Dünyalıyım" demesi kadar normal bir söz olmayacağı gibi, her insanın da "Enel Hak" (Ben Hakk'ın, Hak bende tecelli ediyor) demesi kadar normal bir söz olamaz. Her yıldız da binlerce partikülden oluşur; ve onlar işte Ahmetler, Mehmetler, veya o mahallenin kedileri, köpekleri, tuzları, biberleri ile birlikte o yıldızın partiküllerini oluşturur. Ve bu yüzden her soy zinciri, soyunun bağlı olduğu ağaç zinciri, semadaki sistemleri oluşturur. Ve yine sistemler sülalelere, soylara, soylar peygamberlere dayanır; ve bir peygamber yine başka bir peygambere bağlıdır. Ve bütün peygamberler Adem'in içinden çıkıp geldi. Öyle olunca bütün âlem Hz. Adem'i oluşturur. Hz. Adem ise Halife-i Rûy-i Zemindir; ve Allah'ın suretinde halk olunan ilk beden.<br />
<br />
Ve insan bedeninde sistemler vardır: Böbrek sistemi, tırnaklar, saçlar, kıllar, dişler, parmaklar. Ve mesela orta parmağın tırnağının bir bölgesi ve yeri var; ve uzayabileceği miktar içinde bir karar biçildiyse, ve o tırnak grubu, diğer parmaklardaki tırnaklarla birlikte, ayrı ayrı olmalarına rağmen, tırnaklarımız denen bütünü oluştururlar. Ve yıldızların geziyor olması, yine bizim temsili misal, Ankara'dan İstanbul'a gitmemiz, veya Ankara'da işe, okula gelip gitmemiz gibi hareketlerimiz. Ve sabah işe, akşam eve, sabah işe hayat sürenler vardır; ve döner durur senelerce. Bazıları ise uzun seyahatlere çıkar; yani yörünge değişikliği. Ve bir parmağımızdaki tırnak, o tırnak grubunu temsil eder; yine bir tırnak bütün bedene atfedilir, ve "Ahmet'in tırnağı, Mehmet'in tırnağı" oluverir.<br />
<br />
Ve parçalar bütünü gösterir; ve bütünler bir başka bütüne bağlı. Ve biz hepimiz, yek ve tek ve vahid olan Hak Teâlâ'nın parçalarıyız. Ve bütün O diye atfedilen, Hu olan Allah; ve bizler Allah'ın partikülleriyiz.<br />
<br />
Ve Cennet'te iken Adem Atamıza "Şu ağaçdan yeme" denildi ki, sırattan cennete dâhil olan çocuk bedeni oluşunca, o ceninin içinde büyüyor. Ve orda yemek yok, içmek yok; affedersiniz sıçmak, çiş etmek de yok. Ve eğer orda çiş ve tuvalet olsaydı, annenin karnı, değil 9 ay, 2 ayda pislenir ve şişerdi. Orda yemek yok, içmek de yok, ve sıçmak da yok. Ve düşünün bir akvaryumu; küçücük balıklar bile, küçücük boklarıyla, akvaryumu temizlemezsen, pislikden görünmez hâle sokuyorlar. Ve cennette pislemek olsa idi, ne zordu bu doğacak çocuğun hâli; boklara belenirdi, değil mi? Ve ta ki onun barsaklarının çalışması, dünyaya gözlerini açınca başlar, memeden emince başlar; ve o zaman barsak sistemi devreye girer. Daha önce çocukda barsaklar ve mide görevde değildir. Ve o ayette geçen "Bu meyvaya dokunma"dan kasıt, cennette pisleme olamayacağı içindir. Anne karnında, çocuğun barsak sistemi çalışsa, Allah muhafaza, serum yiyenin de sıçabileceği, çişleyebileceği gibi, annesinin karnına sıçar, batırırdı, değil mi? O yüzden cennette o ağaçdan yememe, içmeme, sıçmama, anne karnını temsil eder işte. Ve bütün marifet, din, diyanet, yeniden bir çocuk olarak doğabilmek; parçalarımızın ölüp, bozulup dağıldıktan sonra toplanıp bir araya gelip yeni beden olabilmesi içindir. Ve haşr ve cennette, cehennemde hepsi bunlardan ibarettir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">---oOo---</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Rabbim Teâlâ ve Tekaddes hazretleri, Mehdi ve cemaatine, ölüp ve bedenlerimizin bozulup dağıldıktan sonra tekrar haşrolup, toplanıp bir beden olabilmemiz için, Rahman ve Rahim olan Allah'a varmayı; yani babamız ve annemiz olacak olan, ve cennet gibi bir Anne ve Babaya varmayı nasip eylesin inşallah. Ordan da yeniden bilinçli bir beden olarak, bir yıldız olarak doğmayı nasip eylesin inşallah.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--oOo---</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">--OoO--</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Schrems, 26 Ekim 2015 Pazartesi<br />
Original Kar©glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P11]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44971</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 04:06:56 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44971</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P11<br />
<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461762yp.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461762yp.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461763li.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461763li.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461764fo.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461764fo.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461765eo.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461765eo.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461766do.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461766do.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461767jr.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461767jr.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461768ih.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461768ih.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461769xw.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461769xw.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<br />
red rose png vector; kırmızı gül png vektör; rote rose png vektor; rose rouge png vecteur; transparent red rose; şeffaf kırmızı gül; rot rose transparent; rose rouge transparente; rose flower png; gül çiçeği png; rosenblüte png; fleur de rose png; romantic rose vector; romantik gül vektör; romantische rose vektor; rose romantique vecteur; rose graphic; gül grafiği; rosengrafik; graphique rose;kırmızı gül arkaplan; red rose background; rote rose hintergrund; fond rouge rose; rose png indir<br />
<br />
-------------<br />
<br />
red rose png vector, kırmızı gül png vektör, rote rose png vektor, rose rouge png vecteur, transparent red rose, şeffaf kırmızı gül, rot rose transparent, rose rouge transparente, rose flower png, gül çiçeği png, rosenblüte png, fleur de rose png, romantic rose vector, romantik gül vektör, romantische rose vektor, rose romantique vecteur, rose graphic, gül grafiği, rosengrafik, graphique rose,kırmızı gül arkaplan, red rose background, rote rose hintergrund, fond rouge rose, rose png indir<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P11<br />
<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461762yp.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461762yp.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461763li.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461763li.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461764fo.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461764fo.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461765eo.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461765eo.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461766do.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461766do.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461767jr.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461767jr.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461768ih.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461768ih.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461769xw.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461769xw.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<br />
red rose png vector; kırmızı gül png vektör; rote rose png vektor; rose rouge png vecteur; transparent red rose; şeffaf kırmızı gül; rot rose transparent; rose rouge transparente; rose flower png; gül çiçeği png; rosenblüte png; fleur de rose png; romantic rose vector; romantik gül vektör; romantische rose vektor; rose romantique vecteur; rose graphic; gül grafiği; rosengrafik; graphique rose;kırmızı gül arkaplan; red rose background; rote rose hintergrund; fond rouge rose; rose png indir<br />
<br />
-------------<br />
<br />
red rose png vector, kırmızı gül png vektör, rote rose png vektor, rose rouge png vecteur, transparent red rose, şeffaf kırmızı gül, rot rose transparent, rose rouge transparente, rose flower png, gül çiçeği png, rosenblüte png, fleur de rose png, romantic rose vector, romantik gül vektör, romantische rose vektor, rose romantique vecteur, rose graphic, gül grafiği, rosengrafik, graphique rose,kırmızı gül arkaplan, red rose background, rote rose hintergrund, fond rouge rose, rose png indir<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P10]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44970</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 04:05:22 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44970</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P10<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461754sd.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461754sd.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461755le.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461755le.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461756ui.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461756ui.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461757yu.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461757yu.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461758af.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461758af.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461759px.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461759px.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461760cd.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461760cd.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461761oy.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461761oy.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<br />
red rose png vector; kırmızı gül png vektör; rote rose png vektor; rose rouge png vecteur; transparent red rose; şeffaf kırmızı gül; rot rose transparent; rose rouge transparente; rose flower png; gül çiçeği png; rosenblüte png; fleur de rose png; romantic rose vector; romantik gül vektör; romantische rose vektor; rose romantique vecteur; rose graphic; gül grafiği; rosengrafik; graphique rose;kırmızı gül arkaplan; red rose background; rote rose hintergrund; fond rouge rose; rose png indir<br />
<br />
-------------<br />
<br />
red rose png vector, kırmızı gül png vektör, rote rose png vektor, rose rouge png vecteur, transparent red rose, şeffaf kırmızı gül, rot rose transparent, rose rouge transparente, rose flower png, gül çiçeği png, rosenblüte png, fleur de rose png, romantic rose vector, romantik gül vektör, romantische rose vektor, rose romantique vecteur, rose graphic, gül grafiği, rosengrafik, graphique rose,kırmızı gül arkaplan, red rose background, rote rose hintergrund, fond rouge rose, rose png indir<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P10<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461754sd.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461754sd.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461755le.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461755le.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461756ui.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461756ui.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461757yu.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461757yu.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461758af.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461758af.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461759px.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461759px.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461760cd.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461760cd.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461761oy.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461761oy.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<br />
red rose png vector; kırmızı gül png vektör; rote rose png vektor; rose rouge png vecteur; transparent red rose; şeffaf kırmızı gül; rot rose transparent; rose rouge transparente; rose flower png; gül çiçeği png; rosenblüte png; fleur de rose png; romantic rose vector; romantik gül vektör; romantische rose vektor; rose romantique vecteur; rose graphic; gül grafiği; rosengrafik; graphique rose;kırmızı gül arkaplan; red rose background; rote rose hintergrund; fond rouge rose; rose png indir<br />
<br />
-------------<br />
<br />
red rose png vector, kırmızı gül png vektör, rote rose png vektor, rose rouge png vecteur, transparent red rose, şeffaf kırmızı gül, rot rose transparent, rose rouge transparente, rose flower png, gül çiçeği png, rosenblüte png, fleur de rose png, romantic rose vector, romantik gül vektör, romantische rose vektor, rose romantique vecteur, rose graphic, gül grafiği, rosengrafik, graphique rose,kırmızı gül arkaplan, red rose background, rote rose hintergrund, fond rouge rose, rose png indir<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P4]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44969</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 04:04:22 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44969</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P4<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461698bc.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461698bc.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461699sd.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461699sd.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461700gi.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461700gi.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461701sq.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461701sq.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461702sg.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461702sg.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461703yj.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461703yj.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461704yo.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461704yo.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461705xq.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461705xq.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461706ry.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461706ry.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
red rose png vector; kırmızı gül png vektör; rote rose png vektor; rose rouge png vecteur; transparent red rose; şeffaf kırmızı gül; rot rose transparent; rose rouge transparente; rose flower png; gül çiçeği png; rosenblüte png; fleur de rose png; romantic rose vector; romantik gül vektör; romantische rose vektor; rose romantique vecteur; rose graphic; gül grafiği; rosengrafik; graphique rose;kırmızı gül arkaplan; red rose background; rote rose hintergrund; fond rouge rose; rose png indir<br />
<br />
-------------<br />
<br />
red rose png vector, kırmızı gül png vektör, rote rose png vektor, rose rouge png vecteur, transparent red rose, şeffaf kırmızı gül, rot rose transparent, rose rouge transparente, rose flower png, gül çiçeği png, rosenblüte png, fleur de rose png, romantic rose vector, romantik gül vektör, romantische rose vektor, rose romantique vecteur, rose graphic, gül grafiği, rosengrafik, graphique rose,kırmızı gül arkaplan, red rose background, rote rose hintergrund, fond rouge rose, rose png indir<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P4<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461698bc.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461698bc.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461699sd.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461699sd.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461700gi.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461700gi.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461701sq.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461701sq.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461702sg.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461702sg.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461703yj.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461703yj.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461704yo.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461704yo.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461705xq.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461705xq.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461706ry.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461706ry.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
red rose png vector; kırmızı gül png vektör; rote rose png vektor; rose rouge png vecteur; transparent red rose; şeffaf kırmızı gül; rot rose transparent; rose rouge transparente; rose flower png; gül çiçeği png; rosenblüte png; fleur de rose png; romantic rose vector; romantik gül vektör; romantische rose vektor; rose romantique vecteur; rose graphic; gül grafiği; rosengrafik; graphique rose;kırmızı gül arkaplan; red rose background; rote rose hintergrund; fond rouge rose; rose png indir<br />
<br />
-------------<br />
<br />
red rose png vector, kırmızı gül png vektör, rote rose png vektor, rose rouge png vecteur, transparent red rose, şeffaf kırmızı gül, rot rose transparent, rose rouge transparente, rose flower png, gül çiçeği png, rosenblüte png, fleur de rose png, romantic rose vector, romantik gül vektör, romantische rose vektor, rose romantique vecteur, rose graphic, gül grafiği, rosengrafik, graphique rose,kırmızı gül arkaplan, red rose background, rote rose hintergrund, fond rouge rose, rose png indir<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P1]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44968</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 04:02:59 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44968</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P1<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461669cn.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461669cn.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461670kh.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461670kh.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461671bc.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461671bc.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461672fj.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461672fj.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461673me.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461673me.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461674hl.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461674hl.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461675ae.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461675ae.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461676zu.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461676zu.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461677pu.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461677pu.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
red rose png vector; kırmızı gül png vektör; rote rose png vektor; rose rouge png vecteur; transparent red rose; şeffaf kırmızı gül; rot rose transparent; rose rouge transparente; rose flower png; gül çiçeği png; rosenblüte png; fleur de rose png; romantic rose vector; romantik gül vektör; romantische rose vektor; rose romantique vecteur; rose graphic; gül grafiği; rosengrafik; graphique rose;kırmızı gül arkaplan; red rose background; rote rose hintergrund; fond rouge rose; rose png indir<br />
<br />
-------------<br />
<br />
red rose png vector, kırmızı gül png vektör, rote rose png vektor, rose rouge png vecteur, transparent red rose, şeffaf kırmızı gül, rot rose transparent, rose rouge transparente, rose flower png, gül çiçeği png, rosenblüte png, fleur de rose png, romantic rose vector, romantik gül vektör, romantische rose vektor, rose romantique vecteur, rose graphic, gül grafiği, rosengrafik, graphique rose,kırmızı gül arkaplan, red rose background, rote rose hintergrund, fond rouge rose, rose png indir<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
PNG Rose PNG Gül Resimleri Renk Renk Güller V061120260735P1<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461669cn.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461669cn.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461670kh.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461670kh.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461671bc.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461671bc.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461672fj.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461672fj.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461673me.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461673me.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461674hl.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461674hl.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461675ae.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461675ae.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461676zu.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461676zu.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51461677pu.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 51461677pu.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
red rose png vector; kırmızı gül png vektör; rote rose png vektor; rose rouge png vecteur; transparent red rose; şeffaf kırmızı gül; rot rose transparent; rose rouge transparente; rose flower png; gül çiçeği png; rosenblüte png; fleur de rose png; romantic rose vector; romantik gül vektör; romantische rose vektor; rose romantique vecteur; rose graphic; gül grafiği; rosengrafik; graphique rose;kırmızı gül arkaplan; red rose background; rote rose hintergrund; fond rouge rose; rose png indir<br />
<br />
-------------<br />
<br />
red rose png vector, kırmızı gül png vektör, rote rose png vektor, rose rouge png vecteur, transparent red rose, şeffaf kırmızı gül, rot rose transparent, rose rouge transparente, rose flower png, gül çiçeği png, rosenblüte png, fleur de rose png, romantic rose vector, romantik gül vektör, romantische rose vektor, rose romantique vecteur, rose graphic, gül grafiği, rosengrafik, graphique rose,kırmızı gül arkaplan, red rose background, rote rose hintergrund, fond rouge rose, rose png indir<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Calligraphy Arapca Hat Yazili Dini Grafik Resim V021120261203 Orange Serisi]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44967</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 04:00:02 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44967</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Calligraphy Arapca Hat Yazili Dini Grafik Resim V021120261203 Orange Serisi<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453269wn.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453269wn.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453270xo.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453270xo.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453271sk.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453271sk.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453272iu.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453272iu.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453273cj.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453273cj.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453274lm.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453274lm.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453275ka.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453275ka.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453276jo.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453276jo.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453277wc.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453277wc.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Calligraphy,Allah,Muhammed,Resim,dini,islam,islamic,religiöse,hatyazisi,diniresim,Hat,Hatsanatı,hatyazısı,tezhib,rasit,RasitTunca,<br />
RaşitTunca,Kelimei Tevhid,Kelimei Tevhid Yazılı,Salavat Yazılı,Allah Yazılı,Muhammed Yazılı,Besmele Yazılı,Metal İşleme, Kaligrafi, <br />
Altın Metal Tasarım, İslami Sanat, CNC, Dekorasyon, El Sanatları,golden,Altın,AltınÇerçeveli,goldenframes,cadres,golden,Altınlı,<br />
silver,gümüş,red,yellow,green,blue,pink,purple,orange,</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Calligraphy Arapca Hat Yazili Dini Grafik Resim V021120261203 Orange Serisi<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453269wn.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453269wn.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453270xo.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453270xo.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453271sk.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453271sk.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453272iu.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453272iu.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453273cj.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453273cj.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453274lm.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453274lm.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453275ka.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453275ka.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453276jo.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453276jo.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51453277wc.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51453277wc.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
Calligraphy,Allah,Muhammed,Resim,dini,islam,islamic,religiöse,hatyazisi,diniresim,Hat,Hatsanatı,hatyazısı,tezhib,rasit,RasitTunca,<br />
RaşitTunca,Kelimei Tevhid,Kelimei Tevhid Yazılı,Salavat Yazılı,Allah Yazılı,Muhammed Yazılı,Besmele Yazılı,Metal İşleme, Kaligrafi, <br />
Altın Metal Tasarım, İslami Sanat, CNC, Dekorasyon, El Sanatları,golden,Altın,AltınÇerçeveli,goldenframes,cadres,golden,Altınlı,<br />
silver,gümüş,red,yellow,green,blue,pink,purple,orange,</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Calligraphy Arapca Hat Yazılı Dini Grafik Resim Red Edition V041020260116]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44966</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2026 03:58:54 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44966</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Calligraphy Arapca Hat Yazılı Dini Grafik Resim Red Edition V041020260116<br />
<br />
Resimi Tam Boyut Görmek için Üstüne Tıkla<br />
<br />
Resmin üzerine tıkladığınızda veya dokunduğunuzda <br />
görsel orijinal boyutlarında yeni bir sekmede ya da <br />
ekran içinde büyütülmüş olarak açılır.<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362387yj.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362387yj.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362388or.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362388or.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362389qa.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362389qa.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362390cq.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362390cq.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362391ls.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362391ls.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362392zp.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362392zp.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362393zg.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362393zg.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362394oh.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362394oh.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362396qk.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362396qk.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<br />
Allah Hat Yazılı,Allah Yazılı,Muhammed Hat Yazılı,Muhammed Yazılı, Muhammed, Calligraphy, Dini Resim, Dini, islam, islamic, religiöse,<br />
İslami sanat; Kelime-i Tevhid; Hat sanatı; Allah; Muhammed; Dini görsel; Camii dekoru; İslami tablo; Glossy buton; Tezhip sanatı<br />
Islamic art; Arabic calligraphy; Allah; Prophet Muhammad; Islamic decor; Glossy button; Religious background; Islamic ornament; Arabic typography; Islamic pattern<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Calligraphy Arapca Hat Yazılı Dini Grafik Resim Red Edition V041020260116<br />
<br />
Resimi Tam Boyut Görmek için Üstüne Tıkla<br />
<br />
Resmin üzerine tıkladığınızda veya dokunduğunuzda <br />
görsel orijinal boyutlarında yeni bir sekmede ya da <br />
ekran içinde büyütülmüş olarak açılır.<br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362387yj.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362387yj.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362388or.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362388or.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362389qa.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362389qa.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362390cq.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362390cq.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362391ls.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362391ls.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362392zp.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362392zp.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362393zg.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362393zg.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362394oh.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362394oh.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://up.picr.de/51362396qk.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 51362396qk.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<br />
<br />
Allah Hat Yazılı,Allah Yazılı,Muhammed Hat Yazılı,Muhammed Yazılı, Muhammed, Calligraphy, Dini Resim, Dini, islam, islamic, religiöse,<br />
İslami sanat; Kelime-i Tevhid; Hat sanatı; Allah; Muhammed; Dini görsel; Camii dekoru; İslami tablo; Glossy buton; Tezhip sanatı<br />
Islamic art; Arabic calligraphy; Allah; Prophet Muhammad; Islamic decor; Glossy button; Religious background; Islamic ornament; Arabic typography; Islamic pattern<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İstiğfar nedir, nasıl yapılır? Kur'an-ı Kerim, hadis-i şerifler ışığında istiğfar]]></title>
			<link>https://zakirun.de/showthread.php?tid=44958</link>
			<pubDate>Thu, 05 Nov 2026 05:02:48 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://zakirun.de/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://zakirun.de/showthread.php?tid=44958</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">[attachment=267361]<br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NASR SURESİNDEKİ “O'NA İSTİĞFAR ET” EMRİ</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiğfar nedir, nasıl yapılır? Kur'an-ı Kerim, hadis-i şerifler ve rivayetler ışığında istiğfarın hakikati</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca Anlatıyor</span><br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. NASR SURESİ'NİN SON AYETİNDEKİ “O'NA İSTİĞFAR ET” EMRİ NE ANLAMA GELİR?</span></span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ, Resûlullah Efendimize (s.a.v.) şöyle buyurur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NASR SURESİ, 1-3. AYETLER</span><br />
<br />
إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ ۝ وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا ۝ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ ۚ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkçe meali:</span><br />
<br />
1. Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde,<br />
<br />
2. İnsanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiklerini gördüğünde,<br />
<br />
3. Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir.<br />
<br />
Buradaki son ayetin en önemli emirlerinden biri şudur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَاسْتَغْفِرْهُ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VESTAĞFİRHÜ</span><br />
<br />
O'ndan mağfiret dile, O'na istiğfar et.</div>
<br />
Buradaki zamir Allah Teâlâ'ya dönmektedir. Yani Allah, Peygamber Efendimize (s.a.v.) doğrudan doğruya kendisinden bağışlanma dilemesini emretmektedir.<br />
<br />
Burada üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir incelik vardır:<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Allah'ın en sevgili kulu, günahlardan korunmuş peygamberi olduğu hâlde kendisine istiğfar etmesi emredilmiştir.<br />
<br />
Öyleyse istiğfar yalnızca günahkârların, hata edenlerin veya büyük günah işlemiş insanların yapacağı bir ibadet değildir. İstiğfar, kulun Rabbi karşısındaki kulluk şuurunun, acziyetinin, tevazusunun ve Allah'a yönelişinin de bir ifadesidir.<br />
<br />
Nasr Suresi'nin bu emri bize şunu öğretmektedir:<br />
<br />
İnsan başarıya ulaştığında, Allah'ın yardımına mazhar olduğunda, bir hayrı tamamladığında ve güzel bir netice elde ettiğinde dahi Rabbini tesbih etmeli, O'na hamdetmeli ve O'ndan mağfiret dilemelidir.<br />
<br />
Çünkü kulun elde ettiği her nimet Allah'ın lütfudur. Kul ise ne kadar ibadet ederse etsin, Allah'ın hakkını gerektiği gibi yerine getirebilmiş değildir.<br />
<br />
Nasr Suresi'ndeki bu emir, dolayısıyla yalnızca günahların bağışlanmasını istemek değil, kullukta eksik kalan yönlerimizi de Allah'ın affına havale etmektir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. İSTİĞFAR KELİMESİNİN ARAPÇA YAZILIŞI, OKUNUŞU VE MANASI</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar kelimesi Arapça kökenlidir. غ ف ر (Ğ-F-R) kökünden gelir.<br />
<br />
Bu kökün temel anlamları örtmek, korumak, bağışlamak ve günahın kötü neticesinden muhafaza etmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiğfarın Arapça yazılışı:</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اِسْتِغْفَارٌ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> İstiğfâr.</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiil olarak:</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اِسْتَغْفَرَ</span></span><br />
<br />
İsteğfara: Bağışlanma diledi.</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiğfar etmek:</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اِسْتَغْفَرَ اللّٰهَ</span></span><br />
<br />
İstağferallâh: Allah'tan mağfiret diledi.</div>
<br />
Burada önemli bir mana inceliği bulunmaktadır: Mağfiret, yalnızca günahın affedilmesini istemek değildir. Aynı zamanda kulun günahının kötü neticelerinden, utandırıcı sonuçlarından ve ilahî azabından korunmasını da istemesidir.<br />
<br />
Dolayısıyla istiğfar, kulun Allah'a şöyle yönelmesidir:<br />
<br />
Ya Rabbi! Ben hata ettim. Sen ise affedicisin. Günahımı bağışla, kusurumu ört, beni günahımın kötü neticelerinden muhafaza et ve rahmetinden mahrum bırakma.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EN KISA VE EN YAYGIN İSTİĞFAR</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESTAĞFİRULLAH</span><br />
<br />
Allah'tan bağışlanma dilerim.</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kelime kelime:</span><br />
<br />
أَسْتَغْفِرُ – Estağfiru: Bağışlanma diliyorum.<br />
<br />
اللّٰهَ – Allah: Allah'tan.<br />
<br />
Bu ifade, istiğfarın en kısa ve öz şekillerinden biridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİR DİĞER YAYGIN İSTİĞFAR</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> Estağfirullâhe ve etûbü ileyh.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span> Allah'tan bağışlanma diler ve O'na tövbe ederim.</div>
<br />
Bu ifadede iki önemli yön bir araya gelir:<br />
<br />
- İstiğfar: İşlenmiş hataların bağışlanmasını istemek.<br />
- Tövbe: Günahı terk ederek Allah'a yönelmek ve O'na dönmek.<br />
<br />
Bu sebeple istiğfar ve tövbe birbirini tamamlayan iki önemli kulluk hâlidir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. İSTİĞFAR İLE TÖVBE ARASINDAKİ FARK NEDİR?</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar ile tövbe birbirine çok yakın kavramlar olmakla beraber aynı manayı ifade etmezler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiğfar,</span> Allah'tan günahların ve kusurların bağışlanmasını dilemektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tövbe,</span> işlenen günahtan vazgeçerek Allah'a dönmek, pişmanlık duymak ve bir daha aynı günaha dönmemeye azmetmektir.<br />
<br />
Bunları bir örnekle açıklayalım:<br />
<br />
Bir insan bir günah işlediğinde, Estağfirullah diyerek Allah'tan bağışlanma diler. Fakat aynı günahı işlemeye devam etmeyi düşünüyorsa, burada gerçek anlamda tövbenin gerektirdiği dönüş henüz gerçekleşmemiştir.<br />
<br />
Samimi tövbe için:<br />
<br />
1. Günahı terk etmek.<br />
2. İşlediği günahtan dolayı pişmanlık duymak.<br />
3. Bir daha o günaha dönmemeye samimiyetle karar vermek.<br />
4. Kul hakkı söz konusuysa hakkı sahibine iade etmek veya helallik almak gerekir.<br />
<br />
Elbette insan tekrar hata edebilir. Böyle bir durumda ümitsizliğe düşmek değil, yeniden samimiyetle Allah'a yönelmek gerekir.<br />
<br />
Çünkü Allah'ın tövbe kapısı kullarına açıktır. Nitekim Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) Allah'ın gece ve gündüz tövbe eden kullarını kabul ettiğini bildirmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Müslim, 2759.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. KUR'AN-I KERİM'DE İSTİĞFARIN YERİ VE ÖNEMİ</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar, Kur'an-ı Kerim'de birçok ayette doğrudan emredilmiş, peygamberlerin dualarında yer almış ve müminlerin önemli özelliklerinden biri olarak zikredilmiştir.<br />
<br />
Kur'an'da istiğfarın yalnızca günahların bağışlanması için değil, rahmete, berekete, Allah'ın yardımına ve kurtuluşa vesile olan bir kulluk olduğu da bildirilmiştir.<br />
<br />
Şimdi bu ayetleri inceleyelim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. NASR SURESİ, 3. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ ۚ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Fe sebbih bihamdi Rabbike vestağfirh. İnnehû kâne tevvâbâ.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir.</div>
<br />
Bu ayet, istiğfarın Kur'an'daki en dikkat çekici emirlerinden biridir.<br />
<br />
Burada Allah Teâlâ, tesbih ve hamdin hemen ardından istiğfarı zikretmektedir.<br />
<br />
Bunun üzerinde düşünmek gerekir. Kul Allah'ı tesbih eder, O'na hamd eder, O'nun büyüklüğünü ve kusursuzluğunu kabul eder. Ardından kendi kulluğundaki eksiklikleri görerek Allah'tan mağfiret diler.<br />
<br />
Böylece tesbih, hamd ve istiğfar aynı kulluk bütünlüğü içerisinde birleşir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. ÂL-İ İMRÂN SURESİ, 17. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">الصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنْفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْأَسْحَارِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Es-sâbirîne ves-sâdikîne vel-kânitîne vel-münfikîne vel-müstağfirîne bil-eshâr.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Sabredenler, doğru olanlar, gönülden itaat edenler, Allah yolunda harcayanlar ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.</div>
<br />
Burada özellikle seher vakitlerinde istiğfar eden kullardan bahsedilmektedir.<br />
<br />
Seher vakti, gecenin son bölümüdür. İnsanların büyük çoğunluğunun uykuda olduğu bu vakitte uyanarak Allah'a yönelmek, kulun samimiyetini ve Rabbine olan bağlılığını gösteren güzel amellerdendir.<br />
<br />
Kur'an'ın müminleri anlatırken seherlerde istiğfar edenleri ayrıca zikretmesi, bu ibadetin ne kadar kıymetli olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. ÂL-İ İMRÂN SURESİ, 135. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Vellezîne izâ fealû fâhişeten ev zalemû enfüsehüm zekerullâhe festağferû lizünûbihim. Ve men yağfiruz-zünûbe illallâh?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Onlar çirkin bir iş yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlar, hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir?</div>
<br />
Bu ayet istiğfarın çok önemli bir yönünü ortaya koymaktadır.<br />
<br />
Mümin hata edebilir. Ancak mümini diğerlerinden ayıran özelliklerden biri, hatasında ısrar etmemesi ve Allah'ı hatırlayarak O'na yönelmesidir.<br />
<br />
Ayetin devamında, bile bile yaptıkları yanlışlarda ısrar etmeyenler övülmektedir.<br />
<br />
Demek ki istiğfar, sadece dille söylenen bir kelime değil, insanın davranışlarında da karşılığı bulunması gereken bir kulluktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. NİSÂ SURESİ, 106. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَاسْتَغْفِرِ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Vestağfirillâh. İnnallâhe kâne gafûran rahîmâ.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.</div>
<br />
Bu ayet, doğrudan Allah'tan mağfiret dilemeyi emretmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. HÛD SURESİ, 3. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَأَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا إِلَىٰ أَجَلٍ مُسَمًّى</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Ve enistağfirû Rabbeküm sümme tûbû ileyh. Yümetti'küm metâan hasenen ilâ ecelin müsemmâ.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatsın.</div>
<br />
Bu ayette istiğfar ile tövbenin peş peşe zikredilmesi dikkat çekicidir.<br />
<br />
İnsan önce bağışlanma diler, ardından hayatını Allah'ın istediği istikamete döndürür.<br />
<br />
Ayet, bu yönelişin güzel bir hayatla ilişkisine de işaret etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. NÛH SURESİ, 10-12. AYETLER</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا ۝ يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا ۝ وَيُمْدِدْكُمْ بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ أَنْهَارًا</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Fe kultü'stağfirû Rabbeküm. İnnehû kâne ğaffârâ.<br />
<br />
Yürsilis-semâe aleyküm midrârâ.<br />
<br />
Ve yüm didküm bi-emvâlin ve benîne ve yec'al leküm cennâtin ve yec'al leküm enhârâ.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Dedim ki: Rabbinizden bağışlanma dileyin. Çünkü O çok bağışlayandır.<br />
<br />
Üzerinize bol bol yağmur göndersin.<br />
<br />
Mallarınızı ve çocuklarınızı çoğaltsın, sizin için bahçeler var etsin ve sizin için ırmaklar akıtsın.</div>
<br />
Bu ayetler, Hz. Nûh'un (a.s.) kavmine yaptığı daveti anlatmaktadır.<br />
<br />
Burada istiğfarın rahmet, yağmur, rızık, mal, evlat, bahçeler ve ırmaklarla birlikte zikredildiğini görüyoruz.<br />
<br />
Bundan şu ders çıkarılmalıdır: İstiğfar, yalnızca ahiret hayatıyla ilgili bir ibadet değildir. Allah'ın rahmetini ve bereketini istemenin de yollarından biridir.<br />
<br />
Ancak bu ayetler, her istiğfar edenin mutlaka belirli miktarda mal veya evlat sahibi olacağı şeklinde anlaşılmamalıdır. Allah'ın lütfu hikmetine bağlıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. ZÜMER SURESİ, 53. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Kul yâ ibâdiyellezîne esrafû alâ enfüsihim lâ taknetû min rahmetillâh. İnnallâhe yağfiruz-zünûbe cemîâ. İnnehû hüvel-ğafûrur-rahîm.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
De ki: Ey kendilerine karşı aşırı giderek günah işleyen kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.</div>
<br />
Bu ayet, günahları sebebiyle Allah'ın rahmetinden ümidini kesen insanlar için büyük bir müjdedir.<br />
<br />
İnsan ne kadar hata etmiş olursa olsun, samimi bir şekilde Allah'a yönelmekten vazgeçmemelidir.<br />
<br />
Burada önemli olan, bu ayeti günah işlemeye izin veren bir ifade gibi anlamamaktır. Ayetin müjdesi, günahında ısrar edenlere değil, Allah'ın rahmetine dönmek isteyen kullara umut vermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. TAHRÎM SURESİ, 8. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Yâ eyyühellezîne âmenû tûbû ilallâhi tevbeten nasûhâ.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle, samimi bir tövbe ile tövbe edin.</div>
<br />
Bu ayet, tövbenin sadece sözden ibaret olmaması gerektiğini öğretmektedir.<br />
<br />
Samimi tövbe, kalbin pişmanlığını, iradenin dönüşünü ve davranışların düzelmesini beraberinde getirir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.V.) İSTİĞFAR HAKKINDAKİ HADİS-İ ŞERİFLERİ</span></span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de istiğfar emredildiği gibi Resûlullah Efendimizin hayatında da istiğfar çok önemli bir yer tutmuştur.<br />
<br />
Hatta Peygamber Efendimizin (s.a.v.) istiğfarı, bizler için en güzel örneklerden biridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. RESÛLULLAH EFENDİMİZ GÜNDE YÜZ DEFA İSTİĞFAR EDERDİ</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">إِنَّهُ لَيُغَانُ عَلَى قَلْبِي وَإِنِّي لَأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ فِي الْيَوْمِ مِائَةَ مَرَّةٍ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
İnnehû leyüğânü alâ kalbî ve innî leestağfirullâhe fil-yevmi mietete merratin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Bazen kalbimi bir hâl kaplar. Ben de günde yüz defa Allah'tan bağışlanma dilerim."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih Müslim, 2702.</div>
<br />
Bu hadis üzerinde çok düşünmek gerekir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) günde yüz defa istiğfar ettiğini bildirmektedir.<br />
<br />
Burada geçen kalbin örtülmesi veya kaplanması anlamındaki ğayn ifadesi, âlimler tarafından kalpte meydana gelen geçici hâller, meşguliyetler ve zikirdeki kesintiler gibi farklı şekillerde açıklanmıştır.<br />
<br />
Bunu Peygamberimizin günah işlediği şeklinde yorumlamak doğru değildir.<br />
<br />
Hadisin bizlere öğrettiği en önemli husus şudur:<br />
<br />
İnsan ne kadar yüksek bir kulluk derecesinde olursa olsun, Allah'ı anmaktan, O'na yönelmekten ve istiğfar etmekten müstağni değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. PEYGAMBER EFENDİMİZ GÜNDE YETMİŞTEN FAZLA İSTİĞFAR EDERDİ</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَاللَّهِ إِنِّي لَأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ فِي الْيَوْمِ أَكْثَرَ مِنْ سَبْعِينَ مَرَّةً</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Vallâhi innî leestağfirullâhe ve etûbü ileyhi fil-yevmi eksera min seb'îne merraten.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Allah'a yemin ederim ki ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan bağışlanma diler ve O'na tövbe ederim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Buhârî, 6307.</div>
<br />
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, yüz defa ve yetmişten fazla şeklindeki iki rivayetin birbirine aykırı olmadığıdır. Bunlar farklı sahabilerden gelen, farklı zamanlarda nakledilmiş rivayetlerdir.<br />
<br />
Her iki hadis de Resûlullah Efendimizin istiğfarı çokça yaptığını göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. NASR SURESİ İNDİKTEN SONRA PEYGAMBERİMİZİN İSTİĞFARI</span><br />
<br />
Hz. Âişe validemizden (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) rükû ve secdelerinde şu duayı çokça okurdu:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Sübhâneke Allâhümme Rabbenâ ve bihamdik. Allâhümmağfir lî.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Allah'ım! Rabbimiz! Seni noksanlıklardan tenzih ederim ve Sana hamd ederim. Allah'ım, beni bağışla.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Buhârî, 4967-4968; Sahih Müslim, 484.</div>
<br />
Hz. Âişe validemiz, Resûlullah'ın bu davranışının Nasr Suresi'nin indirilmesinden sonra gerçekleştiğini bildirmiştir.<br />
<br />
Bu rivayet, Nasr Suresi'nin son ayetindeki emrin Peygamber Efendimizin ibadet hayatında nasıl karşılık bulduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Allah'ın emri karşısında Resûlullah (s.a.v.) tesbih, hamd ve istiğfarı bir araya getirmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. SEYYİDÜ'L-İSTİĞFAR: İSTİĞFARIN EFENDİSİ</span><br />
<br />
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) öğrettiği en kapsamlı istiğfar dualarından biri Seyyidü'l-İstiğfar'dır.<br />
<br />
Bu dua, Buhârî'de sahih olarak rivayet edilmiştir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سَيِّدُ الِاسْتِغْفَارِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلَىٰ عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ، وَأَبُوءُ بِذَنْبِي، فَاغْفِرْ لِي، فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ</span></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkçe okunuşu:</span><br />
<br />
Allâhümme ente Rabbî, lâ ilâhe illâ ente. Halaktenî ve ene abdük. Ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü. Eûzü bike min şerri mâ sana'tü. Ebûü leke bi-ni'metike aleyye ve ebûü bi-zenbî. Fağfir lî fe innehû lâ yağfiruz-zünûbe illâ ente.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkçe manası:</span><br />
<br />
Allah'ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın ve ben Senin kulunum. Gücüm yettiği kadar Sana verdiğim söz ve ahit üzereyim. Yaptıklarımın kötülüğünden Sana sığınırım. Bana verdiğin nimetleri kabul ederim ve günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla. Çünkü günahları Senden başka bağışlayacak yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Buhârî, 6306. Şeddâd bin Evs (r.a.) rivayetidir.<br />
<br />
Bu duanın neden Seyyidü'l-İstiğfar, yani istiğfarların efendisi olarak isimlendirildiğini anlamak için içeriğine bakmak yeterlidir.<br />
<br />
Çünkü bu duada kul:<br />
<br />
- Allah'ın Rabbi olduğunu kabul eder.<br />
- Tevhidini ilan eder.<br />
- Kendisinin Allah'ın kulu olduğunu itiraf eder.<br />
- Allah'a verdiği söz ve ahdi hatırlar.<br />
- Yaptığı kötülüklerden Allah'a sığınır.<br />
- Allah'ın nimetlerini kabul eder.<br />
- Kendi günahını itiraf eder.<br />
- Yalnızca Allah'tan mağfiret ister.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu duayı gündüz inanarak okuyan ve akşam olmadan vefat eden kimsenin, gece inanarak okuyup sabah olmadan vefat eden kimsenin cennet ehlinden olacağını müjdelemiştir.<br />
<br />
Bu müjde, duanın yalnızca dil ile tekrarlanmasından ibaret değildir. Hadiste özellikle ona kesin bir iman ve gönülden bağlılıkla söylemek vurgulanmaktadır.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. İSTİĞFAR HAKKINDA DİĞER HADİSLER VE RİVAYETLER</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. ALLAH TÖVBE EDEN KULUNUN TÖVBESİNE SEVİNİR</span><br />
<br />
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَلَّهُ أَشَدُّ فَرَحًا بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ حِينَ يَتُوبُ إِلَيْهِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Allah, kulunun kendisine tövbe etmesine, sizden birinin kaybettiği bineğini bulduğunda duyduğu sevinçten daha fazla sevinir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Müslim, 2747.</div>
<br />
Bu hadis, Allah'ın kullarına olan rahmetinin ne kadar geniş olduğunu anlatmaktadır.<br />
<br />
Kulun günahı ne kadar büyük olursa olsun, samimi bir şekilde Allah'a dönmesi, Allah'ın rahmetinden ümit kesmemesi gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. GÜNAH İŞLEYEN KUL TEKRAR TÖVBE EDERSE</span><br />
<br />
Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilen kudsî hadiste, bir kul günah işledikten sonra Rabbinden bağışlanma diler. Allah onun günahını bağışlar. Kul tekrar günah işler ve yine Rabbinden bağışlanma diler. Allah yine onu bağışlar.<br />
<br />
Hadisin sonunda Allah Teâlâ'nın, kulunun kendisini bağışlayan bir Rabbi olduğunu bildiğini ifade ettiği nakledilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Buhârî, 7507; Sahih-i Müslim, 2758.<br />
<br />
Bu rivayetin manası, insanın günah işlemeye devam edip nasıl olsa affedileceğini düşünmesi değildir.<br />
<br />
Bilakis, insanın günah karşısında ümitsizliğe kapılmaması, her defasında samimiyetle Allah'a dönmesi gerektiğidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. GÜNAHINDAN DOLAYI İSTİĞFAR EDEN KİMSE</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">كُلُّ بَنِي آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Küllü benî Âdeme hattâûn ve hayrul-hattâîne't-tevvâbûn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Âdemoğullarının hepsi hata eder. Hata edenlerin en hayırlıları ise çokça tövbe edenlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Câmiu't-Tirmizî, 2499. Hadis hasen olarak değerlendirilmiştir.</div>
<br />
Burada insanın hatasız olamayacağı, asıl faziletin hatadan sonra Allah'a yönelmekte bulunduğu anlatılmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. İSTİĞFARIN RIZIK VE BEREKETE VESİLE OLMASI</span><br />
<br />
Yukarıda Nûh Suresi'nin 10-12. ayetlerinde gördüğümüz gibi, Hz. Nûh (a.s.) kavmini istiğfara davet etmiş ve Allah'ın yağmur, mal, evlat ve nimetler vereceğini bildirmiştir.<br />
<br />
Bu konuyla ilgili olarak Tirmizî'de de şu rivayet bulunmaktadır:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ الْعَظِيمَ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Estağfirullâhel-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel-Hayyül-Kayyûm ve etûbü ileyh.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Kendisinden başka ilah bulunmayan, daima diri ve bütün varlıkları ayakta tutan yüce Allah'tan bağışlanma diler ve O'na tövbe ederim.</div>
<br />
Bu istiğfar hakkında Tirmizî'de bir rivayet bulunmaktadır. Tirmizî, rivayeti garib olarak nitelemiş; Darusselâm tahkikinde hasen olarak derecelendirilmiştir.<br />
<br />
Burada hadislerin sıhhat derecelerini birbirinden ayırmak önemlidir. Her duyulan istiğfar rivayetini sahih hadis olarak kabul etmek doğru değildir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. İSTİĞFAR NASIL EDİLİR? İSTİĞFARIN EDEBİ VE USULÜ</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar etmek için mutlaka belirli bir mekânda bulunmak, özel bir kıyafet giymek veya belli bir merasim gerçekleştirmek gerekmez.<br />
<br />
Kul, her zaman ve her yerde Allah'tan bağışlanma dileyebilir.<br />
<br />
Ancak istiğfarın bir edebi, bir şuur ve bir kulluk anlayışı vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci merhale: Günahı ve kusuru kabul etmek.</span><br />
<br />
İnsan önce kendi kusurunu görmelidir. Kendini daima haklı görmek, hatalarını başkalarına yüklemek ve nefsini temize çıkarmak istiğfar şuuruna aykırıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci merhale: Allah'ın huzurunda tevazu göstermek.</span><br />
<br />
Kul, Allah'ın büyüklüğünü ve kendi acziyetini idrak etmelidir.<br />
<br />
Estağfirullah derken yalnızca bir kelimeyi tekrar etmemeli, gerçekten bağışlanmaya muhtaç olduğunu bilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üçüncü merhale: Pişmanlık duymak.</span><br />
<br />
İşlenen günahın yanlış olduğunu kalben kabul etmek, samimi tövbenin temelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dördüncü merhale: Allah'tan mağfiret istemek.</span><br />
<br />
Kul, Allah'ın isim ve sıfatlarını hatırlayarak O'na dua etmelidir.<br />
<br />
Örneğin:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">يَا غَفُورُ اغْفِرْ لِي</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yâ Ğafûru, iğfir lî.</span><br />
<br />
Ey çok bağışlayan Allah'ım, beni bağışla.</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beşinci merhale: Günahı terk etmek ve düzelmek.</span><br />
<br />
Gerçek istiğfarın insanın hayatına yansıması gerekir. İnsan, yanlışlarından dönmeye ve kendisini düzeltmeye gayret etmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSTİĞFAR EDERKEN ELLER KALDIRILIR MI?</span><br />
<br />
İstiğfar, namazın dışında otururken, yürürken, çalışırken veya yatarken yapılabilir.<br />
<br />
Allah'a dua ederken elleri kaldırmak caiz ve dua adabındandır. Ancak istiğfarın mutlaka eller kaldırılarak yapılması gerektiğine dair genel bir şart yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSTİĞFAR İÇİN ABDEST GEREKİR Mİ?</span><br />
<br />
Hayır. İstiğfar etmek için abdest şart değildir.<br />
<br />
Abdestli olmak elbette güzel bir hâl olmakla birlikte, abdestsiz bir insanın da Allah'ı zikretmesi ve istiğfar etmesi mümkündür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSTİĞFAR İÇİN BELİRLİ BİR SAYI VAR MIDIR?</span><br />
<br />
İstiğfarın kendisi için her durumda geçerli, zorunlu bir sayı belirlenmemiştir.<br />
<br />
Ancak Peygamber Efendimizin (s.a.v.) günde yüz defa istiğfar ettiğine dair sahih rivayet bulunmaktadır.<br />
<br />
Dolayısıyla yüz defa istiğfar etmek sünnetten dayanağı bulunan güzel bir uygulamadır.<br />
<br />
Bunun dışında kişi gücü yettiği kadar daha fazla da istiğfar edebilir.<br />
<br />
Önemli olan sayıdan önce ihlas, devamlılık ve kalbin Allah'a yönelmesidir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. İSTİĞFARIN EN FAZİLETLİ VAKİTLERİ</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar her zaman yapılabilir. Bununla birlikte Kur'an ve sünnette bazı vakitlerin özellikle ön plana çıkarıldığını görüyoruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. SEHER VAKTİ</span><br />
<br />
Âl-i İmrân Suresi 17. ayette seherlerde istiğfar eden müminler övülmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. GECENİN SON ÜÇTE BİRİ</span><br />
<br />
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), gecenin son üçte birinde Allah'ın rahmet ve mağfiretinin tecellisine ilişkin müjdeyi bildirmiştir. Bu hadis Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim'de rivayet edilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. NAMAZLARIN ARDINDAN</span><br />
<br />
Namazın ardından üç defa Estağfirullah demek, Peygamber Efendimizin sünnetindendir.<br />
<br />
Namazdan selam verdikten sonra:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ<br />
<br />
أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ<br />
<br />
أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah.</span></div>
<br />
Ardından şu dua okunur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Allah'ım! Sen selâmsın, selâmet Sendendir. Ey celâl ve ikram sahibi Allah'ım, Sen mübareksin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih Müslim, 591.</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. GÜNAH İŞLENDİĞİ ZAMAN</span><br />
<br />
İnsan bir hata yaptığını fark ettiği anda istiğfar etmeli, tövbesini ertelememelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. GÜNÜN HER ANINDA</span><br />
<br />
İstiğfar yalnızca belli vakitlere mahsus değildir. İnsan günlük işleriyle meşgulken de Allah'ı zikredebilir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. İSTİĞFARIN MANEVİ VE TASAVVUFİ BOYUTU</span></span></span><br />
<br />
İstiğfarın zahirî manası, Allah'tan günahların bağışlanmasını dilemektir. Ancak bu ibadetin manevi ve tasavvufi yönüne baktığımızda daha derin bir kulluk anlayışıyla karşılaşırız.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda insanın en büyük mücadelelerinden biri nefsini tanımak, kusurlarını görmek ve kalbini Allah'tan uzaklaştıran hâllerden arındırmaktır.<br />
<br />
İşte istiğfar, bu mücadelenin önemli vasıtalarından biridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A. İSTİĞFAR, NEFSİN KENDİSİNİ TEMİZE ÇIKARMASINI ENGELLER</span><br />
<br />
İnsanın nefsinde kendisini beğenme, yaptıklarını yeterli görme ve kusurlarını görmezden gelme eğilimi bulunabilir.<br />
<br />
Kişi bazen çok ibadet ettiği için kendisini başkalarından üstün görebilir. Bazen yaptığı hayırları büyütür, bazen de başkalarının kusurlarını görürken kendi kusurlarını unutur.<br />
<br />
İstiğfar, insanı bu anlayıştan uzaklaştırır.<br />
<br />
Çünkü istiğfar eden kişi, Rabbi karşısında daima eksik ve muhtaç olduğunu kabul eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B. İSTİĞFAR, KALBİN GAFL ETTEN UYANMASINA VESİLEDİR</span><br />
<br />
İnsan sadece büyük günahlarla değil, günlük hayatın içinde meydana gelen gafletle de karşı karşıyadır.<br />
<br />
Dünya işleri, mal mülk, geçim kaygısı, insanlar arasındaki münasebetler ve çeşitli meşguliyetler insanın kalbini Allah'ı anmaktan uzaklaştırabilir.<br />
<br />
İstiğfar, insanın tekrar Rabbini hatırlamasına ve kalbini O'na yöneltmesine vesile olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">C. İSTİĞFAR, İBADETLERDEKİ EKSİKLİKLERİN FARKINA VARMAKTIR</span><br />
<br />
Bir insan namaz kılabilir, Kur'an okuyabilir, zikir yapabilir ve hayır işleyebilir.<br />
<br />
Fakat yaptığı ibadetlerin içinde de eksiklikler bulunabilir.<br />
<br />
Namazda huşû eksikliği, zikirde gaflet, hayırda riya tehlikesi veya kullukta ihlas noksanlığı meydana gelebilir.<br />
<br />
Bu sebeple insan yalnızca işlediği günahlar için değil, ibadetlerindeki eksiklikler için de Allah'tan mağfiret dilemelidir.<br />
<br />
Nasr Suresi'nde zafer ve fetih gibi büyük bir nimet karşısında dahi istiğfarın emredilmesi, bu bakımdan çok manidardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">D. İSTİĞFAR, KALBİN ALLAH'A DÖNÜŞÜDÜR</span><br />
<br />
Tasavvufî anlayışta insanın manevi yolculuğu, kalbin Allah'a yönelmesiyle anlam kazanır.<br />
<br />
İstiğfar, bu yönelişin sürekli yenilenmesidir.<br />
<br />
Kul her Estağfirullah dediğinde, Rabbine muhtaç olduğunu, O'nun affına ve merhametine sığındığını yeniden ifade eder.<br />
<br />
Burada esas olan, yalnızca dilin hareket etmesi değil, kalbin de bu manaya iştirak etmesidir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10. İSTİĞFARIN KABULÜNE ENGEL OLABİLECEK HÂLLER</span></span></span><br />
<br />
İstiğfarın çokça yapılması elbette güzeldir. Fakat insanın bazı davranışlarına da dikkat etmesi gerekir.<br />
<br />
- Günahı terk etmeden yalnızca dille bağışlanma dilemek.<br />
- Günah işlemeye devam etmeyi normal görmek.<br />
- Başkalarının haklarını ihlal etmek ve bunu düzeltmeye çalışmamak.<br />
- İstiğfarı sadece dünyevî menfaat elde etmek için bir araç hâline getirmek.<br />
- Allah'ın rahmetinden ümit kesmek.<br />
- Kendisini başkalarından üstün görerek onların günahlarıyla meşgul olmak.<br />
<br />
Özellikle kul hakkı meselesi önemlidir.<br />
<br />
Bir insan başka birinin malını haksız yere almışsa, yalnızca Estağfirullah demesi yeterli değildir. Hakkı sahibine geri vermesi gerekir.<br />
<br />
Bir insan bir başkasına zulmetmişse, mümkün olduğu ölçüde bu zulmü telafi etmeli ve helallik istemelidir.<br />
<br />
İstiğfar, insanı yalnızca Allah ile olan münasebetinde değil, insanlarla olan münasebetinde de düzeltmelidir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11. GÜNLÜK HAYATTA UYGULANABİLECEK İSTİĞFAR PROGRAMI</span></span></span><br />
<br />
İstiğfarı günlük hayatın bir parçası hâline getirmek isteyen kimseler için şu uygulama güzel bir başlangıç olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SABAH – GÜNE BAŞLARKEN</span><br />
<br />
- 3 defa Estağfirullah.<br />
- 1 defa Seyyidü'l-İstiğfar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NAMAZLARDAN SONRA</span><br />
<br />
- 3 defa Estağfirullah.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜN İÇERİSİNDE</span><br />
<br />
- 100 defa Estağfirullah.<br />
- Dilerseniz Estağfirullâhe ve etûbü ileyh.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GECE YATMADAN ÖNCE</span><br />
<br />
- Gün içerisinde yapılan hataları düşünmek.<br />
- Samimiyetle tövbe etmek.<br />
- Seyyidü'l-İstiğfar okumak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Not:</span> Bu, kişisel bir uygulama önerisidir; belirtilen sayıların tamamı için ayrı bir sünnet veya özel sevap vaadi bulunduğu iddia edilmemektedir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12. İSTİĞFARIN HAKİKATİ: DİL, KALP VE AMEL BİRLİĞİ</span></span></span><br />
<br />
Buraya kadar anlattıklarımızdan sonra istiğfarın üç önemli boyutunu bir arada değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİRİNCİSİ: DİLİN İSTİĞFARI</span><br />
<br />
İnsan Estağfirullah der. Allah'tan bağışlanma diler. Bu, istiğfarın sözlü yönüdür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİSİ: KALBİN İSTİĞFARI</span><br />
<br />
İnsan yaptığı yanlışlardan pişmanlık duyar. Allah'ın büyüklüğünü, kendi kusurlarını ve O'nun mağfiretine olan ihtiyacını idrak eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜSÜ: AMELİN İSTİĞFARI</span><br />
<br />
İnsan yanlış davranışlarını terk eder. Haksızlıklarını düzeltir. Günahlarından uzaklaşır ve hayatını Allah'ın razı olacağı istikamete çevirmeye gayret eder.<br />
<br />
Bu üçü birleştiğinde istiğfar, insanın bütün hayatını etkileyen bir kulluk hâline dönüşür.<br />
<br />
Sadece dil ile söylenen istiğfar da bir zikirdir ve hayırlıdır. Ancak kalbin ve davranışların da bu zikre katılması, istiğfarın gerçek maksadına ulaşması bakımından önemlidir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13. NASR SURESİ'NİN SON AYETİNDEN ÇIKARACAĞIMIZ EN BÜYÜK DERS</span></span></span><br />
<br />
Şimdi tekrar Nasr Suresi'nin son ayetine dönelim:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ ۚ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا</span></span><br />
<br />
Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir.</div>
<br />
Bu ayetin bize verdiği ders yalnızca günahlarımız için bağışlanma dilemek değildir.<br />
<br />
Allah Teâlâ, Peygamber Efendimize (s.a.v.) büyük bir fetih ve insanların bölük bölük İslam'a girdiği bir zamanın ardından tesbih, hamd ve istiğfarı emretmiştir.<br />
<br />
Böylece müminlere de çok önemli bir kulluk ölçüsü öğretilmiştir:<br />
<br />
İnsan başarıya ulaşınca kendisini değil Allah'ı yüceltmelidir.<br />
<br />
Bir hayır işleyince bunu kendi gücünden bilmemeli, Allah'ın lütfu olarak görmelidir.<br />
<br />
İbadet edince kendisini kusursuz saymamalı, ibadetindeki eksiklikler için de Rabbinden mağfiret dilemelidir.<br />
<br />
Bir nimet elde edince şükretmeli, bir hata yaptığında tövbe etmelidir.<br />
<br />
İşte istiğfarın hakikati budur.<br />
<br />
İstiğfar, yalnızca günah işlemiş bir insanın sığınacağı bir kapı değil, Allah'a yakınlaşmak isteyen her müminin hayatı boyunca ihtiyaç duyduğu bir kulluk ibadetidir.<br />
<br />
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) günde yetmişten fazla ve başka bir rivayette yüz defa istiğfar ettiğini bildirmiştir.<br />
<br />
Öyleyse bizler de istiğfarı hayatımızdan çıkarmamalı, dilimizi Allah'ın zikriyle meşgul ederken kalbimizi de O'na yöneltmeliyiz.<br />
<br />
Allah'ın mağfiretinden ümit kesmemeli, günahlarımızı küçük görmemeli ve hiçbir zaman tövbe kapısını kendimize kapatmamalıyız.<br />
<br />
Nasr Suresi Bağlamında İstiğfar: Anlamı, Mahiyeti ve Kur’an-Hadis Işığında Derinlemesine Bir Tahlil<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özet</span><br />
İstiğfar, kulun işlediği hata ve günahlardan dolayı Yüce Allah’tan bağışlanma dilemesi, O’na yönelerek af talep etmesidir. Nasr Suresi’nin son ayetinde geçen “فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ” (Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile) emri, zafer ve fetih anında bile kulun kendini aciz görmesi ve Allah’a sığınması gerektiğini gösteren temel bir ilkedir. Bu makalede, istiğfarın Arapça ve Türkçe yazılışı, manası, Nasr Suresi’ndeki bağlamı, Kur’an’daki diğer örnekleri ve hadis rivayetlerindeki yeri incelenerek konunun dini boyutu derinlemesine ele alınacaktır.<br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. İstiğfar Nedir? Arapça ve Türkçe Yazılışı ile Manası</span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiğfar</span> </span>(الاستغفار), Arapça kökenli bir kelime olup “غفر” (ğ-f-r) kökünden türemiştir. Sözlükte “örtmek, gizlemek ve bağışlamak” anlamlarına gelen bu kök, istiğfar formunda “bağışlanma istemek, af dilemek” manasını kazanır. Dini terminolojide ise istiğfar, kulun işlediği günahlardan ve yaptığı hatalardan dolayı pişmanlık duyarak Allah’tan mağfiret niyaz etmesi, O’ndan af talep etmesidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça Yazılışı ve Okunuşu:</span></span><br />
İstiğfar kelimesinin Arapça yazılışı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“الاستغفار”</span> şeklindedir. Fiil olarak “istiğfar etmek” anlamında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“اِسْتَغْفِرْ”</span> (isteminde emir kipi) veya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“أَسْتَغْفِرُ”</span> (geniş zaman) formları kullanılır. En yaygın kullanılan istiğfar kalıbı ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ”</span> (Estağfirullah) olup “Allah’tan bağışlanma dilerim” demektir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Türkçe Manası:</span></span><br />
İstiğfar, “Allah’tan af ve mağfiret dilemek, günahların bağışlanmasını istemek” anlamına gelir. Nasr Suresi’nin son ayetinde geçen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“وَاسْتَغْفِرْهُ”</span> (vestağfirhü) ifadesi ise doğrudan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“O’ndan bağışlanma dile”</span> veya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“O’na istiğfar et”</span> şeklinde tercüme edilir. Buradaki zamir (hü), Yüce Allah’a racidir; yani “Allah’tan af dile” manasındadır.<a href="https://eyupsultancami.com/sure/nasr-suresi" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">[/url]<a href="https://quran.islamonline.net/translate-tr-110" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
<hr class="mycode_hr" />
2. Nasr Suresi’nin Son Ayeti Bağlamında “O’na İstiğfar Et” Ne Anlama Gelir?<br />
Nasr Suresi, Mekke’nin fethini ve insanların akın akın İslam’a girişini müjdeleyen, aynı zamanda Hz. Peygamber’in vefatının yaklaştığına işaret eden surelerden biridir. Sure, üç ayetten oluşur ve son ayette şöyle buyrulur:<a href="https://eyupsultancami.com/sure/nasr-suresi" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><a href="https://ar.lib.eshia.ir/41757/1/257" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا”</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“O halde Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir.”</span><a href="https://eyupsultancami.com/sure/nasr-suresi" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
Bu ayetteki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“O’na istiğfar et”</span> emri, son derece kritik bir bağlama sahiptir. İslam alimleri, bu emrin zafer ve fetih gibi büyük bir başarının hemen ardından gelmesini şöyle yorumlarlar: İnsan, en büyük başarıları elde ettiğinde bile kibre kapılmamalı, aksine kendi acizliğini ve kusurlarını görerek Allah’a sığınmalıdır. Hz. Ömer ve İbn Abbas gibi sahabiler, bu surenin Hz. Peygamber’in ecelinin yaklaştığına dair bir işaret olduğunu belirtmişlerdir; zira bir kulun görevi tamamlandığında, Rabbine hamd ve istiğfar ile yönelmesi en uygun davranıştır. Nitekim Hz. Peygamber, bu sure indikten sonra sık sık <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Sübhânallâhi ve bihamdihî, estağfirullâhe ve etûbü ileyh”</span></span> diyerek tesbih ve istiğfarda bulunmuştur.<br />
<hr class="mycode_hr" />
3. Kur’an-ı Kerim’de İstiğfar ile İlgili Ayetler<br />
Kur’an’da istiğfar, müminlerin temel vasıflarından biri olarak sunulur ve birçok ayette teşvik edilir. İşte konuyla ilgili bazı temel ayetler:<ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nasr Suresi, 110/3:</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir.”</span><br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Âl-i İmrân Suresi, 3/135:</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allah’tan başka günahları kim bağışlar ki? Onlar bile bile işledikleri günahta ısrar etmezler.”</span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nisâ Suresi, 4/110:</span> </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Kim bir kötülük yapar veya kendine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve merhametli bulur.”</span><br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Enfâl Suresi, 8/33:</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Onlar istiğfar ettikleri (bağışlanma diledikleri) sürece Allah onlara azap edecek değildir.”</span><br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Muhammed Suresi, 47/19:</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur. Kendi günahın için ve mümin erkekler ve mümin kadınlar için bağışlanma dile.”</span><br />
</li>
</ul>
Bu ayetler, istiğfarın sadece belirli anlarda değil, hayatın her evresinde ve özellikle hata sonrasında hemen başvurulması gereken bir sığınak olduğunu ortaya koymaktadır.<br />
<hr class="mycode_hr" />
4. Hadis Rivayetleri Işığında İstiğfarın Mahiyeti ve Önemi<br />
Hadis kaynakları, istiğfarın hem keyfiyeti hem de ehemmiyeti konusunda zengin bir miras sunar. Hz. Peygamber’in şahsi uygulamaları, istiğfarın sadece günahkarlar için değil, manevi derecesi en yüksek insanlar için bile vazgeçilmez bir ibadet olduğunu gösterir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Hz. Peygamber’in Günlük İstiğfarı:</span></span><br />
Hz. Peygamber, günahları bağışlanmış olmasına rağmen günde yetmiş ila yüz defa istiğfar ettiğini bildirmiştir. Ebû Hüreyre’den rivayet edilen bir hadiste şöyle buyurur:<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Vallahi ben Allah’a günde yetmiş defadan çok istiğfar ve tövbe ederdim.”</span> (Buhârî, Deavât, 3)<a href="https://binbaz.org.sa/audios/2652/586-%D9%85%D9%86-%D8%A8%D8%A7%D8%A8-%D8%A7%D9%84%D8%A7%D8%B3%D8%AA%D8%BA%D9%81%D8%A7%D8%B1" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><a href="https://dijital.diyanet.gov.tr/File/Download?path=4127_1.pdf&amp;id=4127#108#141#108" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
Bir başka rivayette ise <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ey insanlar! Allah’a tövbe ediniz. Ben günde yüz defa O’na tövbe ediyorum”</span> </span>buyurmuştur. Bu durum, istiğfarın bir ihtiyaçtan ziyade bir kulluk bilinci ve Rabb ile sürekli irtibat halinde olma hali olduğunu gösterir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) İstiğfarın Maddi ve Manevi Faydaları:</span></span><br />
İstiğfarın sadece ahiret azabından kurtulmaya değil, dünyevi sıkıntılardan kurtulmaya da vesile olduğu hadislerde müjdelenmiştir. Abdullah b. Abbas’tan rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Kim istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah ona her darlıktan bir çıkış yolu, her üzüntüden bir kurtuluş verir ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.”</span> (Ebû Dâvûd, Vitr, 26)<a href="https://dogm.eba.gov.tr/panel/upload/etkilesimli/kitap/islamahlak/unite5/files/basic-html/page12.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><a href="https://www.diyanethaber.com.tr/her-zaman-acik-olan-kapi-istigfar" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) İstiğfarın En Faziletlisi: “Seyyidü’l-İstiğfar”</span></span><br />
Hadis literatüründe <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Seyyidü’l-İstiğfar”</span></span> (İstiğfarın Efendisi) olarak nitelendirilen dua, istiğfarın zirvesini temsil eder. Şeddâd b. Evs’ten rivayet edilen hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“İstiğfarın en faziletlisi şu duadır: ‘Allah’ım! Sen benim Rabbimsin, senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın, ben senin kulunum. Gücüm yettiğince senin ahdinde ve vaadindeyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Üzerimdeki nimetini itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla, çünkü senden başka günahları bağışlayacak yoktur.’”</span> (Buhârî, Deavât, 2)<a href="https://www.diyanethaber.com.tr/seyyidul-istigfar" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><a href="http://www.muftiwp.gov.my/ms/artikel/irsyad-al-hadith/941-irsyad-al-hadith-siri-ke-168-penghulu-segala-istighfar#1" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
Bu duanın “efendi” olarak nitelendirilmesi, içerdiği tevhid akidesi, kulluk bilinci, nimet ve günahın itirafı gibi kapsamlı manalarından dolayıdır.<a href="http://www.muftiwp.gov.my/ms/artikel/irsyad-al-hadith/941-irsyad-al-hadith-siri-ke-168-penghulu-segala-istighfar#1" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) İstiğfarın Adabı:</span></span><br />
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın derlediği bilgilere göre, tövbe ve istiğfar edecek kişinin öncelikle iki rekât namaz kılması, ardından Allah’a hamd etmesi, Peygamber’e salât ve selam getirmesi, sonra istiğfar etmesi ve duayı yine salavat ve hamd ile bitirmesi tövbenin adabındandır. Ayrıca istiğfarın makbul olması için pişmanlık duymak, bir daha o günahı işlememeye azmetmek ve kul hakkı varsa helalleşmek gerekir.<a href="https://kurul.diyanet.gov.tr/DosyaGoster.aspx?enc=fjOIsAhG5Tj6s%2bQ3gonHz3h2aE3tIgzWWrqRpXAJ7k94MFEoBOHfKvxpa546xSKOrbUp9Ci0p%2fXpytyzb%2f967QCdVm0S2Q%2bpmSvZPYDJzs4v4LnSMUx6sCgdaA0e8VL0AHy4Q2xKI9Fr6DKsy2RArBGTZTgCUJDpJh%2bFc5STSnEpRunBXIkhpBxx1fzb4YWjPV8eQUpAmlDHwXiZI99crQ%3d%3d#85#116#85" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><a href="https://www.diyanethaber.com.tr/seyyidul-istigfar" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a>[url=https://diyanethaber.com/tovbe-ve-istigfar-duasi]</a><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
Nasr Suresi’nin son ayetinde geçen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“O’na istiğfar et”</span></span> emri, kulun hayatındaki en parlak anlarda dahi kendini sorgulaması, Rabbine sığınması ve O’ndan af dilemesi gerektiğinin ilahi bir beyanıdır. İstiğfar, sadece bir günah temizleme aracı değil; aynı zamanda kulun acizliğini idrak etmesi, Allah’ın rahmetine sığınması ve O’nunla olan bağını sürekli canlı tutmasıdır. Kur’an ayetleri ve Hz. Peygamber’in sünneti, istiğfarı hayatın merkezine yerleştirmeyi, sıkıntı ve darlık anlarında olduğu kadar zafer ve ferahlık anlarında da Rabb’e yönelmeyi öğütler. Unutmamak gerekir ki, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“O, tevbeleri çok kabul edendir”</span> (Nasr, 110/3); yeter ki kul, samimiyetle kapısını çalsın.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONUÇ VE DUA</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar, kulun Rabbine karşı acziyetini kabul etmesi, günahlarını itiraf etmesi, Allah'ın rahmetine sığınması ve yeniden O'na yönelmesidir.<br />
<br />
İnsan bazen büyük günahlar işler, bazen küçük hatalar yapar, bazen de farkında olmadan gaflete düşer. Fakat Allah'ın rahmeti bütün bunlardan daha geniştir.<br />
<br />
Yeter ki kul samimi olsun, hatasından dönsün ve Rabbinden ümidini kesmesin.<br />
<br />
Rabbimiz bizleri çokça istiğfar eden, samimi tövbe eden, kalbi Allah'ın zikriyle huzur bulan kullarından eylesin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Âmin, bi-hürmeti Seyyidi'l-Mürselîn.</span><br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAKALEDE FAYDALANILAN TEMEL KAYNAKLAR</span></span></span><br />
<br />
1. Kur'an-ı Kerim: Nasr, Âl-i İmrân, Nisâ, Hûd, Nûh, Zümer ve Tahrîm sureleri.<br />
2. Sahih-i Buhârî: 4967, 4968, 6306, 6307, 7507.<br />
3. Sahih-i Müslim: 484, 591, 2702, 2747, 2758, 2759.<br />
4. Câmiu't-Tirmizî: 2499, 3577.<br />
<br />
Hadis numaraları kullanılan baskı ve numaralandırma sistemine göre farklılık gösterebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlim ve tahkik notu:</span> Bu makalede Kur'an ayetleri, sahih hadisler ve derecesi ayrıca belirtilen rivayetler birbirinden ayrılmıştır. Tasavvufî değerlendirmeler ise ayet ve hadislerin temel manalarından hareketle yapılan açıklamalardır.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
Bir Raşit Tunca Makalesi<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 05.11.2026<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Raşidi Yolu – İlim, Zikir ve Tasavvuf</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">[attachment=267361]<br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NASR SURESİNDEKİ “O'NA İSTİĞFAR ET” EMRİ</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiğfar nedir, nasıl yapılır? Kur'an-ı Kerim, hadis-i şerifler ve rivayetler ışığında istiğfarın hakikati</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca Anlatıyor</span><br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. NASR SURESİ'NİN SON AYETİNDEKİ “O'NA İSTİĞFAR ET” EMRİ NE ANLAMA GELİR?</span></span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ, Resûlullah Efendimize (s.a.v.) şöyle buyurur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NASR SURESİ, 1-3. AYETLER</span><br />
<br />
إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ ۝ وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا ۝ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ ۚ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkçe meali:</span><br />
<br />
1. Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde,<br />
<br />
2. İnsanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiklerini gördüğünde,<br />
<br />
3. Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir.<br />
<br />
Buradaki son ayetin en önemli emirlerinden biri şudur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَاسْتَغْفِرْهُ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VESTAĞFİRHÜ</span><br />
<br />
O'ndan mağfiret dile, O'na istiğfar et.</div>
<br />
Buradaki zamir Allah Teâlâ'ya dönmektedir. Yani Allah, Peygamber Efendimize (s.a.v.) doğrudan doğruya kendisinden bağışlanma dilemesini emretmektedir.<br />
<br />
Burada üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir incelik vardır:<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Allah'ın en sevgili kulu, günahlardan korunmuş peygamberi olduğu hâlde kendisine istiğfar etmesi emredilmiştir.<br />
<br />
Öyleyse istiğfar yalnızca günahkârların, hata edenlerin veya büyük günah işlemiş insanların yapacağı bir ibadet değildir. İstiğfar, kulun Rabbi karşısındaki kulluk şuurunun, acziyetinin, tevazusunun ve Allah'a yönelişinin de bir ifadesidir.<br />
<br />
Nasr Suresi'nin bu emri bize şunu öğretmektedir:<br />
<br />
İnsan başarıya ulaştığında, Allah'ın yardımına mazhar olduğunda, bir hayrı tamamladığında ve güzel bir netice elde ettiğinde dahi Rabbini tesbih etmeli, O'na hamdetmeli ve O'ndan mağfiret dilemelidir.<br />
<br />
Çünkü kulun elde ettiği her nimet Allah'ın lütfudur. Kul ise ne kadar ibadet ederse etsin, Allah'ın hakkını gerektiği gibi yerine getirebilmiş değildir.<br />
<br />
Nasr Suresi'ndeki bu emir, dolayısıyla yalnızca günahların bağışlanmasını istemek değil, kullukta eksik kalan yönlerimizi de Allah'ın affına havale etmektir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. İSTİĞFAR KELİMESİNİN ARAPÇA YAZILIŞI, OKUNUŞU VE MANASI</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar kelimesi Arapça kökenlidir. غ ف ر (Ğ-F-R) kökünden gelir.<br />
<br />
Bu kökün temel anlamları örtmek, korumak, bağışlamak ve günahın kötü neticesinden muhafaza etmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiğfarın Arapça yazılışı:</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اِسْتِغْفَارٌ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> İstiğfâr.</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fiil olarak:</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اِسْتَغْفَرَ</span></span><br />
<br />
İsteğfara: Bağışlanma diledi.</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiğfar etmek:</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اِسْتَغْفَرَ اللّٰهَ</span></span><br />
<br />
İstağferallâh: Allah'tan mağfiret diledi.</div>
<br />
Burada önemli bir mana inceliği bulunmaktadır: Mağfiret, yalnızca günahın affedilmesini istemek değildir. Aynı zamanda kulun günahının kötü neticelerinden, utandırıcı sonuçlarından ve ilahî azabından korunmasını da istemesidir.<br />
<br />
Dolayısıyla istiğfar, kulun Allah'a şöyle yönelmesidir:<br />
<br />
Ya Rabbi! Ben hata ettim. Sen ise affedicisin. Günahımı bağışla, kusurumu ört, beni günahımın kötü neticelerinden muhafaza et ve rahmetinden mahrum bırakma.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EN KISA VE EN YAYGIN İSTİĞFAR</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESTAĞFİRULLAH</span><br />
<br />
Allah'tan bağışlanma dilerim.</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kelime kelime:</span><br />
<br />
أَسْتَغْفِرُ – Estağfiru: Bağışlanma diliyorum.<br />
<br />
اللّٰهَ – Allah: Allah'tan.<br />
<br />
Bu ifade, istiğfarın en kısa ve öz şekillerinden biridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİR DİĞER YAYGIN İSTİĞFAR</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span> Estağfirullâhe ve etûbü ileyh.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span> Allah'tan bağışlanma diler ve O'na tövbe ederim.</div>
<br />
Bu ifadede iki önemli yön bir araya gelir:<br />
<br />
- İstiğfar: İşlenmiş hataların bağışlanmasını istemek.<br />
- Tövbe: Günahı terk ederek Allah'a yönelmek ve O'na dönmek.<br />
<br />
Bu sebeple istiğfar ve tövbe birbirini tamamlayan iki önemli kulluk hâlidir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. İSTİĞFAR İLE TÖVBE ARASINDAKİ FARK NEDİR?</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar ile tövbe birbirine çok yakın kavramlar olmakla beraber aynı manayı ifade etmezler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiğfar,</span> Allah'tan günahların ve kusurların bağışlanmasını dilemektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tövbe,</span> işlenen günahtan vazgeçerek Allah'a dönmek, pişmanlık duymak ve bir daha aynı günaha dönmemeye azmetmektir.<br />
<br />
Bunları bir örnekle açıklayalım:<br />
<br />
Bir insan bir günah işlediğinde, Estağfirullah diyerek Allah'tan bağışlanma diler. Fakat aynı günahı işlemeye devam etmeyi düşünüyorsa, burada gerçek anlamda tövbenin gerektirdiği dönüş henüz gerçekleşmemiştir.<br />
<br />
Samimi tövbe için:<br />
<br />
1. Günahı terk etmek.<br />
2. İşlediği günahtan dolayı pişmanlık duymak.<br />
3. Bir daha o günaha dönmemeye samimiyetle karar vermek.<br />
4. Kul hakkı söz konusuysa hakkı sahibine iade etmek veya helallik almak gerekir.<br />
<br />
Elbette insan tekrar hata edebilir. Böyle bir durumda ümitsizliğe düşmek değil, yeniden samimiyetle Allah'a yönelmek gerekir.<br />
<br />
Çünkü Allah'ın tövbe kapısı kullarına açıktır. Nitekim Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) Allah'ın gece ve gündüz tövbe eden kullarını kabul ettiğini bildirmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Müslim, 2759.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. KUR'AN-I KERİM'DE İSTİĞFARIN YERİ VE ÖNEMİ</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar, Kur'an-ı Kerim'de birçok ayette doğrudan emredilmiş, peygamberlerin dualarında yer almış ve müminlerin önemli özelliklerinden biri olarak zikredilmiştir.<br />
<br />
Kur'an'da istiğfarın yalnızca günahların bağışlanması için değil, rahmete, berekete, Allah'ın yardımına ve kurtuluşa vesile olan bir kulluk olduğu da bildirilmiştir.<br />
<br />
Şimdi bu ayetleri inceleyelim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. NASR SURESİ, 3. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ ۚ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Fe sebbih bihamdi Rabbike vestağfirh. İnnehû kâne tevvâbâ.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir.</div>
<br />
Bu ayet, istiğfarın Kur'an'daki en dikkat çekici emirlerinden biridir.<br />
<br />
Burada Allah Teâlâ, tesbih ve hamdin hemen ardından istiğfarı zikretmektedir.<br />
<br />
Bunun üzerinde düşünmek gerekir. Kul Allah'ı tesbih eder, O'na hamd eder, O'nun büyüklüğünü ve kusursuzluğunu kabul eder. Ardından kendi kulluğundaki eksiklikleri görerek Allah'tan mağfiret diler.<br />
<br />
Böylece tesbih, hamd ve istiğfar aynı kulluk bütünlüğü içerisinde birleşir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. ÂL-İ İMRÂN SURESİ, 17. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">الصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنْفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْأَسْحَارِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Es-sâbirîne ves-sâdikîne vel-kânitîne vel-münfikîne vel-müstağfirîne bil-eshâr.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Sabredenler, doğru olanlar, gönülden itaat edenler, Allah yolunda harcayanlar ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.</div>
<br />
Burada özellikle seher vakitlerinde istiğfar eden kullardan bahsedilmektedir.<br />
<br />
Seher vakti, gecenin son bölümüdür. İnsanların büyük çoğunluğunun uykuda olduğu bu vakitte uyanarak Allah'a yönelmek, kulun samimiyetini ve Rabbine olan bağlılığını gösteren güzel amellerdendir.<br />
<br />
Kur'an'ın müminleri anlatırken seherlerde istiğfar edenleri ayrıca zikretmesi, bu ibadetin ne kadar kıymetli olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. ÂL-İ İMRÂN SURESİ, 135. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Vellezîne izâ fealû fâhişeten ev zalemû enfüsehüm zekerullâhe festağferû lizünûbihim. Ve men yağfiruz-zünûbe illallâh?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Onlar çirkin bir iş yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlar, hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir?</div>
<br />
Bu ayet istiğfarın çok önemli bir yönünü ortaya koymaktadır.<br />
<br />
Mümin hata edebilir. Ancak mümini diğerlerinden ayıran özelliklerden biri, hatasında ısrar etmemesi ve Allah'ı hatırlayarak O'na yönelmesidir.<br />
<br />
Ayetin devamında, bile bile yaptıkları yanlışlarda ısrar etmeyenler övülmektedir.<br />
<br />
Demek ki istiğfar, sadece dille söylenen bir kelime değil, insanın davranışlarında da karşılığı bulunması gereken bir kulluktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. NİSÂ SURESİ, 106. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَاسْتَغْفِرِ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Vestağfirillâh. İnnallâhe kâne gafûran rahîmâ.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.</div>
<br />
Bu ayet, doğrudan Allah'tan mağfiret dilemeyi emretmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. HÛD SURESİ, 3. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَأَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا إِلَىٰ أَجَلٍ مُسَمًّى</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Ve enistağfirû Rabbeküm sümme tûbû ileyh. Yümetti'küm metâan hasenen ilâ ecelin müsemmâ.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatsın.</div>
<br />
Bu ayette istiğfar ile tövbenin peş peşe zikredilmesi dikkat çekicidir.<br />
<br />
İnsan önce bağışlanma diler, ardından hayatını Allah'ın istediği istikamete döndürür.<br />
<br />
Ayet, bu yönelişin güzel bir hayatla ilişkisine de işaret etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. NÛH SURESİ, 10-12. AYETLER</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا ۝ يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا ۝ وَيُمْدِدْكُمْ بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ أَنْهَارًا</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Fe kultü'stağfirû Rabbeküm. İnnehû kâne ğaffârâ.<br />
<br />
Yürsilis-semâe aleyküm midrârâ.<br />
<br />
Ve yüm didküm bi-emvâlin ve benîne ve yec'al leküm cennâtin ve yec'al leküm enhârâ.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Dedim ki: Rabbinizden bağışlanma dileyin. Çünkü O çok bağışlayandır.<br />
<br />
Üzerinize bol bol yağmur göndersin.<br />
<br />
Mallarınızı ve çocuklarınızı çoğaltsın, sizin için bahçeler var etsin ve sizin için ırmaklar akıtsın.</div>
<br />
Bu ayetler, Hz. Nûh'un (a.s.) kavmine yaptığı daveti anlatmaktadır.<br />
<br />
Burada istiğfarın rahmet, yağmur, rızık, mal, evlat, bahçeler ve ırmaklarla birlikte zikredildiğini görüyoruz.<br />
<br />
Bundan şu ders çıkarılmalıdır: İstiğfar, yalnızca ahiret hayatıyla ilgili bir ibadet değildir. Allah'ın rahmetini ve bereketini istemenin de yollarından biridir.<br />
<br />
Ancak bu ayetler, her istiğfar edenin mutlaka belirli miktarda mal veya evlat sahibi olacağı şeklinde anlaşılmamalıdır. Allah'ın lütfu hikmetine bağlıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. ZÜMER SURESİ, 53. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Kul yâ ibâdiyellezîne esrafû alâ enfüsihim lâ taknetû min rahmetillâh. İnnallâhe yağfiruz-zünûbe cemîâ. İnnehû hüvel-ğafûrur-rahîm.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
De ki: Ey kendilerine karşı aşırı giderek günah işleyen kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.</div>
<br />
Bu ayet, günahları sebebiyle Allah'ın rahmetinden ümidini kesen insanlar için büyük bir müjdedir.<br />
<br />
İnsan ne kadar hata etmiş olursa olsun, samimi bir şekilde Allah'a yönelmekten vazgeçmemelidir.<br />
<br />
Burada önemli olan, bu ayeti günah işlemeye izin veren bir ifade gibi anlamamaktır. Ayetin müjdesi, günahında ısrar edenlere değil, Allah'ın rahmetine dönmek isteyen kullara umut vermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. TAHRÎM SURESİ, 8. AYET</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Yâ eyyühellezîne âmenû tûbû ilallâhi tevbeten nasûhâ.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle, samimi bir tövbe ile tövbe edin.</div>
<br />
Bu ayet, tövbenin sadece sözden ibaret olmaması gerektiğini öğretmektedir.<br />
<br />
Samimi tövbe, kalbin pişmanlığını, iradenin dönüşünü ve davranışların düzelmesini beraberinde getirir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.V.) İSTİĞFAR HAKKINDAKİ HADİS-İ ŞERİFLERİ</span></span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de istiğfar emredildiği gibi Resûlullah Efendimizin hayatında da istiğfar çok önemli bir yer tutmuştur.<br />
<br />
Hatta Peygamber Efendimizin (s.a.v.) istiğfarı, bizler için en güzel örneklerden biridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. RESÛLULLAH EFENDİMİZ GÜNDE YÜZ DEFA İSTİĞFAR EDERDİ</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">إِنَّهُ لَيُغَانُ عَلَى قَلْبِي وَإِنِّي لَأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ فِي الْيَوْمِ مِائَةَ مَرَّةٍ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
İnnehû leyüğânü alâ kalbî ve innî leestağfirullâhe fil-yevmi mietete merratin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Bazen kalbimi bir hâl kaplar. Ben de günde yüz defa Allah'tan bağışlanma dilerim."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih Müslim, 2702.</div>
<br />
Bu hadis üzerinde çok düşünmek gerekir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) günde yüz defa istiğfar ettiğini bildirmektedir.<br />
<br />
Burada geçen kalbin örtülmesi veya kaplanması anlamındaki ğayn ifadesi, âlimler tarafından kalpte meydana gelen geçici hâller, meşguliyetler ve zikirdeki kesintiler gibi farklı şekillerde açıklanmıştır.<br />
<br />
Bunu Peygamberimizin günah işlediği şeklinde yorumlamak doğru değildir.<br />
<br />
Hadisin bizlere öğrettiği en önemli husus şudur:<br />
<br />
İnsan ne kadar yüksek bir kulluk derecesinde olursa olsun, Allah'ı anmaktan, O'na yönelmekten ve istiğfar etmekten müstağni değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. PEYGAMBER EFENDİMİZ GÜNDE YETMİŞTEN FAZLA İSTİĞFAR EDERDİ</span><br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَاللَّهِ إِنِّي لَأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ فِي الْيَوْمِ أَكْثَرَ مِنْ سَبْعِينَ مَرَّةً</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Vallâhi innî leestağfirullâhe ve etûbü ileyhi fil-yevmi eksera min seb'îne merraten.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Allah'a yemin ederim ki ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan bağışlanma diler ve O'na tövbe ederim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Buhârî, 6307.</div>
<br />
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, yüz defa ve yetmişten fazla şeklindeki iki rivayetin birbirine aykırı olmadığıdır. Bunlar farklı sahabilerden gelen, farklı zamanlarda nakledilmiş rivayetlerdir.<br />
<br />
Her iki hadis de Resûlullah Efendimizin istiğfarı çokça yaptığını göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. NASR SURESİ İNDİKTEN SONRA PEYGAMBERİMİZİN İSTİĞFARI</span><br />
<br />
Hz. Âişe validemizden (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) rükû ve secdelerinde şu duayı çokça okurdu:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Sübhâneke Allâhümme Rabbenâ ve bihamdik. Allâhümmağfir lî.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Allah'ım! Rabbimiz! Seni noksanlıklardan tenzih ederim ve Sana hamd ederim. Allah'ım, beni bağışla.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Buhârî, 4967-4968; Sahih Müslim, 484.</div>
<br />
Hz. Âişe validemiz, Resûlullah'ın bu davranışının Nasr Suresi'nin indirilmesinden sonra gerçekleştiğini bildirmiştir.<br />
<br />
Bu rivayet, Nasr Suresi'nin son ayetindeki emrin Peygamber Efendimizin ibadet hayatında nasıl karşılık bulduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Allah'ın emri karşısında Resûlullah (s.a.v.) tesbih, hamd ve istiğfarı bir araya getirmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. SEYYİDÜ'L-İSTİĞFAR: İSTİĞFARIN EFENDİSİ</span><br />
<br />
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) öğrettiği en kapsamlı istiğfar dualarından biri Seyyidü'l-İstiğfar'dır.<br />
<br />
Bu dua, Buhârî'de sahih olarak rivayet edilmiştir.<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">سَيِّدُ الِاسْتِغْفَارِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلَىٰ عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ، وَأَبُوءُ بِذَنْبِي، فَاغْفِرْ لِي، فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ</span></div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkçe okunuşu:</span><br />
<br />
Allâhümme ente Rabbî, lâ ilâhe illâ ente. Halaktenî ve ene abdük. Ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü. Eûzü bike min şerri mâ sana'tü. Ebûü leke bi-ni'metike aleyye ve ebûü bi-zenbî. Fağfir lî fe innehû lâ yağfiruz-zünûbe illâ ente.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkçe manası:</span><br />
<br />
Allah'ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın ve ben Senin kulunum. Gücüm yettiği kadar Sana verdiğim söz ve ahit üzereyim. Yaptıklarımın kötülüğünden Sana sığınırım. Bana verdiğin nimetleri kabul ederim ve günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla. Çünkü günahları Senden başka bağışlayacak yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Buhârî, 6306. Şeddâd bin Evs (r.a.) rivayetidir.<br />
<br />
Bu duanın neden Seyyidü'l-İstiğfar, yani istiğfarların efendisi olarak isimlendirildiğini anlamak için içeriğine bakmak yeterlidir.<br />
<br />
Çünkü bu duada kul:<br />
<br />
- Allah'ın Rabbi olduğunu kabul eder.<br />
- Tevhidini ilan eder.<br />
- Kendisinin Allah'ın kulu olduğunu itiraf eder.<br />
- Allah'a verdiği söz ve ahdi hatırlar.<br />
- Yaptığı kötülüklerden Allah'a sığınır.<br />
- Allah'ın nimetlerini kabul eder.<br />
- Kendi günahını itiraf eder.<br />
- Yalnızca Allah'tan mağfiret ister.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu duayı gündüz inanarak okuyan ve akşam olmadan vefat eden kimsenin, gece inanarak okuyup sabah olmadan vefat eden kimsenin cennet ehlinden olacağını müjdelemiştir.<br />
<br />
Bu müjde, duanın yalnızca dil ile tekrarlanmasından ibaret değildir. Hadiste özellikle ona kesin bir iman ve gönülden bağlılıkla söylemek vurgulanmaktadır.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. İSTİĞFAR HAKKINDA DİĞER HADİSLER VE RİVAYETLER</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. ALLAH TÖVBE EDEN KULUNUN TÖVBESİNE SEVİNİR</span><br />
<br />
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">لَلَّهُ أَشَدُّ فَرَحًا بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ حِينَ يَتُوبُ إِلَيْهِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Allah, kulunun kendisine tövbe etmesine, sizden birinin kaybettiği bineğini bulduğunda duyduğu sevinçten daha fazla sevinir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Müslim, 2747.</div>
<br />
Bu hadis, Allah'ın kullarına olan rahmetinin ne kadar geniş olduğunu anlatmaktadır.<br />
<br />
Kulun günahı ne kadar büyük olursa olsun, samimi bir şekilde Allah'a dönmesi, Allah'ın rahmetinden ümit kesmemesi gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. GÜNAH İŞLEYEN KUL TEKRAR TÖVBE EDERSE</span><br />
<br />
Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilen kudsî hadiste, bir kul günah işledikten sonra Rabbinden bağışlanma diler. Allah onun günahını bağışlar. Kul tekrar günah işler ve yine Rabbinden bağışlanma diler. Allah yine onu bağışlar.<br />
<br />
Hadisin sonunda Allah Teâlâ'nın, kulunun kendisini bağışlayan bir Rabbi olduğunu bildiğini ifade ettiği nakledilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih-i Buhârî, 7507; Sahih-i Müslim, 2758.<br />
<br />
Bu rivayetin manası, insanın günah işlemeye devam edip nasıl olsa affedileceğini düşünmesi değildir.<br />
<br />
Bilakis, insanın günah karşısında ümitsizliğe kapılmaması, her defasında samimiyetle Allah'a dönmesi gerektiğidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. GÜNAHINDAN DOLAYI İSTİĞFAR EDEN KİMSE</span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">كُلُّ بَنِي آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Küllü benî Âdeme hattâûn ve hayrul-hattâîne't-tevvâbûn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Âdemoğullarının hepsi hata eder. Hata edenlerin en hayırlıları ise çokça tövbe edenlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Câmiu't-Tirmizî, 2499. Hadis hasen olarak değerlendirilmiştir.</div>
<br />
Burada insanın hatasız olamayacağı, asıl faziletin hatadan sonra Allah'a yönelmekte bulunduğu anlatılmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. İSTİĞFARIN RIZIK VE BEREKETE VESİLE OLMASI</span><br />
<br />
Yukarıda Nûh Suresi'nin 10-12. ayetlerinde gördüğümüz gibi, Hz. Nûh (a.s.) kavmini istiğfara davet etmiş ve Allah'ın yağmur, mal, evlat ve nimetler vereceğini bildirmiştir.<br />
<br />
Bu konuyla ilgili olarak Tirmizî'de de şu rivayet bulunmaktadır:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ الْعَظِيمَ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span><br />
<br />
Estağfirullâhel-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel-Hayyül-Kayyûm ve etûbü ileyh.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Kendisinden başka ilah bulunmayan, daima diri ve bütün varlıkları ayakta tutan yüce Allah'tan bağışlanma diler ve O'na tövbe ederim.</div>
<br />
Bu istiğfar hakkında Tirmizî'de bir rivayet bulunmaktadır. Tirmizî, rivayeti garib olarak nitelemiş; Darusselâm tahkikinde hasen olarak derecelendirilmiştir.<br />
<br />
Burada hadislerin sıhhat derecelerini birbirinden ayırmak önemlidir. Her duyulan istiğfar rivayetini sahih hadis olarak kabul etmek doğru değildir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. İSTİĞFAR NASIL EDİLİR? İSTİĞFARIN EDEBİ VE USULÜ</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar etmek için mutlaka belirli bir mekânda bulunmak, özel bir kıyafet giymek veya belli bir merasim gerçekleştirmek gerekmez.<br />
<br />
Kul, her zaman ve her yerde Allah'tan bağışlanma dileyebilir.<br />
<br />
Ancak istiğfarın bir edebi, bir şuur ve bir kulluk anlayışı vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birinci merhale: Günahı ve kusuru kabul etmek.</span><br />
<br />
İnsan önce kendi kusurunu görmelidir. Kendini daima haklı görmek, hatalarını başkalarına yüklemek ve nefsini temize çıkarmak istiğfar şuuruna aykırıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkinci merhale: Allah'ın huzurunda tevazu göstermek.</span><br />
<br />
Kul, Allah'ın büyüklüğünü ve kendi acziyetini idrak etmelidir.<br />
<br />
Estağfirullah derken yalnızca bir kelimeyi tekrar etmemeli, gerçekten bağışlanmaya muhtaç olduğunu bilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üçüncü merhale: Pişmanlık duymak.</span><br />
<br />
İşlenen günahın yanlış olduğunu kalben kabul etmek, samimi tövbenin temelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dördüncü merhale: Allah'tan mağfiret istemek.</span><br />
<br />
Kul, Allah'ın isim ve sıfatlarını hatırlayarak O'na dua etmelidir.<br />
<br />
Örneğin:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">يَا غَفُورُ اغْفِرْ لِي</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yâ Ğafûru, iğfir lî.</span><br />
<br />
Ey çok bağışlayan Allah'ım, beni bağışla.</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beşinci merhale: Günahı terk etmek ve düzelmek.</span><br />
<br />
Gerçek istiğfarın insanın hayatına yansıması gerekir. İnsan, yanlışlarından dönmeye ve kendisini düzeltmeye gayret etmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSTİĞFAR EDERKEN ELLER KALDIRILIR MI?</span><br />
<br />
İstiğfar, namazın dışında otururken, yürürken, çalışırken veya yatarken yapılabilir.<br />
<br />
Allah'a dua ederken elleri kaldırmak caiz ve dua adabındandır. Ancak istiğfarın mutlaka eller kaldırılarak yapılması gerektiğine dair genel bir şart yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSTİĞFAR İÇİN ABDEST GEREKİR Mİ?</span><br />
<br />
Hayır. İstiğfar etmek için abdest şart değildir.<br />
<br />
Abdestli olmak elbette güzel bir hâl olmakla birlikte, abdestsiz bir insanın da Allah'ı zikretmesi ve istiğfar etmesi mümkündür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSTİĞFAR İÇİN BELİRLİ BİR SAYI VAR MIDIR?</span><br />
<br />
İstiğfarın kendisi için her durumda geçerli, zorunlu bir sayı belirlenmemiştir.<br />
<br />
Ancak Peygamber Efendimizin (s.a.v.) günde yüz defa istiğfar ettiğine dair sahih rivayet bulunmaktadır.<br />
<br />
Dolayısıyla yüz defa istiğfar etmek sünnetten dayanağı bulunan güzel bir uygulamadır.<br />
<br />
Bunun dışında kişi gücü yettiği kadar daha fazla da istiğfar edebilir.<br />
<br />
Önemli olan sayıdan önce ihlas, devamlılık ve kalbin Allah'a yönelmesidir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. İSTİĞFARIN EN FAZİLETLİ VAKİTLERİ</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar her zaman yapılabilir. Bununla birlikte Kur'an ve sünnette bazı vakitlerin özellikle ön plana çıkarıldığını görüyoruz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. SEHER VAKTİ</span><br />
<br />
Âl-i İmrân Suresi 17. ayette seherlerde istiğfar eden müminler övülmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. GECENİN SON ÜÇTE BİRİ</span><br />
<br />
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), gecenin son üçte birinde Allah'ın rahmet ve mağfiretinin tecellisine ilişkin müjdeyi bildirmiştir. Bu hadis Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim'de rivayet edilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. NAMAZLARIN ARDINDAN</span><br />
<br />
Namazın ardından üç defa Estağfirullah demek, Peygamber Efendimizin sünnetindendir.<br />
<br />
Namazdan selam verdikten sonra:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ<br />
<br />
أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ<br />
<br />
أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah.</span></div>
<br />
Ardından şu dua okunur:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manası:</span><br />
<br />
Allah'ım! Sen selâmsın, selâmet Sendendir. Ey celâl ve ikram sahibi Allah'ım, Sen mübareksin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span> Sahih Müslim, 591.</div>
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. GÜNAH İŞLENDİĞİ ZAMAN</span><br />
<br />
İnsan bir hata yaptığını fark ettiği anda istiğfar etmeli, tövbesini ertelememelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. GÜNÜN HER ANINDA</span><br />
<br />
İstiğfar yalnızca belli vakitlere mahsus değildir. İnsan günlük işleriyle meşgulken de Allah'ı zikredebilir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. İSTİĞFARIN MANEVİ VE TASAVVUFİ BOYUTU</span></span></span><br />
<br />
İstiğfarın zahirî manası, Allah'tan günahların bağışlanmasını dilemektir. Ancak bu ibadetin manevi ve tasavvufi yönüne baktığımızda daha derin bir kulluk anlayışıyla karşılaşırız.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda insanın en büyük mücadelelerinden biri nefsini tanımak, kusurlarını görmek ve kalbini Allah'tan uzaklaştıran hâllerden arındırmaktır.<br />
<br />
İşte istiğfar, bu mücadelenin önemli vasıtalarından biridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A. İSTİĞFAR, NEFSİN KENDİSİNİ TEMİZE ÇIKARMASINI ENGELLER</span><br />
<br />
İnsanın nefsinde kendisini beğenme, yaptıklarını yeterli görme ve kusurlarını görmezden gelme eğilimi bulunabilir.<br />
<br />
Kişi bazen çok ibadet ettiği için kendisini başkalarından üstün görebilir. Bazen yaptığı hayırları büyütür, bazen de başkalarının kusurlarını görürken kendi kusurlarını unutur.<br />
<br />
İstiğfar, insanı bu anlayıştan uzaklaştırır.<br />
<br />
Çünkü istiğfar eden kişi, Rabbi karşısında daima eksik ve muhtaç olduğunu kabul eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B. İSTİĞFAR, KALBİN GAFL ETTEN UYANMASINA VESİLEDİR</span><br />
<br />
İnsan sadece büyük günahlarla değil, günlük hayatın içinde meydana gelen gafletle de karşı karşıyadır.<br />
<br />
Dünya işleri, mal mülk, geçim kaygısı, insanlar arasındaki münasebetler ve çeşitli meşguliyetler insanın kalbini Allah'ı anmaktan uzaklaştırabilir.<br />
<br />
İstiğfar, insanın tekrar Rabbini hatırlamasına ve kalbini O'na yöneltmesine vesile olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">C. İSTİĞFAR, İBADETLERDEKİ EKSİKLİKLERİN FARKINA VARMAKTIR</span><br />
<br />
Bir insan namaz kılabilir, Kur'an okuyabilir, zikir yapabilir ve hayır işleyebilir.<br />
<br />
Fakat yaptığı ibadetlerin içinde de eksiklikler bulunabilir.<br />
<br />
Namazda huşû eksikliği, zikirde gaflet, hayırda riya tehlikesi veya kullukta ihlas noksanlığı meydana gelebilir.<br />
<br />
Bu sebeple insan yalnızca işlediği günahlar için değil, ibadetlerindeki eksiklikler için de Allah'tan mağfiret dilemelidir.<br />
<br />
Nasr Suresi'nde zafer ve fetih gibi büyük bir nimet karşısında dahi istiğfarın emredilmesi, bu bakımdan çok manidardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">D. İSTİĞFAR, KALBİN ALLAH'A DÖNÜŞÜDÜR</span><br />
<br />
Tasavvufî anlayışta insanın manevi yolculuğu, kalbin Allah'a yönelmesiyle anlam kazanır.<br />
<br />
İstiğfar, bu yönelişin sürekli yenilenmesidir.<br />
<br />
Kul her Estağfirullah dediğinde, Rabbine muhtaç olduğunu, O'nun affına ve merhametine sığındığını yeniden ifade eder.<br />
<br />
Burada esas olan, yalnızca dilin hareket etmesi değil, kalbin de bu manaya iştirak etmesidir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10. İSTİĞFARIN KABULÜNE ENGEL OLABİLECEK HÂLLER</span></span></span><br />
<br />
İstiğfarın çokça yapılması elbette güzeldir. Fakat insanın bazı davranışlarına da dikkat etmesi gerekir.<br />
<br />
- Günahı terk etmeden yalnızca dille bağışlanma dilemek.<br />
- Günah işlemeye devam etmeyi normal görmek.<br />
- Başkalarının haklarını ihlal etmek ve bunu düzeltmeye çalışmamak.<br />
- İstiğfarı sadece dünyevî menfaat elde etmek için bir araç hâline getirmek.<br />
- Allah'ın rahmetinden ümit kesmek.<br />
- Kendisini başkalarından üstün görerek onların günahlarıyla meşgul olmak.<br />
<br />
Özellikle kul hakkı meselesi önemlidir.<br />
<br />
Bir insan başka birinin malını haksız yere almışsa, yalnızca Estağfirullah demesi yeterli değildir. Hakkı sahibine geri vermesi gerekir.<br />
<br />
Bir insan bir başkasına zulmetmişse, mümkün olduğu ölçüde bu zulmü telafi etmeli ve helallik istemelidir.<br />
<br />
İstiğfar, insanı yalnızca Allah ile olan münasebetinde değil, insanlarla olan münasebetinde de düzeltmelidir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11. GÜNLÜK HAYATTA UYGULANABİLECEK İSTİĞFAR PROGRAMI</span></span></span><br />
<br />
İstiğfarı günlük hayatın bir parçası hâline getirmek isteyen kimseler için şu uygulama güzel bir başlangıç olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SABAH – GÜNE BAŞLARKEN</span><br />
<br />
- 3 defa Estağfirullah.<br />
- 1 defa Seyyidü'l-İstiğfar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NAMAZLARDAN SONRA</span><br />
<br />
- 3 defa Estağfirullah.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜN İÇERİSİNDE</span><br />
<br />
- 100 defa Estağfirullah.<br />
- Dilerseniz Estağfirullâhe ve etûbü ileyh.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GECE YATMADAN ÖNCE</span><br />
<br />
- Gün içerisinde yapılan hataları düşünmek.<br />
- Samimiyetle tövbe etmek.<br />
- Seyyidü'l-İstiğfar okumak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Not:</span> Bu, kişisel bir uygulama önerisidir; belirtilen sayıların tamamı için ayrı bir sünnet veya özel sevap vaadi bulunduğu iddia edilmemektedir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12. İSTİĞFARIN HAKİKATİ: DİL, KALP VE AMEL BİRLİĞİ</span></span></span><br />
<br />
Buraya kadar anlattıklarımızdan sonra istiğfarın üç önemli boyutunu bir arada değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİRİNCİSİ: DİLİN İSTİĞFARI</span><br />
<br />
İnsan Estağfirullah der. Allah'tan bağışlanma diler. Bu, istiğfarın sözlü yönüdür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İKİNCİSİ: KALBİN İSTİĞFARI</span><br />
<br />
İnsan yaptığı yanlışlardan pişmanlık duyar. Allah'ın büyüklüğünü, kendi kusurlarını ve O'nun mağfiretine olan ihtiyacını idrak eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÜÇÜNCÜSÜ: AMELİN İSTİĞFARI</span><br />
<br />
İnsan yanlış davranışlarını terk eder. Haksızlıklarını düzeltir. Günahlarından uzaklaşır ve hayatını Allah'ın razı olacağı istikamete çevirmeye gayret eder.<br />
<br />
Bu üçü birleştiğinde istiğfar, insanın bütün hayatını etkileyen bir kulluk hâline dönüşür.<br />
<br />
Sadece dil ile söylenen istiğfar da bir zikirdir ve hayırlıdır. Ancak kalbin ve davranışların da bu zikre katılması, istiğfarın gerçek maksadına ulaşması bakımından önemlidir.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13. NASR SURESİ'NİN SON AYETİNDEN ÇIKARACAĞIMIZ EN BÜYÜK DERS</span></span></span><br />
<br />
Şimdi tekrar Nasr Suresi'nin son ayetine dönelim:<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ ۚ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا</span></span><br />
<br />
Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir.</div>
<br />
Bu ayetin bize verdiği ders yalnızca günahlarımız için bağışlanma dilemek değildir.<br />
<br />
Allah Teâlâ, Peygamber Efendimize (s.a.v.) büyük bir fetih ve insanların bölük bölük İslam'a girdiği bir zamanın ardından tesbih, hamd ve istiğfarı emretmiştir.<br />
<br />
Böylece müminlere de çok önemli bir kulluk ölçüsü öğretilmiştir:<br />
<br />
İnsan başarıya ulaşınca kendisini değil Allah'ı yüceltmelidir.<br />
<br />
Bir hayır işleyince bunu kendi gücünden bilmemeli, Allah'ın lütfu olarak görmelidir.<br />
<br />
İbadet edince kendisini kusursuz saymamalı, ibadetindeki eksiklikler için de Rabbinden mağfiret dilemelidir.<br />
<br />
Bir nimet elde edince şükretmeli, bir hata yaptığında tövbe etmelidir.<br />
<br />
İşte istiğfarın hakikati budur.<br />
<br />
İstiğfar, yalnızca günah işlemiş bir insanın sığınacağı bir kapı değil, Allah'a yakınlaşmak isteyen her müminin hayatı boyunca ihtiyaç duyduğu bir kulluk ibadetidir.<br />
<br />
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) günde yetmişten fazla ve başka bir rivayette yüz defa istiğfar ettiğini bildirmiştir.<br />
<br />
Öyleyse bizler de istiğfarı hayatımızdan çıkarmamalı, dilimizi Allah'ın zikriyle meşgul ederken kalbimizi de O'na yöneltmeliyiz.<br />
<br />
Allah'ın mağfiretinden ümit kesmemeli, günahlarımızı küçük görmemeli ve hiçbir zaman tövbe kapısını kendimize kapatmamalıyız.<br />
<br />
Nasr Suresi Bağlamında İstiğfar: Anlamı, Mahiyeti ve Kur’an-Hadis Işığında Derinlemesine Bir Tahlil<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özet</span><br />
İstiğfar, kulun işlediği hata ve günahlardan dolayı Yüce Allah’tan bağışlanma dilemesi, O’na yönelerek af talep etmesidir. Nasr Suresi’nin son ayetinde geçen “فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ” (Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile) emri, zafer ve fetih anında bile kulun kendini aciz görmesi ve Allah’a sığınması gerektiğini gösteren temel bir ilkedir. Bu makalede, istiğfarın Arapça ve Türkçe yazılışı, manası, Nasr Suresi’ndeki bağlamı, Kur’an’daki diğer örnekleri ve hadis rivayetlerindeki yeri incelenerek konunun dini boyutu derinlemesine ele alınacaktır.<br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. İstiğfar Nedir? Arapça ve Türkçe Yazılışı ile Manası</span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstiğfar</span> </span>(الاستغفار), Arapça kökenli bir kelime olup “غفر” (ğ-f-r) kökünden türemiştir. Sözlükte “örtmek, gizlemek ve bağışlamak” anlamlarına gelen bu kök, istiğfar formunda “bağışlanma istemek, af dilemek” manasını kazanır. Dini terminolojide ise istiğfar, kulun işlediği günahlardan ve yaptığı hatalardan dolayı pişmanlık duyarak Allah’tan mağfiret niyaz etmesi, O’ndan af talep etmesidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça Yazılışı ve Okunuşu:</span></span><br />
İstiğfar kelimesinin Arapça yazılışı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“الاستغفار”</span> şeklindedir. Fiil olarak “istiğfar etmek” anlamında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“اِسْتَغْفِرْ”</span> (isteminde emir kipi) veya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“أَسْتَغْفِرُ”</span> (geniş zaman) formları kullanılır. En yaygın kullanılan istiğfar kalıbı ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ”</span> (Estağfirullah) olup “Allah’tan bağışlanma dilerim” demektir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Türkçe Manası:</span></span><br />
İstiğfar, “Allah’tan af ve mağfiret dilemek, günahların bağışlanmasını istemek” anlamına gelir. Nasr Suresi’nin son ayetinde geçen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“وَاسْتَغْفِرْهُ”</span> (vestağfirhü) ifadesi ise doğrudan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“O’ndan bağışlanma dile”</span> veya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“O’na istiğfar et”</span> şeklinde tercüme edilir. Buradaki zamir (hü), Yüce Allah’a racidir; yani “Allah’tan af dile” manasındadır.<a href="https://eyupsultancami.com/sure/nasr-suresi" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">[/url]<a href="https://quran.islamonline.net/translate-tr-110" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
<hr class="mycode_hr" />
2. Nasr Suresi’nin Son Ayeti Bağlamında “O’na İstiğfar Et” Ne Anlama Gelir?<br />
Nasr Suresi, Mekke’nin fethini ve insanların akın akın İslam’a girişini müjdeleyen, aynı zamanda Hz. Peygamber’in vefatının yaklaştığına işaret eden surelerden biridir. Sure, üç ayetten oluşur ve son ayette şöyle buyrulur:<a href="https://eyupsultancami.com/sure/nasr-suresi" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><a href="https://ar.lib.eshia.ir/41757/1/257" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا”</span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“O halde Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir.”</span><a href="https://eyupsultancami.com/sure/nasr-suresi" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
Bu ayetteki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“O’na istiğfar et”</span> emri, son derece kritik bir bağlama sahiptir. İslam alimleri, bu emrin zafer ve fetih gibi büyük bir başarının hemen ardından gelmesini şöyle yorumlarlar: İnsan, en büyük başarıları elde ettiğinde bile kibre kapılmamalı, aksine kendi acizliğini ve kusurlarını görerek Allah’a sığınmalıdır. Hz. Ömer ve İbn Abbas gibi sahabiler, bu surenin Hz. Peygamber’in ecelinin yaklaştığına dair bir işaret olduğunu belirtmişlerdir; zira bir kulun görevi tamamlandığında, Rabbine hamd ve istiğfar ile yönelmesi en uygun davranıştır. Nitekim Hz. Peygamber, bu sure indikten sonra sık sık <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Sübhânallâhi ve bihamdihî, estağfirullâhe ve etûbü ileyh”</span></span> diyerek tesbih ve istiğfarda bulunmuştur.<br />
<hr class="mycode_hr" />
3. Kur’an-ı Kerim’de İstiğfar ile İlgili Ayetler<br />
Kur’an’da istiğfar, müminlerin temel vasıflarından biri olarak sunulur ve birçok ayette teşvik edilir. İşte konuyla ilgili bazı temel ayetler:<ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nasr Suresi, 110/3:</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir.”</span><br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Âl-i İmrân Suresi, 3/135:</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allah’tan başka günahları kim bağışlar ki? Onlar bile bile işledikleri günahta ısrar etmezler.”</span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nisâ Suresi, 4/110:</span> </span><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Kim bir kötülük yapar veya kendine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve merhametli bulur.”</span><br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Enfâl Suresi, 8/33:</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Onlar istiğfar ettikleri (bağışlanma diledikleri) sürece Allah onlara azap edecek değildir.”</span><br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Muhammed Suresi, 47/19:</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur. Kendi günahın için ve mümin erkekler ve mümin kadınlar için bağışlanma dile.”</span><br />
</li>
</ul>
Bu ayetler, istiğfarın sadece belirli anlarda değil, hayatın her evresinde ve özellikle hata sonrasında hemen başvurulması gereken bir sığınak olduğunu ortaya koymaktadır.<br />
<hr class="mycode_hr" />
4. Hadis Rivayetleri Işığında İstiğfarın Mahiyeti ve Önemi<br />
Hadis kaynakları, istiğfarın hem keyfiyeti hem de ehemmiyeti konusunda zengin bir miras sunar. Hz. Peygamber’in şahsi uygulamaları, istiğfarın sadece günahkarlar için değil, manevi derecesi en yüksek insanlar için bile vazgeçilmez bir ibadet olduğunu gösterir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Hz. Peygamber’in Günlük İstiğfarı:</span></span><br />
Hz. Peygamber, günahları bağışlanmış olmasına rağmen günde yetmiş ila yüz defa istiğfar ettiğini bildirmiştir. Ebû Hüreyre’den rivayet edilen bir hadiste şöyle buyurur:<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Vallahi ben Allah’a günde yetmiş defadan çok istiğfar ve tövbe ederdim.”</span> (Buhârî, Deavât, 3)<a href="https://binbaz.org.sa/audios/2652/586-%D9%85%D9%86-%D8%A8%D8%A7%D8%A8-%D8%A7%D9%84%D8%A7%D8%B3%D8%AA%D8%BA%D9%81%D8%A7%D8%B1" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><a href="https://dijital.diyanet.gov.tr/File/Download?path=4127_1.pdf&amp;id=4127#108#141#108" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
Bir başka rivayette ise <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ey insanlar! Allah’a tövbe ediniz. Ben günde yüz defa O’na tövbe ediyorum”</span> </span>buyurmuştur. Bu durum, istiğfarın bir ihtiyaçtan ziyade bir kulluk bilinci ve Rabb ile sürekli irtibat halinde olma hali olduğunu gösterir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) İstiğfarın Maddi ve Manevi Faydaları:</span></span><br />
İstiğfarın sadece ahiret azabından kurtulmaya değil, dünyevi sıkıntılardan kurtulmaya da vesile olduğu hadislerde müjdelenmiştir. Abdullah b. Abbas’tan rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“Kim istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah ona her darlıktan bir çıkış yolu, her üzüntüden bir kurtuluş verir ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.”</span> (Ebû Dâvûd, Vitr, 26)<a href="https://dogm.eba.gov.tr/panel/upload/etkilesimli/kitap/islamahlak/unite5/files/basic-html/page12.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><a href="https://www.diyanethaber.com.tr/her-zaman-acik-olan-kapi-istigfar" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) İstiğfarın En Faziletlisi: “Seyyidü’l-İstiğfar”</span></span><br />
Hadis literatüründe <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Seyyidü’l-İstiğfar”</span></span> (İstiğfarın Efendisi) olarak nitelendirilen dua, istiğfarın zirvesini temsil eder. Şeddâd b. Evs’ten rivayet edilen hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">“İstiğfarın en faziletlisi şu duadır: ‘Allah’ım! Sen benim Rabbimsin, senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın, ben senin kulunum. Gücüm yettiğince senin ahdinde ve vaadindeyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Üzerimdeki nimetini itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla, çünkü senden başka günahları bağışlayacak yoktur.’”</span> (Buhârî, Deavât, 2)<a href="https://www.diyanethaber.com.tr/seyyidul-istigfar" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><a href="http://www.muftiwp.gov.my/ms/artikel/irsyad-al-hadith/941-irsyad-al-hadith-siri-ke-168-penghulu-segala-istighfar#1" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
Bu duanın “efendi” olarak nitelendirilmesi, içerdiği tevhid akidesi, kulluk bilinci, nimet ve günahın itirafı gibi kapsamlı manalarından dolayıdır.<a href="http://www.muftiwp.gov.my/ms/artikel/irsyad-al-hadith/941-irsyad-al-hadith-siri-ke-168-penghulu-segala-istighfar#1" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) İstiğfarın Adabı:</span></span><br />
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın derlediği bilgilere göre, tövbe ve istiğfar edecek kişinin öncelikle iki rekât namaz kılması, ardından Allah’a hamd etmesi, Peygamber’e salât ve selam getirmesi, sonra istiğfar etmesi ve duayı yine salavat ve hamd ile bitirmesi tövbenin adabındandır. Ayrıca istiğfarın makbul olması için pişmanlık duymak, bir daha o günahı işlememeye azmetmek ve kul hakkı varsa helalleşmek gerekir.<a href="https://kurul.diyanet.gov.tr/DosyaGoster.aspx?enc=fjOIsAhG5Tj6s%2bQ3gonHz3h2aE3tIgzWWrqRpXAJ7k94MFEoBOHfKvxpa546xSKOrbUp9Ci0p%2fXpytyzb%2f967QCdVm0S2Q%2bpmSvZPYDJzs4v4LnSMUx6sCgdaA0e8VL0AHy4Q2xKI9Fr6DKsy2RArBGTZTgCUJDpJh%2bFc5STSnEpRunBXIkhpBxx1fzb4YWjPV8eQUpAmlDHwXiZI99crQ%3d%3d#85#116#85" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a><a href="https://www.diyanethaber.com.tr/seyyidul-istigfar" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"></a>[url=https://diyanethaber.com/tovbe-ve-istigfar-duasi]</a><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
Nasr Suresi’nin son ayetinde geçen <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“O’na istiğfar et”</span></span> emri, kulun hayatındaki en parlak anlarda dahi kendini sorgulaması, Rabbine sığınması ve O’ndan af dilemesi gerektiğinin ilahi bir beyanıdır. İstiğfar, sadece bir günah temizleme aracı değil; aynı zamanda kulun acizliğini idrak etmesi, Allah’ın rahmetine sığınması ve O’nunla olan bağını sürekli canlı tutmasıdır. Kur’an ayetleri ve Hz. Peygamber’in sünneti, istiğfarı hayatın merkezine yerleştirmeyi, sıkıntı ve darlık anlarında olduğu kadar zafer ve ferahlık anlarında da Rabb’e yönelmeyi öğütler. Unutmamak gerekir ki, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“O, tevbeleri çok kabul edendir”</span> (Nasr, 110/3); yeter ki kul, samimiyetle kapısını çalsın.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONUÇ VE DUA</span></span></span><br />
<br />
İstiğfar, kulun Rabbine karşı acziyetini kabul etmesi, günahlarını itiraf etmesi, Allah'ın rahmetine sığınması ve yeniden O'na yönelmesidir.<br />
<br />
İnsan bazen büyük günahlar işler, bazen küçük hatalar yapar, bazen de farkında olmadan gaflete düşer. Fakat Allah'ın rahmeti bütün bunlardan daha geniştir.<br />
<br />
Yeter ki kul samimi olsun, hatasından dönsün ve Rabbinden ümidini kesmesin.<br />
<br />
Rabbimiz bizleri çokça istiğfar eden, samimi tövbe eden, kalbi Allah'ın zikriyle huzur bulan kullarından eylesin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Âmin, bi-hürmeti Seyyidi'l-Mürselîn.</span><br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAKALEDE FAYDALANILAN TEMEL KAYNAKLAR</span></span></span><br />
<br />
1. Kur'an-ı Kerim: Nasr, Âl-i İmrân, Nisâ, Hûd, Nûh, Zümer ve Tahrîm sureleri.<br />
2. Sahih-i Buhârî: 4967, 4968, 6306, 6307, 7507.<br />
3. Sahih-i Müslim: 484, 591, 2702, 2747, 2758, 2759.<br />
4. Câmiu't-Tirmizî: 2499, 3577.<br />
<br />
Hadis numaraları kullanılan baskı ve numaralandırma sistemine göre farklılık gösterebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlim ve tahkik notu:</span> Bu makalede Kur'an ayetleri, sahih hadisler ve derecesi ayrıca belirtilen rivayetler birbirinden ayrılmıştır. Tasavvufî değerlendirmeler ise ayet ve hadislerin temel manalarından hareketle yapılan açıklamalardır.<br />
<br />
<hr class="mycode_hr" />
<br />
Bir Raşit Tunca Makalesi<br />
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 05.11.2026<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Raşidi Yolu – İlim, Zikir ve Tasavvuf</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>