10-17-2026, 02:20 AM
Hz. İsa Öldü mü, Ölmedi mi? Yeniden Hayat Bulup Doğacak mı? Yoksa Doğdu mu?
(Kar©glan'ın 03.02.2015 Vaazı)
3 Şubat 2015 Salı
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
Sadakallahul Aziym — Maide Suresi 110
OKUNUŞU:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
İz kâlellâhu yâ îsâbne meryemezkur ni'metî aleyke ve alâ vâlidetike iz eyyedtuke bi rûhil kudusi tukellimun nâse fîl mehdi ve kehlâ. Ve iz allemtukel kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîl. Ve iz tahluku minet tîni ke hey'etit tayri bi iznî fe tenfuhu fîhâ fe tekûnu tayran bi iznî ve tubriul ekmehe vel ebrasa bi iznî. Ve iz tuhricul mevtâ bi iznî. Ve iz kefeftu benî isrâîle anke iz ci'tehum bil beyyinâti fe kâlellezîne keferû minhum in hâzâ illâ sihrun mubîn.
MEALİ:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Allah (cc.) şöyle buyurmuştu: "Ey Meryem oğlu İsâ! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Kutsal bir Ruh ile (Mehdi ile) desteklemiştim de beşikte iken de yetişkin iken de insanlarla Mehdi için (onun dilinden, onun için) konuşuyordun. Sana Kitab'ı, Hikmet'i (Hikmet, Kur'an-ı Kerim'e verilen isimdir; yani Kur'an'ı öğrettik manasında), Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Ben'im iznimle nemli topraktan kuş şeklinde heykel (suret) yapmıştın, sonra onun içine üflemiştin; böylece Ben'im iznimle bir kuş olmuştu. Ve doğuştan kör olanı ve alaca tenliyi yine Ben'im iznimle iyileştiriyordun. Ben'im iznimle ölüleri (diriltip kabirden) çıkartıyordun. Ve onlara apaçık belgeler getirdiğin — yani onların gözlerine hitap eden delillerle geldiğin — halde, onlardan kâfir olanlar (küfürde olanlar): 'Bu ancak, sadece apaçık bir sihirdir.' demişlerdi."
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
Sadakallahul Aziym — Maide Suresi 117
OKUNUŞU:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Mâ kultu lehum illâ mâ emertenî bihî eni'budûllâhe rabbî ve rabbekum. Ve kuntu aleyhim şehîden mâ dumtu fîhim. Fe lemmâ teveffeytenî kunte enter rakîbe aleyhim ve ente alâ kulli şey'in şehîd.
MEALİ:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
İsa Aleyhisselam, Cenab-ı Mevla'ya cevaben dedi ki: "Ben onlara senin bana emrettiğinden başka bir şey söylemedim. Sadece dedim ki: 'Bana kulluk ediniz' — yani daha doğrusu 'itaat ediniz' manasındadır burada — ki benim de sizin de Rabbiniz olan Rabbe itaat etmiş olasınız. Ve bunun üzerine onların beni ne için öldürdüklerine şahit oldum. (Buradaki 'dümtü' kelimesi, 'mevt' kelimesinin bir değişik fonksiyonudur; yani 'müütü bigayzikum' diye geçen başka bir ayetteki gibi 'müütü' yani 'ölünüz' veya 'ölüler olunuz' demektir ve 'dümtü' 'beni öldürdüklerine' demek olur.) Ve sen beni vefat ettirip katına alasıya kadar onlarla rekabet edip mücadele ettim. Sen de bunların hepsine zaten şahitsin."
Sadakallahul Aziym — Maide Suresi 117
Allahümme salli ala Muhammed Mustafa
Ve sallu ala seyyidina İsa
Ve sallu ve sellim seyyidina Hasan
Ve seyyidina Hüseyin
Ve sallu ve sellim Seyyidina Mehdiyyil Müntezar
Velil heza hiyel ümmetül ahireti min Muhammed
Teslimen lehu, ve itaaten lehul emrühu, ile hatte hiyne vaktül Kıyamet.
Aamiyne vetakbbel minna ya Rabbel Alemiyn.
Yolculuğumuza başlıyoruz
Geçen haftaki vaazımızdan devam edersek, Ruh babası konusunda kalmıştık. Ve Muhammed Mustafa'nın dahi bir ruh babası varmış diye anlattık. Ve bu hafta da işte, kapı gibi ayet ve Rabbimiz buyuruyor ki İsa Efendimize: "Biz seni bir kutsal ruh olan Mehdi'nin ruhu ile desteklemedik mi! Hatırla ve unutma." diyor. Ve İsa'nın Mehdi'den, Mehdi'nin de hem Muhammed'den hem de İsa'dan olduğunun alemeti bu ayettir. Ve daha önce yazdığımız, Arnold Schwarzenegger'in eski çektiği en son Terminator filmindeki, gelecekten gelip annesini tohumlayan ve ondan kendi kendini doğurtan kurtarıcı — son kurtarıcı yani MHD veya Mehdi.
İşte bu ayette geçen o Ruhul Kudüs — yani Kutsal Ruh — için kullandıkları Cebrail, hani nerede? Herkes Cebrail diye tefsir ve meal veriyorlar. Bu ayette geçen Kutsal Ruh, Mehdi'dir. Ve gelecekten gelip Meryem'den doğan, sonra geleceğe gidip Hz. Ali'den, Hasan'dan, Hüseyin'den ve Muhammed ve Mustafa'dan doğan Mehdiyyul Müntezar'dır. Ve bu ayette apaçık ortada olduğu gibi, İsa'nın da Ruh Babası varmış ve o ayette geçtiği gibi o Kutsal Ruh olan Mehdi'ymiş. Ve O, O'nun kehlesinden Mehdi için konuşurmuş — yani gırtlağından, onun sesinden, onun sesi ile beşikteyken konuşmuş. Yani Mehdi konuşmuş; fakat o zaten o, o da zaten o. O Mehdi gelecekti o zaman ama beşikte konuştuğu sırada Mehdi'ye mikrofon uzatıldı — yani İsa'nın gırtlağı, kehlesi uzatıldı — ve o gırtlaktan Mehdi konuştu ve cevap verdi. Şimdi de İsa Efendimiz yine Mehdi'nin gırtlağından Mehdi olarak seslenir ve insanları hidayete çağırır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
Sadakallahul Aziym — Maide Suresi 109
OKUNUŞU:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yevme yecmeullâhur rusule fe yekûlu mâzâ ucibtum. Kâlû lâ ilme lenâ inneke ente allâmul guyûb.
MEALİ:
Allah'ın, resûlleri gelecekte bir araya topladığı, sonra "Size neyi vacip (yapmaya mecbur) kıldım, biliyor musunuz?" diye buyurduğu gün, (onlar): "Bizim bir bilgimiz yok. Muhakkak ki gaybdakileri en iyi bilen Sen'sin!" derler.
Sadakallahul Aziym — Maide Suresi 109
Bu yukarıda geçen toplanma, Peygamberimiz Mirac ederken, Mescid-i Aksa'da bütün Peygamberlere imam olduğunda olmuştur.
Ve bir bilginin bilinmesindeki kural: O bilgi ve olay, eskiden olmuşsa, o olay; olayın şahitleri — yani müşahede edenleri, görenleri, yaşayanları — tarafından en iyi bilinebilir veya o bilenlerin o olayı anlattıkları kimselerce sadece ilmen ve gaiben bilinebilir. Ve buradaki geçen "Ben size neyi vacip kıldım"dan kastedilen şey: Rabbimiz bütün Nebileri — yani Peygamberleri — toplayıp, Kur'an'da besmelesi sonda gelen resul için, yani tohumu atılırken besmelesi unutulup da sonradan akla gelip besmelesi çekilmiş olan Resul, son Resul Mehdi için söz alındı. Ve o ayette buyrulan söz — yani misak:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
Sadakallahul Aziym — Âl-i İmrân Suresi 81
OKUNUŞU:
<<<<<<<<<>>>>>>>>>
DİKKAT
Bu ayet, çağrılmış Kur'an'dan şeytan ve ordusu tarafından çalınmış; manası ile aslı birbirini tutmuyor. Aslında "ona hikmet verilen resul geldiğinde" — yani Mehdi geldiğinde — "ona karın üstünde de olsanız tabi olup uyun" diyen Peygamber'in hadisi ile çelişip, ayetin metninde "lima meaküm" diyor. Ayetin orijinali gibi olanlarda, Kur'an'larda geçende yani "onunla birlikte olmayın" diyor; yani "ona destek vermeyin" gibi bir mana bozulmuş. Metni kim bozabilir? İnternet elinde oyuncak olabilen birisi bu Kur'an'ı tahrif edebilir. Fakat mana olarak yazılan meallerde "ona tabi olun, ona yardım edin" yazıyor ve yine "lime tü'minune" — "ona inanmayın" yazıyor metinde. Allah resul gönderecek ve "ona inanmayın" diyecek, bir de ha! Yani ayetin besmelesi ters olduğu gibi işte şeytan girmiş ve viz girip tiris atmış; mana ve meal ile aslı birbirini tutmuyor. Ve böyle olunca deccal ve şeytan aleyhillane, Kur'an'ı yeryüzünde tahrif edip kaldırmaya çalışıyor. Ve bir vakit gelecek, akıllarda kalan Kur'an'dan başkası kalmayacak. Akıllı olan, Arapça bilen, metni ile manasını karşılaştırsın; vallahi ne yazıyor diye. Bilmeyip işte Osmanlıca Arapçası ile Kur'an okuyan, hatim eden gafil Müslümanlar, Kur'an'ın tahrif edildiğinin de farkında değiller. Ve deniyor ki metinde "vele tensurunnehu" — yani "ona yardım etmeyin." Kim tahrif etmiş olabilir acaba? Amma tahrif etmiş de manasını da tahrif etmeyi unutmuş herhalde. Gafil Osmanlı'nın yediği naneler işte böyle çıkıyor. Arapça bilmeden elifbâ Kur'an okuyan gafillerin manadan bihaber küfür işletildikleri ayet. Aynen kör deccal ordusunun seccade üretimini ele geçirip seccadelere şeytan figürleri yaparak "siz Allah'a değil şeytana secde ediyorsunuz" hikâyesi gibi. İşte bu ayeti de okuyan sancak Kur'an'da böyle yazıyor, doğru? Eğer akıllarda kalan da buysa bilin ki akıllardan dahi silinmiş, beyinlere dahi müdahale ediyor demektir.
<<<<<<<<<>>>>>>>>>
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tü'minunne bihî ve le tansurunnehu. Kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî. Kâlû akrarnâ. Kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn.
MEALİ:
Ve Allah, nebilerden (Peygamberlerden): "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka iman edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz" diye misak aldığı zaman, "İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?" diye buyurdu. (Onlar da): "İkrar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahû Teâlâ): "Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim." buyurdu.
Sadakallahul Aziym — Âl-i İmrân Suresi 81
Bu ayette alınan söz, anlaşmaya; şimdi Mehdi'ye yapılan yardım ve destek ile Peygamberlerce yerine getirilmektedir. Peki nasıl olur bu, demeyin.
Çünkü İbrahimler, Hz. İbrahim'in ahirzamandaki çoğaltılmış nüshaları yani. Mesela bir tane badem çekirdeğin var, onu diktin. Sonra o büyüdü ve bademler verdi. Ve geldi bir Ahmet: "Bu badem çok güzel" dedi, "Bana da ver, ben de dikeyim" dedi. Ve verdin bir çekirdek de ona. Ve Ahmet de gitti bahçesine badem dikti. Ve oldu iki badem ağacı; onun da bademleri oldu. Ve yine bu sefer Sabrina diye bir kadın geldi, o da beğendi, o da aldı gitti dikti... Ve böylece binlerce badem ağacı oldu. Torun da dikti, dedesi de dikti; derken dünyada binlerce badem oldu. Yine mesela Mesnevi'yi Mevlana yazdı, amma o yazarken bir tek nüshası vardı. Amma o gittikten sonra, matbaa çıkınca matbaalarca nüshaları çoğaltıldı. Ve şimdi Mevlana seven ve parası olan herkesin evinde bir adet Mevlana ve Mesnevi'si var. Ne oldu böylece? Mevlanalar ve Mesnevi nüshaları çoğaldı. Ahmet'in evinde Mesnevi var diye, Mehmet'in evindeki Mesnevi'nin bundan bir noksanı ve "orda o var" diye bir incinmesi de yok, değil mi? Ve bunlar gösteriyor ki işte İbrahimlerin nüshaları: Hz. İbrahim dünyaya gelip peygamber olup Hakka doğru yürüdükten sonra çoğaltıldı ve insanlar çocuklarına İbrahim ismi koymaya başladılar. Yani Hz. İbrahim bir daha, bir daha doğmuş oldu. Yine Yakub veya Jacob'lar için böyle; Joseph ve Yusuf'lar için de böyledir.
Ve böyle olunca İbrahimler, İbrahim'den; İsmailler de İsmail'den çoğaltma yeni nüshaları demek olur — yani onun klonları demek olur. Ve böylece ayetin tasdiki gaybisine gelince:
Ve Yakub veya Jacob'lar Yakub'dan ise, ve Brezilyalı Jacob Amca kahve, muz ekti, biçti, sattı; ve onun kahvesi Mehdi'ye kadar vardı. Ve yine Mehdi askerlerine kadar vardı. Ve yine Mehdi'ye ve Mehdi zamanının ahirzaman ümmetine hizmet etmiş oldu. Ekti, biçti, sattı ve ona hizmet edip bir nevi emeği ile yardım etti. Yine Aliler Ali olarak, yine veliler de veli olarak o misaka uyup bu ahirzamanda bir nevi o ayette yapılan hak sözleşmesini yerine getirdiler. Ve herkes Mehdi'ye hizmet halinde; ve onun ahirzaman ümmetine ve cemaatine hizmet halinde. Her türlü ilim, bilim, teknoloji, yiyecek, giyecek ve bilgi ve paylaşım ile hizmet edip o misak anlaşmayı yerine getirmiş oluyorlar. Ve eğer Avustralyalı bir Johannes ona hizmet ettiyse bilsin ki: O, Hz. Yunus'un verdiği sözü yerine getirmekle emrolunduğu için; ve Johannes ve yani Yunus ve Mehdi aşkına yerine gelmiş bir hizmet ve sözünde durma olayı olmuş oldu bu hizmeti.
Ve hal böyle olunca MEHDİ demek işte "M"si Muhammed'den. Arapçada E harf değildir, amma harekedir — yani sesli harf demektir; yani kitabı olmayan bir nebi demektir. Sadece sesi olan, kitabı olmayan; bizim bildiğimiz ve Kur'an'da geçen Eyyub ve Elyesa vardır ve "E"sinî de onlardan alır.
Yine "H"sinî Hasan ve Hüseyin'den alır. Ve Peygamber dedi: "O, Davud evladı olacak" dedi ve "D"sinî Hz. Davud'dan alır. Ve en son "İ"sinî de Hz. İsa'dan alır. Ve fakat en sonunda ona tabi olacak ve kendi kitabını değil Kur'an'ı tasdik edecek olan hem Peygamber hem de Nebi olan İsa'dan alır. Ve bir de — İlyas'tan alır.
Ve hal böyle olunca Kur'an'da Mehdi kelimesi üç yerde geçer; üçü de İsa ile birliktedir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
------ooo-----
------ooo-----
OKUNUŞU:
Fe eşâret ileyh. Kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabiyyâ.
Meryem Suresi 29
------ooo-----
Ve alâ vâlidetike iz eyyedtuke bi rûhil kudusi tukellimun nâse fîl mehdi ve kehlâ.
Maide Suresi 110
------ooo-----
Ve yukellimun nâse fîl mehdi ve kehlen ve mines sâlihîn.
Üç defa geçiyor ve "fil mehdi" demek "Mehdi için" demektir.
Ve birincide deniyor ki "keyfe nükellimu" demek: "Biz onun ağzından, o daha sabi bir çocuk iken Mehdi için nasıl konuştuk." demek.
İkincisinde: "Sen daha annendeyken seni bir Kutsal Ruh olan Mehdi ile destekledik ve sen insanlarla mikrofondan, kehleden — yani onun gırtlağından — konuştun." Yani Mehdi için, Mehdi'nin gırtlağından, yani onun sesi ile konuştun.
Ve en sonuncuda da: "Mehdi olarak geldin ve insanlara yine mikrofonla salihlerden birisi olarak konuştun, seslendin." demektir.
Ve hal böyle olunca eğer Mehdi dünyadaysa zaten O, O'dur. Yani hem İsa, hem Muhammed, hem Mustafa, hem Ali, hem Davud, hem Hasan, hem Hüseyin... Hem ahirzaman imamı kurtarıcısı; hem o Peygamberlerden ona yardım etmeleri için söz alınan, misak alınan, besmelesi unutulmuş ve sonradan konmuş Resul — yani tebliğci, görevli Hz. Mehdi'dir.
Allahümme salli ala Muhammed Mustafa
Ve sallu ala seyyidina İsa
Ve sallu ve sellim seyyidina Hasan
Ve seyyidina Hüseyin
Ve sallu ve sellim Seyyidina Mehdiyyil Müntezar
Velil heza hiyel ümmetül ahireti min Muhammed
Teslimen lehu, ve itaaten lehul emrühu, ile hatte hiyne vaktül Kıyamet.
Vetakbbel minna ya Rabbel Alemiyn.
Amiyn.
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Elfatiha maassalavat.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 03 Şubat 2015 Salı
Original Kar © glan
[/size](Kar©glan'ın 03.02.2015 Vaazı)
3 Şubat 2015 Salı
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ وَعَلَى وَالِدَتِكَ إِذْ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنجِيلَ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي وَتُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَالْأَبْرَصَ بِإِذْنِي وَإِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتَى بِإِذْنِي وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَنكَ إِذْ جِئْتَهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Sadakallahul Aziym — Maide Suresi 110
OKUNUŞU:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
İz kâlellâhu yâ îsâbne meryemezkur ni'metî aleyke ve alâ vâlidetike iz eyyedtuke bi rûhil kudusi tukellimun nâse fîl mehdi ve kehlâ. Ve iz allemtukel kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîl. Ve iz tahluku minet tîni ke hey'etit tayri bi iznî fe tenfuhu fîhâ fe tekûnu tayran bi iznî ve tubriul ekmehe vel ebrasa bi iznî. Ve iz tuhricul mevtâ bi iznî. Ve iz kefeftu benî isrâîle anke iz ci'tehum bil beyyinâti fe kâlellezîne keferû minhum in hâzâ illâ sihrun mubîn.
MEALİ:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Allah (cc.) şöyle buyurmuştu: "Ey Meryem oğlu İsâ! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Kutsal bir Ruh ile (Mehdi ile) desteklemiştim de beşikte iken de yetişkin iken de insanlarla Mehdi için (onun dilinden, onun için) konuşuyordun. Sana Kitab'ı, Hikmet'i (Hikmet, Kur'an-ı Kerim'e verilen isimdir; yani Kur'an'ı öğrettik manasında), Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Ben'im iznimle nemli topraktan kuş şeklinde heykel (suret) yapmıştın, sonra onun içine üflemiştin; böylece Ben'im iznimle bir kuş olmuştu. Ve doğuştan kör olanı ve alaca tenliyi yine Ben'im iznimle iyileştiriyordun. Ben'im iznimle ölüleri (diriltip kabirden) çıkartıyordun. Ve onlara apaçık belgeler getirdiğin — yani onların gözlerine hitap eden delillerle geldiğin — halde, onlardan kâfir olanlar (küfürde olanlar): 'Bu ancak, sadece apaçık bir sihirdir.' demişlerdi."
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنتَ أَنتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Sadakallahul Aziym — Maide Suresi 117
OKUNUŞU:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Mâ kultu lehum illâ mâ emertenî bihî eni'budûllâhe rabbî ve rabbekum. Ve kuntu aleyhim şehîden mâ dumtu fîhim. Fe lemmâ teveffeytenî kunte enter rakîbe aleyhim ve ente alâ kulli şey'in şehîd.
MEALİ:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
İsa Aleyhisselam, Cenab-ı Mevla'ya cevaben dedi ki: "Ben onlara senin bana emrettiğinden başka bir şey söylemedim. Sadece dedim ki: 'Bana kulluk ediniz' — yani daha doğrusu 'itaat ediniz' manasındadır burada — ki benim de sizin de Rabbiniz olan Rabbe itaat etmiş olasınız. Ve bunun üzerine onların beni ne için öldürdüklerine şahit oldum. (Buradaki 'dümtü' kelimesi, 'mevt' kelimesinin bir değişik fonksiyonudur; yani 'müütü bigayzikum' diye geçen başka bir ayetteki gibi 'müütü' yani 'ölünüz' veya 'ölüler olunuz' demektir ve 'dümtü' 'beni öldürdüklerine' demek olur.) Ve sen beni vefat ettirip katına alasıya kadar onlarla rekabet edip mücadele ettim. Sen de bunların hepsine zaten şahitsin."
Sadakallahul Aziym — Maide Suresi 117
Allahümme salli ala Muhammed Mustafa
Ve sallu ala seyyidina İsa
Ve sallu ve sellim seyyidina Hasan
Ve seyyidina Hüseyin
Ve sallu ve sellim Seyyidina Mehdiyyil Müntezar
Velil heza hiyel ümmetül ahireti min Muhammed
Teslimen lehu, ve itaaten lehul emrühu, ile hatte hiyne vaktül Kıyamet.
Aamiyne vetakbbel minna ya Rabbel Alemiyn.
Yolculuğumuza başlıyoruz
Geçen haftaki vaazımızdan devam edersek, Ruh babası konusunda kalmıştık. Ve Muhammed Mustafa'nın dahi bir ruh babası varmış diye anlattık. Ve bu hafta da işte, kapı gibi ayet ve Rabbimiz buyuruyor ki İsa Efendimize: "Biz seni bir kutsal ruh olan Mehdi'nin ruhu ile desteklemedik mi! Hatırla ve unutma." diyor. Ve İsa'nın Mehdi'den, Mehdi'nin de hem Muhammed'den hem de İsa'dan olduğunun alemeti bu ayettir. Ve daha önce yazdığımız, Arnold Schwarzenegger'in eski çektiği en son Terminator filmindeki, gelecekten gelip annesini tohumlayan ve ondan kendi kendini doğurtan kurtarıcı — son kurtarıcı yani MHD veya Mehdi.
İşte bu ayette geçen o Ruhul Kudüs — yani Kutsal Ruh — için kullandıkları Cebrail, hani nerede? Herkes Cebrail diye tefsir ve meal veriyorlar. Bu ayette geçen Kutsal Ruh, Mehdi'dir. Ve gelecekten gelip Meryem'den doğan, sonra geleceğe gidip Hz. Ali'den, Hasan'dan, Hüseyin'den ve Muhammed ve Mustafa'dan doğan Mehdiyyul Müntezar'dır. Ve bu ayette apaçık ortada olduğu gibi, İsa'nın da Ruh Babası varmış ve o ayette geçtiği gibi o Kutsal Ruh olan Mehdi'ymiş. Ve O, O'nun kehlesinden Mehdi için konuşurmuş — yani gırtlağından, onun sesinden, onun sesi ile beşikteyken konuşmuş. Yani Mehdi konuşmuş; fakat o zaten o, o da zaten o. O Mehdi gelecekti o zaman ama beşikte konuştuğu sırada Mehdi'ye mikrofon uzatıldı — yani İsa'nın gırtlağı, kehlesi uzatıldı — ve o gırtlaktan Mehdi konuştu ve cevap verdi. Şimdi de İsa Efendimiz yine Mehdi'nin gırtlağından Mehdi olarak seslenir ve insanları hidayete çağırır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
يَوْمَ يَجْمَعُ اللَّهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أُجِبْتُمْ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
Sadakallahul Aziym — Maide Suresi 109
OKUNUŞU:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yevme yecmeullâhur rusule fe yekûlu mâzâ ucibtum. Kâlû lâ ilme lenâ inneke ente allâmul guyûb.
MEALİ:
Allah'ın, resûlleri gelecekte bir araya topladığı, sonra "Size neyi vacip (yapmaya mecbur) kıldım, biliyor musunuz?" diye buyurduğu gün, (onlar): "Bizim bir bilgimiz yok. Muhakkak ki gaybdakileri en iyi bilen Sen'sin!" derler.
Sadakallahul Aziym — Maide Suresi 109
Bu yukarıda geçen toplanma, Peygamberimiz Mirac ederken, Mescid-i Aksa'da bütün Peygamberlere imam olduğunda olmuştur.
Ve bir bilginin bilinmesindeki kural: O bilgi ve olay, eskiden olmuşsa, o olay; olayın şahitleri — yani müşahede edenleri, görenleri, yaşayanları — tarafından en iyi bilinebilir veya o bilenlerin o olayı anlattıkları kimselerce sadece ilmen ve gaiben bilinebilir. Ve buradaki geçen "Ben size neyi vacip kıldım"dan kastedilen şey: Rabbimiz bütün Nebileri — yani Peygamberleri — toplayıp, Kur'an'da besmelesi sonda gelen resul için, yani tohumu atılırken besmelesi unutulup da sonradan akla gelip besmelesi çekilmiş olan Resul, son Resul Mehdi için söz alındı. Ve o ayette buyrulan söz — yani misak:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّينَ لَمَا آتَيْتُكُم مِّن كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالُوا أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُوا وَأَنَا مَعَكُم مِّنَ الشَّاهِدِينَ
Sadakallahul Aziym — Âl-i İmrân Suresi 81
OKUNUŞU:
<<<<<<<<<>>>>>>>>>
DİKKAT
Bu ayet, çağrılmış Kur'an'dan şeytan ve ordusu tarafından çalınmış; manası ile aslı birbirini tutmuyor. Aslında "ona hikmet verilen resul geldiğinde" — yani Mehdi geldiğinde — "ona karın üstünde de olsanız tabi olup uyun" diyen Peygamber'in hadisi ile çelişip, ayetin metninde "lima meaküm" diyor. Ayetin orijinali gibi olanlarda, Kur'an'larda geçende yani "onunla birlikte olmayın" diyor; yani "ona destek vermeyin" gibi bir mana bozulmuş. Metni kim bozabilir? İnternet elinde oyuncak olabilen birisi bu Kur'an'ı tahrif edebilir. Fakat mana olarak yazılan meallerde "ona tabi olun, ona yardım edin" yazıyor ve yine "lime tü'minune" — "ona inanmayın" yazıyor metinde. Allah resul gönderecek ve "ona inanmayın" diyecek, bir de ha! Yani ayetin besmelesi ters olduğu gibi işte şeytan girmiş ve viz girip tiris atmış; mana ve meal ile aslı birbirini tutmuyor. Ve böyle olunca deccal ve şeytan aleyhillane, Kur'an'ı yeryüzünde tahrif edip kaldırmaya çalışıyor. Ve bir vakit gelecek, akıllarda kalan Kur'an'dan başkası kalmayacak. Akıllı olan, Arapça bilen, metni ile manasını karşılaştırsın; vallahi ne yazıyor diye. Bilmeyip işte Osmanlıca Arapçası ile Kur'an okuyan, hatim eden gafil Müslümanlar, Kur'an'ın tahrif edildiğinin de farkında değiller. Ve deniyor ki metinde "vele tensurunnehu" — yani "ona yardım etmeyin." Kim tahrif etmiş olabilir acaba? Amma tahrif etmiş de manasını da tahrif etmeyi unutmuş herhalde. Gafil Osmanlı'nın yediği naneler işte böyle çıkıyor. Arapça bilmeden elifbâ Kur'an okuyan gafillerin manadan bihaber küfür işletildikleri ayet. Aynen kör deccal ordusunun seccade üretimini ele geçirip seccadelere şeytan figürleri yaparak "siz Allah'a değil şeytana secde ediyorsunuz" hikâyesi gibi. İşte bu ayeti de okuyan sancak Kur'an'da böyle yazıyor, doğru? Eğer akıllarda kalan da buysa bilin ki akıllardan dahi silinmiş, beyinlere dahi müdahale ediyor demektir.
<<<<<<<<<>>>>>>>>>
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tü'minunne bihî ve le tansurunnehu. Kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî. Kâlû akrarnâ. Kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn.
MEALİ:
Ve Allah, nebilerden (Peygamberlerden): "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka iman edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz" diye misak aldığı zaman, "İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?" diye buyurdu. (Onlar da): "İkrar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahû Teâlâ): "Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim." buyurdu.
Sadakallahul Aziym — Âl-i İmrân Suresi 81
Bu ayette alınan söz, anlaşmaya; şimdi Mehdi'ye yapılan yardım ve destek ile Peygamberlerce yerine getirilmektedir. Peki nasıl olur bu, demeyin.
Çünkü İbrahimler, Hz. İbrahim'in ahirzamandaki çoğaltılmış nüshaları yani. Mesela bir tane badem çekirdeğin var, onu diktin. Sonra o büyüdü ve bademler verdi. Ve geldi bir Ahmet: "Bu badem çok güzel" dedi, "Bana da ver, ben de dikeyim" dedi. Ve verdin bir çekirdek de ona. Ve Ahmet de gitti bahçesine badem dikti. Ve oldu iki badem ağacı; onun da bademleri oldu. Ve yine bu sefer Sabrina diye bir kadın geldi, o da beğendi, o da aldı gitti dikti... Ve böylece binlerce badem ağacı oldu. Torun da dikti, dedesi de dikti; derken dünyada binlerce badem oldu. Yine mesela Mesnevi'yi Mevlana yazdı, amma o yazarken bir tek nüshası vardı. Amma o gittikten sonra, matbaa çıkınca matbaalarca nüshaları çoğaltıldı. Ve şimdi Mevlana seven ve parası olan herkesin evinde bir adet Mevlana ve Mesnevi'si var. Ne oldu böylece? Mevlanalar ve Mesnevi nüshaları çoğaldı. Ahmet'in evinde Mesnevi var diye, Mehmet'in evindeki Mesnevi'nin bundan bir noksanı ve "orda o var" diye bir incinmesi de yok, değil mi? Ve bunlar gösteriyor ki işte İbrahimlerin nüshaları: Hz. İbrahim dünyaya gelip peygamber olup Hakka doğru yürüdükten sonra çoğaltıldı ve insanlar çocuklarına İbrahim ismi koymaya başladılar. Yani Hz. İbrahim bir daha, bir daha doğmuş oldu. Yine Yakub veya Jacob'lar için böyle; Joseph ve Yusuf'lar için de böyledir.
Ve böyle olunca İbrahimler, İbrahim'den; İsmailler de İsmail'den çoğaltma yeni nüshaları demek olur — yani onun klonları demek olur. Ve böylece ayetin tasdiki gaybisine gelince:
Ve Yakub veya Jacob'lar Yakub'dan ise, ve Brezilyalı Jacob Amca kahve, muz ekti, biçti, sattı; ve onun kahvesi Mehdi'ye kadar vardı. Ve yine Mehdi askerlerine kadar vardı. Ve yine Mehdi'ye ve Mehdi zamanının ahirzaman ümmetine hizmet etmiş oldu. Ekti, biçti, sattı ve ona hizmet edip bir nevi emeği ile yardım etti. Yine Aliler Ali olarak, yine veliler de veli olarak o misaka uyup bu ahirzamanda bir nevi o ayette yapılan hak sözleşmesini yerine getirdiler. Ve herkes Mehdi'ye hizmet halinde; ve onun ahirzaman ümmetine ve cemaatine hizmet halinde. Her türlü ilim, bilim, teknoloji, yiyecek, giyecek ve bilgi ve paylaşım ile hizmet edip o misak anlaşmayı yerine getirmiş oluyorlar. Ve eğer Avustralyalı bir Johannes ona hizmet ettiyse bilsin ki: O, Hz. Yunus'un verdiği sözü yerine getirmekle emrolunduğu için; ve Johannes ve yani Yunus ve Mehdi aşkına yerine gelmiş bir hizmet ve sözünde durma olayı olmuş oldu bu hizmeti.
Ve hal böyle olunca MEHDİ demek işte "M"si Muhammed'den. Arapçada E harf değildir, amma harekedir — yani sesli harf demektir; yani kitabı olmayan bir nebi demektir. Sadece sesi olan, kitabı olmayan; bizim bildiğimiz ve Kur'an'da geçen Eyyub ve Elyesa vardır ve "E"sinî de onlardan alır.
Yine "H"sinî Hasan ve Hüseyin'den alır. Ve Peygamber dedi: "O, Davud evladı olacak" dedi ve "D"sinî Hz. Davud'dan alır. Ve en son "İ"sinî de Hz. İsa'dan alır. Ve fakat en sonunda ona tabi olacak ve kendi kitabını değil Kur'an'ı tasdik edecek olan hem Peygamber hem de Nebi olan İsa'dan alır. Ve bir de — İlyas'tan alır.
Ve hal böyle olunca Kur'an'da Mehdi kelimesi üç yerde geçer; üçü de İsa ile birliktedir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا
------ooo-----
وَعَلَى وَالِدَتِكَ إِذْ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا
------ooo-----
وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ الصَّالِحِينَ
OKUNUŞU:
Fe eşâret ileyh. Kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabiyyâ.
Meryem Suresi 29
------ooo-----
Ve alâ vâlidetike iz eyyedtuke bi rûhil kudusi tukellimun nâse fîl mehdi ve kehlâ.
Maide Suresi 110
------ooo-----
Ve yukellimun nâse fîl mehdi ve kehlen ve mines sâlihîn.
Üç defa geçiyor ve "fil mehdi" demek "Mehdi için" demektir.
Ve birincide deniyor ki "keyfe nükellimu" demek: "Biz onun ağzından, o daha sabi bir çocuk iken Mehdi için nasıl konuştuk." demek.
İkincisinde: "Sen daha annendeyken seni bir Kutsal Ruh olan Mehdi ile destekledik ve sen insanlarla mikrofondan, kehleden — yani onun gırtlağından — konuştun." Yani Mehdi için, Mehdi'nin gırtlağından, yani onun sesi ile konuştun.
Ve en sonuncuda da: "Mehdi olarak geldin ve insanlara yine mikrofonla salihlerden birisi olarak konuştun, seslendin." demektir.
Ve hal böyle olunca eğer Mehdi dünyadaysa zaten O, O'dur. Yani hem İsa, hem Muhammed, hem Mustafa, hem Ali, hem Davud, hem Hasan, hem Hüseyin... Hem ahirzaman imamı kurtarıcısı; hem o Peygamberlerden ona yardım etmeleri için söz alınan, misak alınan, besmelesi unutulmuş ve sonradan konmuş Resul — yani tebliğci, görevli Hz. Mehdi'dir.
Allahümme salli ala Muhammed Mustafa
Ve sallu ala seyyidina İsa
Ve sallu ve sellim seyyidina Hasan
Ve seyyidina Hüseyin
Ve sallu ve sellim Seyyidina Mehdiyyil Müntezar
Velil heza hiyel ümmetül ahireti min Muhammed
Teslimen lehu, ve itaaten lehul emrühu, ile hatte hiyne vaktül Kıyamet.
Vetakbbel minna ya Rabbel Alemiyn.
Amiyn.
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Elfatiha maassalavat.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 03 Şubat 2015 Salı
Original Kar © glan