Zakirun

Tam Sürüm: Muharrem - Hicret ve Hicri Yılbaşı ve Ebu Bekir (Kar©glanin 29. Eylül 2015 Vaazi)
Şu anda içeriğimizin sadeleştirilmiş bir sürümünü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görüntüleyin ve uygun biçimlendirmeyi kullanın.
Muharrem — Hicret ve Hicri Yılbaşı ve Ebu Bekir Sadık Dost

(Kar©glan'ın 29 Eylül 2015 Vaazı)

1 Muharrem 2015 Salı — Hicri Yılbaşı

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُم بِالْخَيْرِ
لَقُضِيَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ
لِقَاءنَا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ وَإِذَا مَسَّ الإِنسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنبِهِ أَوْ قَاعِدًا أَوْ
قَآئِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَأَن لَّمْ يَدْعُنَا
إِلَى ضُرٍّ مَّسَّهُ كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُواْ
يَعْمَلُونَ وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِن قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُواْ
وَجَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُواْ لِيُؤْمِنُواْ
كَذَلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ

Sadakallahü — Yunus Suresi 10-11-12-13. Ayetler

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahim

Da'vâhum fîhâ subhânekellâhumme ve tahiyyetuhum fîhâ selâm,
ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti'câlehum bil hayri le kudiye
ileyhim eceluhum, fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim
ya'mehûn. Ve izâ messel insâned durru deânâ li cenbihî ev kâiden ev kâimâ,
fe lemmâ keşefnâ anhu durrahu merre ke'en lem yed'unâ ilâ durrin
messehu, kezâlike zuyyine lil musrifîne mâ kânû ya'melûn.
Ve lekad ehleknâl kurûne min kablikum lemmâ zalemû ve câethum rusuluhum
bil beyyinâti ve mâ kânû li yu'minû, kezâlike neczil kavmel mucrimîn.


Sadakallahü — Yunus Suresi 10-11-12-13. Ayetler

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem hicret ederken Hazvere mevkiinde Mekke'ye dönerek:

"Sen, Allah katında beldelerin en sevimlisisin. Çıkarılmamış olsaydım senden ayrılmazdım; senden başka bir yeri yurt tutmaz, yuva kurmazdım."

(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Menâkıp, 69)

Allahümme Salli ala Muhammed Ebulmuhaciriyn ve Selamen Ebu Bekir, Ebul Muhaciriyn.
Allahümme Salli ala Seyyidina Hasan vel Hüseyin, Evladi Muhaciriyn
Allahümme Salli ala Hacer Ümmül Muhaciryn
Ve Sübülene İsmail Hicril Muhaciriyn,
Vel Mehdiyyül Müntezar Sübülena ümmül Muhaciriyn ve Hicril Muhaciriyn,
Ve Sübülena Ebul Muhaciriyn ve Evladi Muhaciriyn. Farkiyyeti bila Mecbur, bila Talebi.

Yolculuğumuza başlıyoruz:

Hicri yılbaşı, Kameri takvime göre ayın dünya etrafında 12 defa dönmesiyle oluşan, ve Hz. Peygamber'in (s.a.s.) Mekke'den Medine'ye hicret ettiği yılı tarih başlangıcı olarak kabul eden, ve 1 senesi 336 ile 354 gün olan takvim sistemine göre yeni bir yılın başlamasını ele alan takvim başlangıcı.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

فَآمَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Fe âmene lehu lût ve kâle innî muhâcirun ilâ rabbî, innehu huvel azîzul hakîm.

Meali:

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.
Ve Lut (A.S.) ona inandı ve dedi ki: "Muhakkak ki ben, Rabbimin dediği yere hicret edecek olanım. Muhakkak ki O izzet sahibidir (ve benim izzetimi koruyacaktır veya ben hicret ederek izzetimi koruyacağım), O Hakîm'dir (en iyi kararı verendir)."

Sadakallahü — Ankebut Suresi 26. Ayet

Şimdi öyle bir bomba patlatıyorum ki, bütün dünyayı ve İslam âlemini sarsacak bir bomba. Uzun zamandır bomba patlatmıyoruz.

Bombamız şudur ki:

İslam âlemi hicri yılbaşı olarak Muhammed'in hicretini 1 alır. Ve öyle ki, eğer hicri yılbaşı hicretin 1'i ise, o 1 hangi gün? Muhammed'in Mekke'den çıktığı gün mü? Yoksa Medine'ye vardığı gün mü? Yine ikisi farklı. Çıktığı gün farklı, Medine'ye vardığı gün farklı gün. Yine Muhammed devlet memuru muydu da ay başını bekledi hicret etmek için? Ve sanki "Şu ay başı gelsin, maaşı alalım da yola çıkalım" mı dedi? Yoksa o gün Kameri aylardan Muharrem'in biri değildi de 15'i miydi? Yani ay, ayın 14'ünde görüldüğü vakit dün sabah ise, dün sabah görüldüyse bugün Kameri ayın 15 eder, ve fakat hicretin biri eder. Çünkü dünkü ay tutulması, yani KIZILAY, meşhur Kızılay maden suyunun Kızılay'ı, yani kızıl ay tutulması 33 senede bir devir daim ediyormuş. Yani Kameri aylar 30 senede değil, 33 senede bir devir daim eder. Ve Muhammed'in Mekke'den çıktığı gün değil hicri yılbaşı; bilakis Medine'ye vardığı gün. Ve bize saklı olan alametini biz biliyoruz. Ve bugün işte hicri yılbaşının sene-i devriyesi. Ve hicri yılbaşı, çünkü ay tutulması dün sabah görülünce, evvelki gece Zilhicce'nin son gecesi, ve dün gece Muharrem'in birinin gecesi oluyor, ve bugün ise 1'inin gündüzü demek. Yani sapmaya bak: Ay sabah görüldü, ve sapma o kadar ki, ay tutulması sabah görülünce önce gündüz gelmiş, ve fakat o gündüzden sayılmıyor, geceye katılıyor. Ve "gece önce gelir" kuralı gereği, dün akşam ise Muharrem'in 1'inin gecesi, ve bugün hicri yılbaşının gündüzü yani.

Bu sene meydana gelen bu Suriyeli mülteciler (muhacirler veya hicret edenler) gösteriyor ki: Bu sene büyük hicretin sene-i devriyesi, ve hicret yılı, yani kanlı ay tutulması döngüsü bu sene. Ve demek olur ki muhacirler ve ensar, Rabbimin hikmeti ile doğal seleksiyon ile tekrar ettiriliyor; aynen her sene hac ile hacda yapılanların tekrar ettirilmesi gibi.

---oOo---

Muhammed Mustafa'nın soyu ve suyu dört dünya suyundan devam etmektedir. O sular aktıkça, onun soyu ve suyu akmaya devam eder. Ve daha önceki çok eski vaazlarımızda bunu yazmıştık. Ve demiştik ki Muhammed dört halife ile evlilik yöntemi ile bağ kurmuş: Hz. Ebu Bekir'in kızı Ayşe'yi almış; ve yine Hz. Ömer'in kızı Hafsa Annemizi de nikâhına almış; ve yine Hz. Osman ise iki kızı Rukiyye ve Ümmü Gülsüm'ü vermiş; ve yine Hz. Ali de kızı Fatıma'yı vermiş. Ve düşün: Bir insanda baş ve gövde omuzlardan kollara, ve belden de ayaklara bağlıdır. Yani Muhammed belinden, yani sülbünden, belinden üreyen kısmı Hz. Fatıma ile Hz. Ali'ye ve Osman'a bağlı; veya Hasan, Hüseyin'e bağlı. Ve yine kollarından ise sarılıp yattığı hanımları Ayşe ile Hafsa'dan da Ebu Bekir ile Ömer'e bağlı. Ve bir dağ düşünün, karlı bir dağ olsun; ve karlar eriyince onun suyu dağdan aşağı dört nehir meydana getirsin; ve dört yanına akan sular dört yanında dört nehri oluşturmakta. Ve o nehirler için diyor ki Muhammed Mustafa: "Onlar cennet nehirleridir." Bunu da, bu dört nehri de daha önceki vaazlarımızda yazdık.

Buradan aşağısı ALINTIDIR.

Hz. Peygamber'in en büyük kızı Zeynep, teyzesinin oğlu Ebul-As'la evlendirilmiş ve bundan Ali ve Ümame adında iki çocuğu olmuştur. Ali, Mekke fethi sonrası (8/630) küçük yaşta ölmüştür.

Ümame adlı kız çocuğu ise, Hz. Fatıma'nın ölümü üzerine önce Hz. Ali ile evlenmiş, onun şehit edilmesi üzerine Muğire b. Nevfel'le nikâhlanmıştır. Muğire'den Yahya adında bir oğlu olmuşsa da nesli devam etmemiştir.

Hz. Peygamber'in ikinci kızı Hz. Rukiyye ise Hz. Osman'la evlenmiştir. Hicretin ikinci yılında kızamıktan dolayı vefat etmiş; Hz. Osman'dan olan oğlu Abdullah da iki yaşında iken vefat etmiştir. Böylece Hz. Zeynep gibi Hz. Rukiyye'nin de nesli devam etmemiştir.

Ümmü Gülsüm'e gelince; o da ablası Rukiyye'nin ölümü üzerine hicretin üçüncü yılında Hz. Osman'la evlendi. Hicretin dokuzuncu yılında vefat ettiğinde çocuğu yoktu ve soyu kesilmişti.

Hz. Peygamber'in küçük kızı Hz. Fatıma'nın sırayla Hasan, Hüseyin, Ümmü Gülsüm, Zeynep ve Muhassin (Muhsin) adlarında çocukları oldu. Bunların hepsi Hz. Ali'dendir. Muhassin küçük yaşta vefat etti. (1) Fatıma'nın nesli diğer çocuklarıyla devam etti. Hz. Fatıma'nın Zeynep'ten olan çocukları "Zeynebiler" olarak bilinir.

Hz. Fatıma'nın diğer kızı Ümmü Gülsüm ise, Hz. Ömer halife iken önce onunla evlendirilmiş; Hz. Ömer'den Rukiyye ve Zeyd adlı iki çocuğu olmuş ve çocuklar küçük yaşlarda vefat etmişlerdir.

Hz. Ömer (h.23/m.644) yılında şehit edilince Ümmü Gülsüm önce amcası oğlu Avn b. Cafer'le evlenmiş ve ondan çocuğu olmamıştır. Avn'ın ölümü üzerine kocasının kardeşi Muhammed b. Cafer'le evlenmiş ve bundan bir çocuğu olmuştur. Muhammed vefat edince de bir diğer kardeşleri olan Abdullah b. Cafer'le evlenmiş ve ondan çocuğu olmamıştır. (2)

Soru: Hz. Fatıma neslinden söz edilirken, niye Hz. Peygamber'in diğer kızlarından olan torunlarından söz edilmez?

Cevap: Hz. Peygamber bir hadis-i şerifinde "Her annenin oğlu için kendilerine mensup olacağı bir asabe (baba tarafından akrabalar) vardır. Fatıma'nın iki oğlu bundan müstesnadır; çünkü ben onların velisi ve asabesiyim (erkek cihetinden akrabası sayılırım)" (3) buyurmuş ve neslinin Hz. Fatıma'nın bu iki oğlundan devam edeceğini belirtmiştir.

Bu açıdan, Hz. Peygamber'in diğer kızlarından olan torunları yalnız birinci nesilde Rasûlullah'a nispet edilirler. Fakat onun asabeliği Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve bu ikisinin nesillerinde devamlıdır. Zeynep ve Ümmü Gülsüm'ün çocuklarından olan torunları ise bu nispete dâhil değildir; kendi babalarının nisbesiyle anılırlar ve onların soylarına girerler.

Hâlbuki biz dedik ki Muhammed'in suyu ve soyu dört koldan devam etmektedir. O soy ta Hz. İbrahim'e, oradan önce ta Hz. Adem'e dayanır. O yüzden Muhammed'in soyuna Ehl-i Beyt denir ki Ehl-i Beyt demek: O evden, yani ilk evden, yani Rabbimizin Kur'an'da buyurduğu "evvel beyt"ten doğup gelen soy, sülb. Ve son Mekke'de o evin bulunduğu mevkide, ve o eve girip çıkanlardan Muhammed doğdu; sonra onun soyuna, sülbüne de Ehl-i Beyt denir. Ve onlar da Hz. Ebu Bekir'den, Hz. Ömer'den, Hz. Osman'dan ve Hz. Ali'den devam eden soy. Ve dünyada bu isimde olanların çoluk çocuğunun olması gösteriyor ki Muhammed'in soyu ve sülbü dört koldan dört bir yana dağılmaya ve akmaya devam ediyor.

Babasının kızı Ömer kızı Hafsa veya Hafize...

Tez sinirlenen, prensipli bir yapıya sahipti.

Hz. Muhammed ile evliliği sekiz yıl sürmüştü.

Bu zaman dilimi içinde 60 hadis rivayet etmiştir.

Evlilik teklifi ile ilgili bize gelen bilgiler günümüz babalarına çok şey öğretecek niteliktedir.

Hafsa ilk eşi Hüneys b. Huzeyfe'yi Bedir'de kaybeder. O sıralarda Hz. Osman da Hz. Rukiyye'yi kaybetmiştir. Hz. Ömer hem Hz. Osman'ın üzüntüsünü hafifletmek hem de kızını iyi bir damatla yalnızlıktan kurtarmak istemiştir. Hz. Osman'a "Ey Osman, istersen sana kızım Hafsa'yı nikâhlıyım" der. Osman "Düşüneyim" diyerek zaman ister. Birkaç gün sonra da "Bugünlerde evlenmemin doğru olmayacağını anladım" der.

Hz. Ömer bu sefer de Hz. Ebu Bekir'e gider. Kızının hayatta yalnız kalmaması ve kendisi de iyi bir damada sahip olmak için aynı teklifi Ebu Bekir'e yapar. Hz. Ebu Bekir sakin yapısı ile cevap vermek yerine susmayı tercih eder. Hz. Ömer üzülmüştür. Bu üzüntü ile Hz. Muhammed'in yanına gider. Ona olanları anlatır. Hz. Muhammed'in Hz. Ömer'e verdiği cevapla Hz. Ömer'de üzüntü bırakmaz.

İşte o cevap:

"Ya Ömer, sana Osman ve Ebu Bekir'den daha hayırlı bir damat, Osman'a da senden daha hayırlı bir kayınpeder tavsiye edeyim mi?"

Hz. Ömer:

"Evet ya Rasûlullah" deyince,

"Sen kızın Hafsa'yı bana nikâhlarsın, ben de kızım Ümmü Gülsüm'ü Osman'a nikâhlarım" buyurdu.

Bu cevap karşısında Hz. Ömer çok sevinir. Bu şekilde Hz. Hafsa ile Hz. Muhammed'in nikâhı 13 Şevval Cuma günü 625 yılında kıyıldı. Hafsa'yı Hz. Osman ve Hz. Ebu Bekir'e teklif eden baba örneği olarak karşımıza çıkar... Günümüz babaları Hz. Ömer gibi yaparlar mı? Bu sorunun galiba cevabı, Hz. Osman ve Hz. Ebu Bekir gibi adayı bulamamalarındandır. Yoksa neden babalar Hz. Ömer'in bu davranışını örnek almasınlar ki!

---oOo---

Suudiler şeytan taşlarken ölen hacılara saygı gösterirken!..

Hacda yine facia: Şeytan taşlarken çıkan izdihamda 753 kişi öldü, 887 kişi yaralandı!
Suudi Arabistan'ın Mekke şehrindeki Mina bölgesinde, "şeytan taşlama" sırasında yaşanan izdihamda en az 753 kişi öldü. 887 kişinin yaralandığı faciada, ölü sayısı maalesef giderek artıyor. İslam âlemi yasta.

Matematikte "Kehrwert" diye bir şey var; yani tersine çevirme: 1/2, yani 2'nin tersi.

Vallahi deccal aleyhillâne iş başında. Ve yine hacıların şeytan taşlamasının frekansını bulup ters çevirmiş olabilir. Ve çevirince hacılar şeytan taşlayacakken, şeytan hacıları taşladı, öldürdü geçti. Yine hacılar kurban kesecekken, hacıların kendisi kurban oldular. Yine deccalin işi bunlar. Kehrwert 1/2, yani 2'nin tersi demek. Ve yani Namık Kemal'in fıkrası gibi: Gâvur demiş "Biz sucuk fabrikası kurduk; buradan danayı veriyoruz, şuradan sucuk çıkıyor." Bunun üstüne Namık Kemal de: "O da iş mi? Bizde şuradan sucuk veriyoruz, oradan dana çıkıyor" demiş. Ve yani çocuk doğurtmak meselesi... Bunu biz daha çok önce bir vaazda yazdık. Ve bu olay demek ki sucuk verip dana çıkıyorsa, o zaman her şey ters çevrilebilir demek diye... Kâfir deccal her şeyi tersine çeviriyor. Vallahi ben bu olayda deccal aleyhillâneden şüphe ediyorum; yine mesul o dur. Yani mesela "gelmek" kelimesini şarkıda söylerken "kemleg" diye tersini almak gibi... O şarkının notası var, onu tersinden çalınca ters frekans etkisi; ve enerjiyi tersine çevirince bu sefer ters enerji etkisi yaratıyor. Yani duayı tersine çevirince, bu sefer siz düşünün: "Mümine yardım et" yerine, Allahu alem, "Azab et" gibi bir mânâ meydana gelebilir; zıddı olarak yani. Ve enerji ve dua dönüşsüzdür; yani kılıcı sallamak gibi, birinin kolunu illa kesecek; ya o yanını, yada bu yanını.

---oOo---

HACDA İZDİHAM
Bu bir KIYAMET ve MEHDİ ALAMETİDİR

"Onun (Hz. Mehdi'nin) çıkacağı yıl insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler. Hep birlikte Beyt-i Şerif'i tavaf edecekler, sonra Mina'ya indiklerinde köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresi'nin üzerine akacak."

(Kıyamet Alametleri, Berzenci, sf. 169)

"İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler. Mina'ya indiklerinde etrafları, köpeklerin sarışı gibi sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi ile büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır."

(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 35)

Dikkat edilecek nokta: Gruplarla gidenler grup grup belli vakitlerde taşlamaya gidiyorlar; diğerleri bir gruba mensup değil, başsız, komutansız, beynelmilel, ne yapacağı, nereye gideceği belli değil. Ve bunların izdihamı oluşturduğu sanılıyor; yani kurala uymayanlar. Ve aynı hadiste geçtiği gibi.

Tabii bu hadislerin orijinal metnini bulup inceleyebilsem, aynı böyle mi, farklı mı, biliriz. Ama orijinal metni yok; Adnan Oktar'ın sitesinden aldım hadisleri. Ama Allahu alem bu olayı anlatıyor bu hadisler; ama hepsi aynı aynına değil, belki bazı yerleri hadisin yorumu olabilir.

---oOo---

Demişti ki daha önceki sohbetlerde: İslam'da riyazet yoktur. Bir rivayet ile:

Cenab-ı Hak bizi ve her şeyi halk etmiş, nefsi de halk etmiş.

Cenab-ı Hak nefse sormuş emr-i fermanında:

— Sen kimsin, ben kimim?

Bu zalim nefis demiş ki:

— Sen sensin, ben de benim.

Rabbının ubudiyetini tabii tasdik etmemiş.

— Atın bunu cehenneme! Bin sene yansın.

Atmışlar. Cehennemde bin sene yanmış.

— Çıkarın, getirin!

Getirmişler. Sormuş gene:

— Sen kimsin, ben kimim?

— Sen sensin, ben de benim.

— Atın bu soğuk cehenneme! Bin sene de donsun.

Getirmişler. Sonra tekrar soruyor:

— Sen kimsin, ben kimim?

— Sen sensin, ben de benim.

Cenab-ı Hak o zaman:

— Aç koyun! Buna üç gün gıda vermeyin, aç koyun!

Üç gün aç kalınca o zaman Rabbını tanımış demiş ki:

— Ya Rabbi, Sen ulu, azim bir Allah'sın, Hâlık'sın, bense senin bir mahlukunum.

---oOo---

Bu rivayete dayanıp onu ele alanlar, İslam'da riyazet vardır demeye getiriyorlar.

Hâlbuki bizler yıllardır "cehennem" denince hiç de öyle açlık cehennemi diye bilmeyiz; ateşe atılan cehennemi, cehennem diye biliriz. O zaman bu nefis sadece açlıkla terbiye olacak olsa, o zaman bu ateş cehennemini Allah herhalde beyhudine yarattı, halk etti, değil mi, gafil sofular?

Allah elmayı yaratmış; elmanın bir ekme, bir dikme, bir işlenme, bir yenme usulü ve mevsimi var, değil mi? Yine demiri yaratmış ama demir topraktan çıktığı gibi kullanılmaz. Demiri, onun mâhiri işleyip de işe yarar hâle getirinceye kadar bir sürü işleme tabi tutulur, değil mi? Ve demire tabi tuttuğun işlem elmada olmaz; yahut altında olmaz. Altını işlerken başka sıcaklık, başka bir usul takip edilir, değil mi? Yine alüminyum: Saf alüminyum elde etmek için boksitten elektroliz adı verilen bir yöntemle alüminyum elde edilir. Bu yöntem çok fazla elektriğe ihtiyaç gösterir; bir ton alüminyum elde etmek için 17.000 kW/saat elektrik gerekir. Alüminyum oksitin ergime sıcaklığı yaklaşık 2000 °C olduğundan ekonomik olmaktan uzaktır. Dolayısıyla alüminyum elektroliz yöntemiyle kazanılır. Yani başka usul, başka yöntem ile terbiye oluyormuş, işe yarar hâle geliyormuş. Ve sen nasıl diyebilirsin "İnsan nefsi sadece açlıkla terbiye olur" diye?

İnsanın cibilliyatı olan elementleri, burçları ve doğumu ve gezegeni ile alakalı. Ve eğer insan güneşe yakın ise iç kulvardan yarışa başlıyor demektir; eğer güneşe uzak ise bu sefer yarışa dış kulvardan başlıyor demektir. Ve gelelim tasavvufta nefsin mertebeleri bahsimizin en son bölümüne; yani Nefs-i Râziye'yi anlatmıştık, ve bu hafta Nefs-i Marziye konusuna gireceğiz.

İç kulvar, dış kulvar farkı sebebiyle dış kulvardan yarışa başlayan biraz içerden başlar; çünkü dış kulvar daha geniş ve uzun mesafe olduğu için 100 metre koşusunda herkes aynı mesafeyi koşması için iç kulvar ise geriden başlar. Aslında kulvarın yuvarlaklığını düzlem hâlinde açınca, yukarıdaki resimde gösterildiği gibi, hepsininki aynı 100 metre olmuş olur.

Ve insanın terbiyette istidadına, yeteneğine ve cibilliyatına göre farklılık gösterir. O yüzden bazı insanlar fakirlikle, bazıları zenginlikle, bazıları hastalıkla, bazıları kaza ile, bazıları bela ile, bazıları soğuk ile, bazıları sıcak ile imtihan olur.

Bu kadar farklı insan toplulukları olması, o kadar farklı terbiye yöntemi olduğunu gösterir. Ve her insanın kaderi farklı farklı yapıdadır; çünkü cibilliyatı farklıdır, ve onun terbiyeti farklı yoldan olmalıdır. Ve hal böyle olunca istidadı Nefs-i Râziye'ye kadar çıkabilecek olan birisi Nefs-i Marziye'ye varamaz; o en son Râziye'de kalacaktır. Ve ondan üste çıkabilecek bir yapıda cibilliyat, yetenek ve istidada sahip olanlar için Nefs-i Marziye: "Allah'ın senden razı olması" demektir, diye bilinir.

Nefs-i Mutmainne'den sonrası: Nefs-i Râziye, Nefs-i Marziye, Nefs-i Kâmile ve Nefs-i Safiyye. Hepsi dişi konumunda; yani rahim tecelliyatı. Onların erkek versiyonu ise: Rızâ, Maraz, Kemal, Safâ olarak zevç gösterir. Yani Marziye makamına çıkacak olan, en son dişilik elde eder; yani onun kazanacağı ve doğacağı yeni versiyonu kadın, yani kız çocuğu olacaktır. Ve Marziye'ye çıkacak olanlar için, açıkça isminde gizli; yani Marziye'nin erkeği öncesi, yani "maraz" kelimenin mastarı. Maraz, yani maraz demek hastalık veya bir engel demek. Ve bu dış kulvarda başlayacak olanlar için onların çoğu hastalıkla sınanır; yani aynen Eyyub aleyhisselam gibi, yani maraz ile sınanır ta ki Allah senin sabrını kabul edene kadar.

İnsan mesela suya kafasını soksa ve dayanabileceği yere kadar nefsini tutar; fakat artık nefesi yetmeyince, kendi nefsi ona "yetti gari" deyinceye kadar nefesini tutar, ve ondan sonra hemen kafasını sudan çıkarır. Yani insana da Muhammed'in şu sözü bu meseleyi bir nebze aydınlatması için manidardır:

Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Sizden birinizin duası, acele etmediği ve 'Duâ ettim, fakat benim duâm kabul edilmedi' demediği takdirde kabul edilecektir."

Yani insan spor yaparken veya çalışırken veya yüzerken bile, "Yoruldum, bittim" demeden önce yorulmaz; enerjisi tükenmez.

1957 yılında Yale Üniversitesi psikoloji laboratuvarında Profesör Curt Richter, su dolu kaplara koyduğu farelerin suyun yüzeyinde batmadan kalma sürelerini ortalama 15 dakika olarak hesapladı.

İlkini izleyen ikinci deneyde ise yeni bir fare grubunu, güçleri tükenmeden önce kaplardaki su oranlarını artırarak kap kenarlarına tutunmalarını ve dışarıya çıkarak başarılı olmalarını sağladı.

Üçüncü deneyde bu yeni fare grubunu su dolu kaplara koydu ve müdahale edilmeksizin suyun yüzeyinde kalma ortalama sürelerini hesapladı: 72 saat.

O yüzden yüzen insan düşünür; ve eğer kıyıya varamadıysa "Bittim" der, boğulur, dibe batar; onun enerjisi onu dibe batırır. Oysaki boğulup öldükten sonra ise düşünmesi yoktur; ve ölü ise su yüzüne çıkıp yüzer, yukarı çıkar. Enerjinin kütlesini anlayabilirsiniz bu misal ile.

İşte hastalıkla sınananlar da aynı fare deneyi gibi: Ya onlara sabrederlerse yardım birinci defada gelir, ve onlara umut verilir; ve o umut ile uzun bir süre daha yaşayabilirler. Yahut da "Bittim" deyip ölür giderler. Ve "Bittim" diyene Rabbim "Yettim gari" der, derler. Ve bir kere Rabbimizin ona verdiği ve gösterdiği ve yaşattığı bir mucize veya keramet ona umut olur; ve Rabbimizin ona tekrar dönüp imdat edeceği güne kadar o umut ile sabredebilirler. Aynen Eyyub gibi; yeni bir can verilinceye kadar sabretmiş. Oysaki umutsuzların bunu muhafaza edebilecek bir imanı yoktur. İman, en büyük umut, en büyük hazinedir.

"Rabbi olanın hiçbir şeyi olmasa ne yazar? Rabbi olmayanın dünyaları olsa ne yazar?"

Çünkü cehennem onu bekliyor olacaktır. Çünkü mesela lehim yapanlar bilir; bakır su tesisatı döşemcileri daha kolay anlayabilir: Eğer lehimin akışını sağlayacak yağ ve zin karışımı, lehimlenecek yere sürüldüyse, ve eğer o borular, lehim telinin ergime noktası sıcaklığına gelinceye kadar yeterince ısıtılıp lehim onda eriyecek sıcaklığa ulaşmadıysa, eriyip akıp lehim tutmaz. Ta ki ne zaman ergime noktasına ulaştı sıcaklık, o zaman lehim erir ve akar, o boruların kaynaklanacak kısmında, ve orayı kaplar; ve tekrar soğuyunca tekrar donup sertleşip orayı birbirine lehimleyip tutturmuş olur. Yani atalar boşuna dememiş "Demir tavında dövülür" diye. Yani maraz ile imtihan edilen ancak, Rabbimin "Tamam, senin ergime noktan burası" deyinceye kadar o kul sabredebilirse — yani "Marziye demek, Rabbim ondan razı olasıya kadar" — onun lehimi tutup Marziye makamına çıkar. Yoksa önce pes edenin lehimi tutmaz.

Yani mesela dedik: Alüminyumun ergime noktası çok yüksek; onun erimesi için çok yüksek cehennemde yanması gerekirken, bir çaydanlık su 100 °C'de vok vok vok kaynayıverir, değil mi? O yüzden istidadı ve cibilliyatı alüminyum tabiatlı birini 100 °C ile adam edemezsin. Yine açlıkla adam olacak olanı ateşle; soğuk ile adam olacak olanı sıcak ile, açlıkla, hastalıkla adam edemezsin. İstidat meselesi dostlar, istidat meselesi.

Rabbim, yüksek istidatlı Mehdi askerlerimizin yardımcısı olsun; ve onlara sabır ve metanet ile bu imtihanları kazanmayı nasip eylesin. Bu vaazdan sonra, bu vaaz sebebi ile o imtihanı başarıp o makama varanların makamları mübarek olsun. Ve vaazların sahibi Rabbimin Râşid kuluna da arada bir de olsa bir Fatiha'yı çok görmeyeler.

--oOo---

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Âmîn.
Elfatiha maassalavat.

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca


Schrems, 29 Eylül 2015 Salı
Original Kar©glan