![]() |
|
Sonbahara Giriş Şeytana Mühlet Verilmesinin Hikmeti(Kar©glanin 01 Eylül 2015 Vaazi) - Yazdırılabilir Versiyon +- Zakirun (https://zakirun.de) +-- Forum: RASiT TUNCA (https://zakirun.de/forumdisplay.php?fid=9) +--- Forum: RAŞiT TUNCA'NIN VAAZLARI (https://zakirun.de/forumdisplay.php?fid=602) +---- Forum: 2015 VAAZLARI ARŞİVİ (https://zakirun.de/forumdisplay.php?fid=612) +---- Konu: Sonbahara Giriş Şeytana Mühlet Verilmesinin Hikmeti(Kar©glanin 01 Eylül 2015 Vaazi) (/showthread.php?tid=44979) |
Sonbahara Giriş Şeytana Mühlet Verilmesinin Hikmeti(Kar©glanin 01 Eylül 2015 Vaazi) - Raşit Tunca - 11-07-2026 Sonbahara Giriş, Mevsimin İlk Armudu ve Karanlığa ve Zülmete, Kışı Getirmeleri İçin Mühlet Verilmesi ve Şeytan Aleyhillaneye Mühlet Verilmesinin Hikmeti (Kar©glan'ın 01 Eylül 2015 Vaazı) ... Zilhicce 2015 Salı أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا وَأَكِيدُ كَيْدًا فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا Sadakallahul Aziym. Tarık Suresi 15-16-17 Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. İnnehum yekîdûne keydâ, ve ekîdu keydâ. Fe mehhilil kâfirîne emhilhum ruveydâ. Sadakallahul Aziym. Tarık Suresi 15-16-17 Meali: Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar, ben de onlara karşı bir tuzak kurarım. Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı. Sadakallahul Aziym. Tarık Suresi 15-16-17 ---oOo--- Muhammed Aleyhisselâm, ayakları taşlanmış ve kan revan içinde Taif'ten dönerken... Hz. Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular: "Bilmiyorlar. Şayet benim peygamber olduğumu bilselerdi böyle yapmazlardı. Ya Rabbi, bunların sülbünden gelecek iyiler için bağışla onları." (Hadis-i Şerif) Allahümme salli alâ Muhammedül Vaadül Emin, Allahümme salli alâ Yunuse Vadehu bil Avdeti, Allahümme salli alâ Mehdi Zamanül Emin vezzamanul Avdeh. Yolculuğumuza başlıyoruz: Eski terazilerle satış yaparken, eğer bu adam gerçek bir mümin ise, mesela şeker tartarken müşterisinin hakkı geçmemesi için her tartışında en az elli gram şekeri fazla katıp terazinin hafif ağır gelmesini sağlar. Üçkâğıtçı, sahtekâr satıcı ise terazinin şeker koyduğu kesesinin altına iki çiklet sakızı yapıştırıp, daha bir kilo değilken o şekeri bir kilo gelmesini sağlıyor veya bir parça lehim yapıştırıp hile yapıyor. Dünyada ikisinin örnekleri var mı? Evet, var. Mümin bakkal her seferinde elli gram fazla koyunca, onun şeker çuvalı mesela elli kiloysa, o çuval bitince o elli gram fazlalıklar yüzünden, mesela 49 kilo parası alıp fakat elli kilo satmış olur. Böylece bakkalın bunu hesap edip, her çuvaldan bir kilonun Allah hakkı olduğunu hesap etmesi gerekir. Fakat hilekâr bakkal, çuvalı elli kiloysa, o elli kiloluk çuvalı fazla gösterdiği elli gramlar yüzünden her çuvaldan bir kilo fazla para kazanır ve 51 kilo parası alır. Biz ta Receb ayından ve Hıdırellezden bu yana diyoruz ki, her ay erken geliyor. Hilekâr satıcı gibi, o biriken elli gramlar her ay çoğaldı ve sene sonu, senenin son ayı Zilhicce'ye girdik. Biz bu hileli satış misali olan kameri ayların erken gelmeleri yüzünden Zilhicce'nin erken geldiğini düşünüyoruz. Ve ne yapacağız şimdi? Son on güne girmiş olduk. Zilhicce'nin 10'u Arafat ve vakfe olacak, kurban kesilecekken semaya bakınca ve Diyanet takvimine bakınca ay iki gündür dolunay gibiydi. Diyanet takviminde bu gün için Zilkade 17 gösteriyor. Ne olacak şimdi? Receb isimli birini gördüm ve Receb'in 1'i dedik. Hıdırellez günü Hızır isimli bir oğlan gördüm, dedim. Ramazan'ın birinde hilal görmek ve hilal Cebeci tweeti olduğu gün dedik. Ramazan Bayramı gününde de Bayram isimli bir adamı gördüm ve bayram o gündü dedim. Peki, Zilhicce'nin alameti nedir? Zilhicce'nin alameti hacı görmektir. Uzun süredir görmediğiniz bir hacıyı görmek veya gördüğünüz hacıyı görmek. Biz ise geçen haftaki vaazda sahtekâr hacıdan bahsettik; tuğla çalan hırsız hacıdan bahsettik. Eğer bu Zilhicce böyle erken geldiyse, sebebi böyle hırsız ve sahtekâr hacıların çalmaları yüzünden, böyle çal çal, her kiloda elli gram çal ve sene sonu on iki kilo şeker parası kâr eden bakkal gibi, bu Zilhicce de şimdi sonbahara denk geldi. Sonbahar demek, yavaş yavaş kötülerin, böyle çalan, çırpanların, sahtekârların, kâfirlerin ve münafıkların yüz bulup kâr ettikleri vakit demek olur. Ve bu Zilhicce, yani bu seneki hac, hırsızların haccı olacak herhalde. Sonbahar haccı, sahtekâr hacılar; yani hacdan dönüşte hacılığını satacak olanların haccı. Yani erken geldik. Çalınan kameri günler torbada, elde hazır vaziyette. Adamlar hacdan sonrasını da planlamışlar bile. Yapacakları "keyd"leri hesap edip hacca gidecek olanlar. Bundan önceki sene yine hırsız hacıların vakti, yani on gün daha geç idi; yani sonbahardı. Daha sonra ve önceki senelerin hepsi sahtekâr hacıların vaktiydi. Ta en son mart ayında olan hacı vaktine kadar hep sahtekâr hacıların vaktiydi. Zilhicce alameti olarak biz göre göre iki tane sahtekâr hacı gördük. Fakat uzun zamandır bizi görmeyen biri de geldi bizi gördü. Biz de hac görevimizi 1997 senesinde mart ile nisan arasında yaptık; yani bahar ve yeşil ve Muhammed aylarında. O gelen misafire de Zilhicce'nin girdiği alameti olarak biz göründük ve Zilhicce'ye girildi denmiş oldu. Bu olay 30 Ağustos günü ikindi vakti oldu. Zilhicce'nin hilali demek ki ikindi vakti, bizde ikindi vaktiyken bir yerde Zilhicce girdi demek olur. 31 Ağustos, Zilhicce'nin 1'i demek olur. İki sene sonra hacca gidecek olanlar için hac mevsimi artık yaz mevsimine denk gelecek ve sahtekâr hacıların vakti bitecek. Evet, içinde birkaç istisna olabilir ve bu genelini bozmaz. Baştaki Tarık Suresi'ndeki ayette geçen "keyd" kelimesi tuzaktan ziyade hile manasındadır ve demek olur ki: "Onlar hile yapıyorlar; onlar yaparsa ben de onlara hile yaparım" gibi bir mana vermek gerekir bu ayete. Böyle olunca, gecenin gündüze oranının değişmesi ve gündüz zamanının geceye bırakmaya başlaması demek, yavaş yavaş iyilerin kötü olmaya, günah işlemeye, günaha ve hileye başvurması demek olur. Böyle böyle zülmet, karanlık ve soğuk çoğalıp sonbahardan da kış mevsimine doğru yol alırız. Aynen bir otobüsün terminalden yola çıkıp başka bir şehre giderken, yolda inenlerin otobüsü yavaş yavaş boşaltıp yerine diğer şehre gideceklerin binmesi gibi... İşte iyilik, güzellik, aydınlık ve müminler de yerini karanlığa, zülmete, hileye ve günaha bırakmaya başlar. Bu, ta ki en günahkârların vakti olan, zülmetin ve karanlığın koyu olduğu, soğuk kışın çetin olduğu 21 Aralık'a kadar devam eder. Ondan sonra bu sefer insanlar günahtan tövbe edip, ağlayıp sızlayıp iyi olmaya meyletmeye başlar. Gözyaşını bahar yağmurlarına bırakır ve gündüz uzayıp bahara doğru yol alırız. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ Sadakallahul Aziym. Felak Suresi'nin tamamı. Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Kul eûzü bi rabbil felak, min şerri mâ halak, ve min şerri gâsikın izâ vekab, ve min şerrin neffâsâti fîl ukad, ve min şerri hâsidin izâ hased. Sadakallahul Aziym. Felak Suresi'nin tamamı. Meali: De ki: "Ben, Felâk'ın Rabbine sığınırım." Öyle ki; yarattıklarının şerrinden veya yaratıklarının şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden veya karanlık ve zülmet vakti gelince zülmet ve karanlığın sahibi olanların şerrinden, düğümlere üfleyenlerin, büyücülerin ve sihirbazların şerrinden ve haset ettiği zaman haset edenin hasedinin şerrinden. Sadakallahul Aziym. Felak Suresi'nin tamamı. Bu surede öyle bir sıralama var ki, aynen sonbahardan kış mevsimine ve dünyanın ömründe kıyametin sabahına doğru giderken olacak olanları ve takip edilen yolu anlatıyor. Yani birinci olarak birilerinin "Eyvah, yaz bitti." diye, daha yazın sonundan bahara özlemeye başlaması ve "Keşke yaz bitmeseydi." dercesine yazı özlemeye başlaması... Yani zincirin ucuna yeni bir yaz zinciri takılması, navigasyonun hedefine yaz mevsiminin yeniden yazılması ve ondan sonraki aşama ise: "Yaratıklarının şerrinden Allah'a sığınırım." Bu yolculuk önce canlılarda başlıyormuş ve demek olur ki önce hayvanlar bu hâli hissediyorlar. Yani sonbahar önce hayvanlara ve bitkilere gelir. Mevsimin ilk armudunun ermesi demek, ta Süreyya yıldızına kadar tesir eden sonbahar burcuna girme vakti olup Tarık yıldızının sislerin ardından yeniden dünyamıza gözükmeye başlaması, doğup gelmesi demek olur. Çünkü Tarık yıldızı, kuzey yarımküre sonbahara girince kuzeyden görülebilir, güneyden görülmez. Güney yarımküre sonbahar olunca bu sefer sadece güney yarımküreden görülebilir. Yani onun menzili ve yörünge sistemi, diğer yıldızların hareketi ve Ay'ın yörüngesi gibi, Tarık yıldızı da sağdan sola değil, aşağıdan yukarıya doğru bir yörünge takip ettiği için böyle bir yörünge takip eder. Kâinatımızın yazdan sonbahara geçmesini sağlayan bir çark sistemine sahiptir ve dünyamızın yörüngesini milim milim sonbahara doğru çevirir. Öyle olunca işte karanlık ve soğuk vaktine geliriz. Yani onun görülmesi ile dünyamız Güneş sisteminde dikey olarak hareket etmeye başlar. Yani hem Güneş'ten uzaklaşacak, metre metre Güneş'i arkasına alıp Güneş'ten uzaklaşmaya başlayacak ve yine bir diğer hareketinde, bu uzaklaşma yörüngesinde de her metrede, yine kâinatın uzak noktasına doğru, yani o açılan ve devamlı büyüyen kâinatın büyüdüğü derin tarafına doğru ilerler. Yani aynen kafamızı kaldırdığımızda gördüğümüz dikey hareket, yani kuzeye doğru olan hareketi. Hayvanlara, meyvelere; sonbahar burçlu, sonbaharda doğum yapan hayvanlar ve sonbaharda eren meyveler sıra sıra ermeye, sırasıyla doğmaya başlar. Yine onların, o sıfatların ve canlıların sahipleri olan insanlar da doğmaya başlar veya doğum günlerini kutlarlar. Bundan sonraki aşama ise son iki vaazda dediğimiz mesele: "Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden..." veya "Karanlık ve zülmet vakti gelince, zülmet ve karanlığın sahibi olanların şerrinden..." Tan yerini ağartan, yani sabaha ve aydınlığa ulaştıran ve kıştan bahara ulaştıran Rabbe sığınmak. Öyle bir halife vardır ki dünyada onun görevlerinden birisi, öyle bir Rabdir ki, öyle bir terbiye edicidir ki; o terbiyeci halife, dünyamızı ve kâinattaki bütün yıldızları yaz gelince yaza, kış gelince kışa doğru sürüp güden bir çoban gibidir. Onun, yazın sonbahara tecavüz etmemesini ve yine sonbaharın kışın vaktine tecavüz etmemesini sağlaması lazımdır. Fakat işte bu sene yine kayma o kadar çoğaldı ki, sonbaharın normalde başlangıçtaki hâli 23 Eylül iken daha Ağustos'un başına denk geldi. İkinci veya üçüncü hafta, yani Ağustos sonuna kadar kâinat sonbahar menziline girmesine rağmen yaz konumunda hareket ettiğinden, yani Güneş'e doğru yaklaştığından, sıcaklar çoğaldı ve 60 derecelere vardı. Biz Ağustos'un son iki haftası öncesi bu menzil ve yörüngeyi sonbahar konumuna getirdik. Dünyamız Güneş'e sırtını dönüp uzaklaşmaya başladı ve sıcaklar gidip hafif bir rahatlama oldu. Yavaş yavaş bir soğuma olurken, karanlık ve kötülük tarafının etkilerinin yeniden sistemi tersine çevirmeye çalıştığı düşüncesi ortaya çıktı. Hz. Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular: "Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa gelmedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî) Bunun sebebine gelince, biz sonbahar vakti gelince dünyamıza artık kuzeye doğru hareketini başlat, yazdan sonbahara ve oradan kış burcuna yol al diye emrederiz. O artık kış menziline hareket etmeye başlamasına rağmen, daha 21 Aralık'a varmadan, mevsim en çetin kış vakti olan menziline gelince, aynen çobanın koyunları güderken köyden uzaklaşması ve fakat onun tekrar eve döneceği bir saat olması gibidir. Artık köyden belli bir uzaklığa ulaşınca koyun sürülerini geri çevirir ve artık dönüş menziline girer. Koyunlar yine yayıla yayıla köye doğru hareket ederler. Böyle olunca biz, kâinat âleminin haritası olan insan bedeninde, işte bu dünyamızın hangi menzile geldiğini biliriz. Ona göre koyunlar Güneş'ten veya köyümüzden uzağa doğru mu hareket edip yayılacaklar, yoksa geri dönmemiz mi gerekiyor, biliriz. Ona göre vardığımız menzil itibarıyla öyle sabit olarak 23 Eylül gün dönümünü veya 21 Aralık gece dönümünü beklemek zorunda değiliz. Sürünün çobanı bilir. Eğer belli bir uzaklığa gelirsek ve oradan geri dönmezsek evimize saatinde dönemeyiz. O yüzden saatinde evimizde olmak niyetiyle yönümüzü ve yolumuzu değiştirmek gerekir. Biz emrediyoruz bütün yıldız sistemine geri dön diye. Fakat karanlık taraf bunu tersine çeviriyor. Dünyamız o kadar hızlandı ki, normalinde biz 26-27 dereceye vardığımızda, dünyamız sonbahara, gün dönümü olan normalinde 23 Eylül'de olacak olan menzile varmış oldu. Biz bu kadar erken vardıysak mevsimlerde çok kayma olur diye o vakit geri dön demeyince, bu sefer dünyamız Güneş'e daha da yaklaştı ve sıcaklıklar 60 derecelere vurdu. Sonunda, Allah muhafaza, Güneş'in içine girip gideceğiz diye Ağustos'un son iki haftası kalınca, "Artık geri dön." dedik. Böylece dünyamız ve bütün sistem ters döndü ve geri hareket edip kış menziline yol alırken yağmur, rahatlama ve serinleme oldu. Fakat karanlık ve kötülük tarafının yeniden sistemi tersine çevirmesiyle dünya ve sistem yeniden Güneş'e doğru yol almaya başladı ve yeniden sıcaklar bastı. Bu hâl, bizim vücudumuzda hissettiğimiz, yani sürünün köyden ne kadar uzaklaştığını bilme hâli gibidir. Sadece zamanın sahibi bunu bilebilir. Biz yaz diyoruz, o kış diyor; biz bahar diyoruz, tersine çevirince o da sonbahar demiş oluyor. Böylece dünyanın ve sistemin düzeni bozuldu ve dünyamız çok hızlı hareket etmeye başladı. Yine eğer 21 Aralık'tan önce biz, yani dünyamız 21 Aralık'ta olması gereken yere, menzile varıp dünyamıza ve sürüye "Dön artık." demezsek ve 21 Aralık'ı beklersek, bu sefer dünyamız kâinatın derinine doğru hareket ederse, bu sefer de Allah muhafaza, dünyamız fazla derine gittiği için Güneş'in çekim kuvveti menzilinden çıkıverirse, raydan çıkarsa, kâinatın içine ve bir kara deliğe doğru uçar gideriz ve raydan çıkarız. Muhammed Aleyhisselâm dedi: "Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa gelmedikçe kıyamet kopmaz." Öyleyse siz oynadıkça, bir gün benim bildiğim ve fakat sizin bilmediğiniz bir sebepten Güneş'e doğru hareket etmemiz sebebiyle dünya neredeyse Güneş'in içine girip gidecektir. Ben dahi artık ona müdahale edemem. Çünkü Güneş'in çekim kuvvetinin çok olduğu bir menzile gidersek, varırsak, ben "Dön." desem de çekim kuvveti çok olduğundan dünya geri dönemez. Aynı akıntıya ters yüzülememesi ve denize fazla açılanın artık dalgalar yüzünden kıyıya doğru yüzemeyip boğulması gibi... Ya kâinatın içine savruluruz yahut yaz mevsiminde Güneş'e yakına gidince hepimiz Güneş'in içine girip ateşin ve cehennemin içinde boğuluruz, Allah muhafaza. Muhammed Aleyhisselâm dedi: Bu oynama, bir gün bir saat gibi oluncaya kadar devam eder ve ondan sonra kıyamet kopar, dedi. Yani böyle hızlı hızlı giderken, bu gün 15 Ağustos'ta sonbahar menziline vardık. Normalinde 23 Eylül'de olması gereken yere vardık. Çoban ben olduğum ve bildiğim için çevirdim. Fakat bu sefer seneye daha hızlı, daha hızlı ve artık mevsimler ve saatler kayacak. O yüzden zaten bu sene kaymayı geciktirmek için ben Ağustos'un başında çevirmem gerekirken çevirmeyip iki hafta bıraktım. Sıcaklar 60 dereceye vurdu ve yine de hızlı, yine de hızlı... Yapabilecek bir şey yok ki. Eğer bu kıyametin gerçeği ise, ben dahi bir şey yapamaz hâle gelince sonumuz geldi demektir. Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular: "Dünyanın ömrü bir gün ve ben insanlığın ikindi vaktinde geldim." (İbn-i Kesir Tefsiri, 12/6549) "Ve min şerrin neffâsâti fîl ukad" Bu gecenin karanlığının bir koyu renk daha almasına, büyücüler ve sihirbazlar sebep olacaklar. Neden Musa Aleyhisselâm'ın büyücüleri attıkları ipleri yılana çeviriyorlardı? Yani büyücülük ve sihirle uğraşanların çoğalması, sürüngen tabiatlı insanların çoğalması ve her işini büyü ve sihir ile, cinlerle yapanların çoğalması vakti. Ve hâl öyle mi? İnsanların evlenmek için büyü ve dua, işe girmek için büyü ve dua, imtihan kazanmak için büyü ve dua yaptıkları veya yaptırdıkları bir vakit... Yani düğümlere nefes edenlerin vakti. Daha sonraki insanlar ise en zalim ve koyu karanlık, siyahın en koyusu, kötü insanların vakti yani... "Hasidin izâ hased" Vakti ve Muhammed Aleyhisselâm dedi: "Gıybet ve haset, insanın sevabını ve iyi amellerini ateşin kuru odunu yaktığı gibi yakar." (Hadis) Ve yine Muhammed Aleyhisselâm dedi: Resulullah (s.a.a.)'den nakledilen bir hadiste şöyle buyuruyor: "Kalbinde bir hardal tanesi kadar kibir olan bir kimse cennete giremez. Kim büyüklenir ve yol yürürken tekebbür ederse, Allah kendisine gazaplandığı hâlde onun huzuruna varır." (Mirac-üs Saade, s. 201) Haset, insanın demir cibilliyetlerine dönmesi demek olur. Şeytan Aleyhillane, Hz. Âdem yaratıldığında ona haset etti. Topraktan kendisinin, ateşten yaratıldığını ima edip ona haset etti, kibirlendi ve üstünlük tasladı. En kötü hâl de o hâldir. İnsanlar artık birbirine kibirlerinden yüksekten bakar olunca, hasetlik, onu bunu çekememe başlamış ve çoğalmış olur. Zülmet iyice çoğalır ve gecenin dibine vurmuşuz demektir. Haset arttıkça insanlar birbirleriyle kıyaslanmaya başlar: "Onun arabası var, benim niye yok? O yeni telefon aldı, benim niye yok?" Ve böylece hasetlik vaktindeyiz, yani gecenin dibine vurduk. "Hasidin izâ hased" vakti de tamam oldu veya olmak üzere. Felak Suresi de bitti bitecek. Ondan sonra ne var? Nas Suresi ve sonrasında kıyametin sabahı. (Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah'a ibadet eden kalmaz.) [Hâkim] (Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemî] (Kötüler dünyaya hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizî] (Kıyamet ancak kötü insanların başına kopar.) [Müslim, İbni Mace] (Kur'an-ı Kerim kalkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Ebu Nuaym] (Vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizî] Âhir zamanda kötülere, fâsıklara ve imansızlara rağbet edileceğini Peygamber Efendimiz haber vermiştir. Bir hadis-i şerif: (Kıyamet yaklaştıkça doğru konuşan Müslümanlar yalanlanır, yalancılar ise tasdik olunur. Haine güvenilir, emin olan Müslüman ise hain kabul edilir.) [Taberânî] (Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldıkça kıyamet kopmaz.) [Müslim] Rabbimin, şeytan aleyhillaneye müsaade ve mühlet vermesinin sebebi ise gündüzden geceye, yazdan kışa, rahmetten gadaba ve aydınlıktan gölgeye değil, karanlığa geçilmesi için ve dünyanın ve kâinatın bu haset vaktinde, demirlerin ve demir cibilliyetlilerin vaktine yol alıp dünyada "Allah" demeyi unutan kötülerin vaktine varıp, kâinatın ömrünün hitam, yani son bulması içindir. "Yeryüzünde Allah diyen [Müslüman] var oldukça kıyamet kopmaz." (Müslim, Tirmizî) Rabbim, Mehdi hayatta olduğu müddetçe "Allah" diyenleri dünyada bitirmesin. Âmin. El-Fatiha maassalavat. ---oOo--- وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk. --OoO-- Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Schrems, 24 Ağustos 2015 Pazartesi Original Kar © glan |